Van Gogh’un Kopya Eserleri

31 okuma
SOL: Van Gogh, “Prisoners Exercising”, 1890 – SAĞ: Gustave Dore, “exercise yard (le bagne)”, 1872

Avluda insanlar daire şeklinde yürüyor ve egzersiz yapıyorlar. Sağ kısımdaki gardiyanların gözü mahkûmların üzerinde. Mahkûmlar kendi düşünceleriyle meşgul görünüyor, biri hariç. Kafasını kaldıran ve bakışlarını size doğru yönelten sanatçıdan başkası değil. Sanatçının kızıl saçları, soğuk tonlarla bezenmiş resme bir soluk katıyor. Resmin mavi ve yeşil tonları, tutukluların depresif ruh halini taşıyor. Ve ufku tamamen gizleyen yüksek hapishane duvarları, klostrofobiyi yansıtan bir sanat eseri meydana getiriyor. Prisoners exercising (Tutuklular Çemberi)  tablosu sanılanın aksine Vincent Van Gogh’un onun  akıl hastanesindeki günlerini anlattığı bir resim değil  Gustave Dore’un 1872 tarihli bir gravürünüden kopyadır. . Gravürde, Londra’daki New Gate Hapishanesi’nin bir avlusunda volta atan mahkûmlar betimlenmiştir.

 Tutuklular Çemberi, ressamın kendi isteğiyle yattığı Saint-Paul akıl hastanesinde , kendini vurarak intihar ettiği yıl olan 1890’nın Şubat ayında,   yapılmıştır. Hastane müdürü ile ressamın kardeşi Theo van Gogh, ressamın resim çizebilmesi için gerekli olan ortamı sağlamışlardı. van Gogh, kendi yaptığı resimler yanında , resim konusu bulmakta zorlanınca  bu dönemde Gustave Doré, Honoré Daumier ve Jean-François Millet’nin birçok eserinin kopyalarını üretti. kopyalar yaparak zaman geçiriyordu. Bunu sadece konu sıkıntısı için değil kendini eğitme ve geliştirme için yaptığını kardeşi Theo’ya mektuplarında şöyle açıklar:

“Kopyalar yapmanın olağanüstü ilgimi çektiğine seni temin edebilirim; şimdilik hiçbir modelim olmadığı için, figürü gözden kaçırmamamı sağlayacaktır.”

“Bunların hepsini, en azından oymabaskıları ve gravürleri edinmek hoşuma gider. İhtiyaç duyduğum bir çalışma çünkü öğrenmek istiyorum. Kopya yapma eski sistem olabilir ama bu kesinlikle beni hiç rahatsız etmiyor.”

“Delacroix’nın ya da Millet’nin siyah-beyazını ya da onlardan yapılmış şeyi önüme bir konu olarak koyuyorum. Ardından haliyle tamamen olmasa bile kendimce üstüne doğaçlama boya sürüyorum ama onların tablolarından akılda kalanları gözeterek – aklımda kalan hali, doğru olmasa bile aynı duyarlılığı taşıyan belirsiz renk uyumu ise kendi yorumum.

Bir sürü kişi kopya yapmıyor. Başka bir sürü kişi ise kopya yapıyor – bana gelince, tesadüfen koyulduğum bu işi öğretici, daha da önemlisi bazen avutucu buluyorum.

İşte o zaman fırçam parmakların arasında sanki keman üstündeki bir yaymış gibi ve kesinlikle kendi keyfime göre oynuyor.”

Saint-Rémy-de-Provence, Cuma 20 Eylül ya da dolayları, 1889 Theo van Gogh’a

Jean-François Millet kopyaları

Jean-François Millet kopyalarına dair Willemien van Gogh, Anthon van Rappard, Emile Bernard ve Theo’ya mektuplarında Van Gogh şöyle der:

Angelus; Millet, 1857/1859 – Van Gogh, 1880

“Bu tabloları Durand-Ruel’in galerisinde gördüm. Orada Millet’den en az 25, Michel’den aynı sayıda, Dupré, Corot ve bütün diğer sanatçılardan bir sürü oymabaskı var; hepsi parça başına 1 frank. Bu sahiden baştan çıkarıcı. Millet’den birkaç tane edinmekten kendimi alamadım: Angelus tablosunun kalan son üç oymabaskısını aldım ve fırsat çıkar çıkmaz, kardeşimin eline bir tanesi geçecek tabii ki.”

