Viyana’da Vals

335 okuma

Köprüden karşıya doğru yürüyorum, ortaçağın içinden geçiyorum. Bu şehre Kafka için gelmiştim ama Mozart’ı da bulacaktım. Yollar size sürprizler hazırlar bazen, bu da onlardan biriydi. Mozart’ın Prag’a geldiğinde kaldığı villa için bir saate yakın yürümem gerekti. Prag ne kadarcık bir şehir ki yürüyerek her yere gidiliyor, yol manzarası da ikramiyesi oluyor. Bir kapının önünde duruyorum, kapalı kapı. Öğle arası herhalde diyerek beklemek için yakınındaki parka gidiyorum. Parkta biraz dolaşıyor,  müzik dinliyor ve elimdeki telefondan Mozart ve Prag hakkında bir şeyler okuyorum. Böylesi çok iyi yaşayarak öğrenmek… Bu sefer ters taraftan yürüyor ve villanın etrafını tavaf ediyorum. Villa hala kapalı, gelen giden kimse de yok, bu yüzden neden kapalı olduğunu soramıyorum. Geri dönmek istemiyorum, içeriye, en azından bahçeye girmek istiyorum ve bütün cesaretimi toplayıp kapıyı çalıyorum.

Tak tak.


Kapım çalınıyor. Bu saatte kim, diyerek kapıya doğru gidiyorum. Kapıyı açar açmaz içeri giriyor, ‘hadi hazır değil misin’ diye soruyor. ‘ Bugün çıkmasak olur mu, uçak beni sarstı, biraz dinlenmek istiyorum.’ demem onu ikna etmiyor. ‘Bir kahve içer geliriz.’ diyor ve beni ikna ediyor. ‘Tamam, üzerime bir şey alayım’ diyerek alelacele kapıyı çekip çıkıyoruz. Serin bir Viyana akşamı, metroya biniyor ve üç durak sonra iniyoruz. Neresi tam olarak algılayamıyorum. Köşeyi dönünce karşıma çıkan Cafe Mozart’ı görünce anlıyorum, hoş bir sürprizin içine düştüğümü. Kalbim çarpıyorum ama nedenini anlayamıyorum. Neden, zaten onun şehrine gelmemiş miydim? Onu en çok bulacağım, dinleyeceğim şehre. Beklenmedik olan neydi?

Bir kahve içmek, Viyana’da ciddiye alınan bir olay, oturuyorum ve bir kahve istiyorum. Karşımda duran Albertina Müzesi’ne bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Bir nefes alıp Mozart’ın Aloisa için bestelediği ilk aryanın sözlerini hatırlamaya çalışıyorum. Sözlerini başka biri yazmıştı onu hatırlayamamanın üzerinde durmuyorum. Sözleri;

 Non so d’onde viene
 Quel tenero affetto,
 Quel moto che ignoto
 Mi nasce nel peto,
 Quel gel che le vene
 Scorrendo mi va.

Diyor ki;

“Nereden geldiğini bilmiyorum
Kalbime bu hoş duyguların
Bu bilinmez his
Tüm göğsümü kaplayan
Bu soğuk ürperti
Tüm damarlarıma yayılan”


Kapı açılıyor, Prag’ta sıcak bir öğleden sonra içime yayılan o soğuk ürperti. Ve karşımda yaşlı bir adam ‘buyurun’, diyor. Sesim içime kaçıyor sanki heyecandan. Ne diyeceğimi bilemiyorum. ‘Mozart,’ diyebiliyorum. Gülüyor bana adam, ‘Mozart burada oturmuyor,’ diye tatlı bir şaka yapmak istiyor ama bozuluyorum. Ona, ‘içeri gezebilecek miyim,’ diye soruyorum. ‘Hayır, ziyarete kapalı,’ diyor. ‘Kapıdan sadece bahçeye baksam’ diyorum. Israrım sebebini anlamıyor ve tekrar ben ‘Mozart’ diyorum. ‘Peki’ diye bir kelime çıkar çıkmaz ağzından içeriye doğru birkaç adım atıyorum. Onun gezdiği bir bahçe,  ayak bastığı bir toprak.


Mozart elinde ayakkabılar bahçede koşturuyormuş. Anna’nın ayakkabıları. Bu hoş bir şaka değil, demiş Anna. Anna’yı bütün gece hayranlıkla izlemiş ve bir öpücük almak için yapmayacağı şey yokmuş Mozart’ın. Anna ise tanımadığı bu hırsızın peşinde ayakkabılarını almak için koşturan zavallı birazdan içeri girip iyi gözükmek zorundaymış. Mozart amacına ulaşıp öpücüğünü almış. İçeri doğru giden Anna birazdan onunla tekrar karşılaşacak, istemese de. Anna önce hayran olduğu Mozart’ın eşiyle tanışmış. Ona eşinizi tanımak isterdim derken arkasından Mozart yaklaşmış, biraz önce ayakkabılarını çalan hırsızın Mozart olduğunu anlamış ve…                                                                          

                                                                                                                           Aşk

Kitabı buraya gelmeden bitirmiş, yine de yanımda getirmiştim.

 “Otuz yaşlarında Wolfgang Mozart genç İngiliz soprano Anna Storace yaşanması yasak bir şey doğar. Çünkü ikisi de başkalarıyla evlidir. Onlar için dünya üzerinde buluşabilecekleri tek yer, Mozart’ın, Anna söylesin diye yazdığı aryalardır.”* diye yazıyor ‘Viyana Valsi’ adlı kitabın arka kapağında. Bir ses araya giriyor. Garson gelmiş, ‘kahveleriniz’ diyordu.

Kahvelerimiz ve Viyana.

Viyana’da Mozart.

Ya Mozart yoksa…

*Viyana Valsi, Vivien Shotwell kitabından alıntı.

YORUM YAP

Your email address will not be published.