Paris, Salı 28 Mart 1876 Theo van Gogh’a

“Ama Millet’nin aynı alacakaranlığı, aynı sonsuz duyguyu yansıtan Angelus tablosu veya Breton’un Luxembourg’daki o tek başına duran figürü ya da İlkbahar tablosu bence aynı ölçüde ulvidir.”

Nuenen, Perşembe 2 Ekim 1884 Theo van Gogh’a

“Yani, dün Millet’nin Angelus tablosuna yarım milyon frangı aşkın para ödenmesine karşın, Millet’nin ruhundan geçenleri daha fazla ruhun hissedeceğini sanma sakın. Yahut orta sınıf insanlarının ya da işçilerin sözgelimi Millet’nin Angelus tablosundan yapılmış taşbaskısını evlerine koyacağını sanma sakın. Halen Bretanya’da köylüler arasında çalışan ressamların bu sayede daha fazla teşvik göreceğini, Millet’yi her zaman kuşatan kara açlığı daha az çekeceğini, hepsinden önemlisi daha fazla cesaret bulacağını sanma sakın.”

Saint-Rémy-de-Provence, Salı 2 Temmuz 1889 Willemien van Gogh’a

Tarla Uğraşları; Millet, 1853 – Van Gogh, 1889

“Bu kış bir sürü ağaç baskısı topladım. Senin Millet resimlerin çeşitli başka örneklerle zenginleşti ve ağaç baskıları vesaireden oluşan servetinin, yanımdayken kısır kalmadığını göreceksin. Şimdi elimde Millet’nin yaptığı ya da Millet’den yapılan 24 ağaç baskı var, Tarla uğraşları dizisi de dahil. Ama asıl önemlisi benim çizmem ve her şey buna hizmet etmeli.”

Brüksel, Cumartesi 2 Nisan 1881 Theo van Gogh’a

“Halen elimde Millet’nin Tarla uğraşları dizisindeki on resimden yedisinin kopyası var.

Kopyalar yapmanın olağanüstü ilgimi çektiğine seni temin edebilirim; şimdilik hiçbir modelim olmadığı için, figürü gözden kaçırmamamı sağlayacaktır.

Dahası, kendim ya da başka biri için bir stüdyo dekorasyonu ortaya çıkaracaktır.

Ekici ve Kazıcılar tablolarının kopyalarını da yapmak isterim.

Kazıcıların çiziminden çekilmiş bir fotoğrafı var.

Ve Durand-Ruel’in galerisinde bulunan Ekici tablosundan Lerat’nın yaptığı oymabaskı.

Karlar altında tırmık bulunan tarla aynı oymabaskılar arasında. Bir de Günün dört vakti, gravürler koleksiyonunda örnekleri var.

Bunların hepsini, en azından oymabaskıları ve gravürleri edinmek hoşuma gider.”

“Tarla uğraşları renk bakımından büründüğü efekte şaşıracaksın, onun çok özel bir dizisi bu.”

“Bugün Koyun kırkan adamı eflatundan sarıya uzanan bir renk skalasında yapmayı denedim. Bunlar küçük tuvaller, yaklaşık 5 numaralı.”

“Mektubunda çalışma dışında asla bir şey yapmadığımı söylüyorsun, hayır, doğru değil bu; kendim çalışmamdan çok ama çok hoşnutsuzum ve beni teselli eden tek şey tecrübeli insanların on yıl hiç karşılık beklemeden resim yapmak gerektiğini söylemesi. Ama benim yaptığım şey, sadece başarıya ulaşmayan talihsiz etütlerle on yıl geçirmek. Şimdi daha iyi bir dönem gelebilir ama figür çalışmasını güçlendirmem ve Delacroix’yı, Millet’yi çok yakından inceleyerek belleğimi tazelemem gerekir. Ardından çizimimi halletmeye çalışacağım. Evet, her işte bir hayır vardır, insana çalışmak için bir kez daha fırsat verir.”

“Millet röprodüksiyonlarını okullarda görmeyi çok isterim; bence sırf iyi şeyleri görmekle ressamlığa yönelen çocuklar çıkacaktır.”

Saint-Rémy-de-Provence, Cuma 20 Eylül ya da dolayları, 1889 Theo van Gogh’a


Toprağı Kazan İki Köylü; Millet, 1866 – Van Gogh, 1899


“Millet’in Kazıcılar çizimini Schmidt’in evinde bulduğum bir Braun fotoğrafına bakarak çizdim; bunu bana Angelus fotoğrafıyla birlikte ödünç vermişti. Bir şeyler yaptığımı görebilmesi için, her iki çizimi de Peder’e gönderdim.”

Brüksel, Pazartesi 1 Kasım 1880 Theo van Gogh’a

Çoban; Millet, 1830/1875 – Van Gogh, 1889


“Millet’nin Kazıcılar oymabaskısına, Albrecht Dürer’in bir gravürüne, en başta da bizzat Millet’nin Çoban kız adlı büyük ağaç baskısına bakıldığında, böyle bir konturla nelerin ifade edilebileceği tam anlamıyla görülür.

Senin de dediğin gibi, o zaman insan “Hep kendi bildiğim yolda gidersem, hep yapmayı isteyeceğim şey işte bu” gibi bir duyguya kapılır. Ağzına sağlık, dostum, adam gibi bir söz.”

Lahey, Cuma 15 Haziran ya da dolayları, 1883 Anthon van Rappard’a

“Bir başka, daha da çarpıcı örnek ise, Millet’nin Çoban Kız adlı tahta oyma gravürü. Sen geçen yıl göstermiştin onu bana, o gün bu gündür aklımdan çıkmadı. Ayrıca, Ostade’ın, Köylü Bruegel’in filan çini mürekkepli çizimleri de var…”

Lahey, Pazar 31 Temmuz 1882 Theo van Gogh ‘a

Tohum Serpen Adam; Millet, 1850 – Van Gogh, 1890


Tohum Serpen Adam; Millet, 1865 – Van Gogh, 1888

“İşte sana bir ekici taslağı.

Sürülmüş toprak keseklerinin bulunduğu geniş tarla, çoğunlukla baştan aşağı mor.

Azıcık kızıla çalan toprakboya tonunda bir sarıya bürünmüş olgun buğdayla kaplı tarla.

Krom sarısı 1 rengindeki gökyüzü neredeyse güneş kadar parlak, güneş de biraz beyaz karışmış krom sarısı 1 renginde, göğün geri kalan kısmı krom sarısı 1 ve 2 karışımı renkte, yani çok sarı.

Ekicinin önlüğü mavi, pantolonu ise beyaz. Kare 25 numaralı tuval. Toprakta birçok sarı tekrarı, morun sarıyla karışmasından kaynaklanan nötr tonlar var ama rengin doğruluğunu pek de umursayacak durumda değildim. Naif alınarak resimlerini, dolu, kar, yağmur ve güzel havanın son derece ilkel bir tarzda sunulduğu eski almanaklarındaki resimleri yapmak daha iyi. Anquetin’in Hasat tablosunu o kadar iyi yapmasını sağlayan tarzda.

Kırsal alandan tiksinmediğimi senden saklamıyorum – orada büyüdüğüm için, geçmişteki anılardan kesitler, ekicinin, buğday demetinin simgelediği sonsuza dönük özlemler beni hâlâ eskisi gibi büyülüyor.”

Arles, Salı 19 Haziran ya da dolayları 1888 Emile Bernard’a

Sabah. Çalışmaya Giderken; Millet, 1857/1858 – Van Gogh, 1890
Öğle Molası; Millet, 1866 – Van Gogh, 1890
Gün Sonu; Millet, 1865/1870 – Van Gogh, 1890
Akşam; Millet, 1867 – Van Gogh, 1889

“Sevgili Theo,

Elime olabildiğince çabuk geçmesine ihtiyaç duyduğum boyaların bir listesini gönderiyorum ilişikte.

O Millet’leri göndermekle beni çok sevindirdin, şevkle çalışıyorum üzerlerinde. Sanatsal şeyleri hiç görmemekten dolayı güçsüzleşme yolundaydım; bu iş beni canlandırıyor. Akşam resmini bitirdim, 30 numaralı tuvallere yaptığım Kazıcılar ve ceketini giyen adam ile daha küçük tuvale yaptığım Ekici üzerindeki çalışmam sürüyor. Akşam bir menekşeler ve yumuşak eflatunlar yelpazesi içinde, lambadan gelen ışık soluk yeşilimsi sarı, ateşin ışıltısı turuncu ve adam kırmızı toprakboya. Göreceksin. Bana öyle geliyor ki bu Millet çizimlerine bakarak resim yapmak, kopya etmekten ziyade başka bir dile çevirmeye benziyor. Bunların dışında bir yağmur sahnesi ve ulu çamların yer aldığı bir akşam sahnesi var elimde.”

Saint-Rémy-de-Provence, Pazar 3 Kasım ya da dolayları, 1889 Theo van Gogh’a

Karla Kaplı Tarlada Tapan; Millet, 1862 – Van Gogh, 1890
İlk Adım; Millet, 1858/1866 – Van Gogh, 1890


“Sevgili Theo,

Son mektubun için teşekkürler, Wil’in kırıklığını atlatmış olmasını ve söylediğinden daha ciddi bir durum olmamasını umarım. Az önce ulaşan tuval ve boya paketi için de çok teşekkürler. Hava dışarıda çalışmama elverince, kafamdaki resimler için yeterince konu var.

Millet’nin Akşam tablosundan kopya hakkında söylediklerin beni sevindirdi. Konuya daha kafa yordukça, Millet’nin yağlı boyayla yapmaya zaman bulamadığı şeylerin röprodüksiyonlarını çıkarmanın haklı sebebe dayandığı yolundaki kanım daha da güçleniyor. Yani, onun çizimleri ya da gravürleri üzerinde çalışmak, sırf kopya etmekten ibaret basit bir iş değil. Daha ziyade ışık-gölge ve beyaz-siyah etkilerini başka bir dile, renklerin diline çevirmektir. Lavieille’in gravürlerine dayanan diğer üç “günün vakti” çizimini bu şekilde daha yeni bitirdim. Epey zamanımı aldı ve bana bir sürü sorun çıkardı. Bu yaz zaten Tarla uğraşları yaptığımı biliyorsun. Bu röprodüksiyonları bir gün göreceksin – henüz göndermememin sebebi, ilk başta belirttiklerime nazaran daha fazla el yordamıyla yapılmış olmaları ama Günün vakitleri için gayet işime yaradılar. İleride, kim bilir, belki onların taşbaskılarını yaparım. Bay Lauzet’nin onlar hakkında ne söyleyeceğini merak ediyorum. Son üçünün kurumaları en az bir ayı daha bulur; ama eline geçtiğinde, Millet’ye dönük en derin ve samimi hayranlıkla yapıldıklarını açıkça göreceksin. Yani, günün birinde eleştirilseler ya da kopya diye küçümsenseler bile, Millet’nin eserlerini sıradan kitle için daha erişilir kılmaya çalışmanın haklı gerekçeye dayandığı hakikati azalmayacaktır.”

“Bu hafta Millet’nin “Karla kaplı tarla” ve “İlk adımlar” çizimlerine diğerleriyle aynı formatta başlayacağım. Böylece bir dizi oluşturan altı tuval olacak; “Günün vakitleri” çizimlerinin son üçü üzerinde, rengi hesaplamaya epey kafa yararak çalıştığıma seni temin ederim.”

“Daumier’nin Ayyaşlar ve Régamey’nin Islahevi çizimleri, resim halinde yapmayı düşündüğüm şeyler. Onları gravürler arasında bulacaksın. Şimdilik Millet’lerle meşgulüm; maksadım üzerinde çalışılacak şeylerde hiç eksiklik çekmeyeceğimi belirtmek. Yani, yarı yarıya içeri tıkılsam bile, uzun bir süre oyalanabileceğim.”

Saint-Rémy-de-Provence, Pazartesi 13 Ocak ya da dolayları, 1890 Theo van Gogh’a

Başak Toplayanlar; Millet, 1857 – Van Gogh, 1890

“Sevgili Theo,

Şimdiye kadar sana yazamadım ama şu günlerde kendimi biraz daha iyi hissedince, yaş günün vesilesiyle sana, karına ve çocuğunuza mutlu bir yıl dilemeyi geciktirmek istemedim. Öte yandan, sana gönderdiğim çeşitli tabloları, bana gösterdiğin bütün iyiliklere teşekkürlerimle kabul et lütfen; zira sen olmasan son derece mutsuz olurdum.

Öncelikle Millet’den yapılmış tuvaller bulunduğunu göreceksin. Bunlar herkesçe görülmek üzere yapılmadığından, belki günün birinde kız kardeşlerimize hediye olarak verirsin. Ama iyi bulduklarını ilk elde kendin için ayırmalısın; dilediğin kadarını al, hepsi kesinlikle sana ait. Şu sıralarda bulabilirsen, kopyalarını yapmam için eski ve modern sanatçılara ait başka bazı şeyleri bana göndermelisin.”

Saint- Rémy-de-Provence, Salı 29 Nisan 1890 Theo van Gogh’a

“Kabul ediyorum ki kimi kez bir şeyi görebilmek için ona az çok inanmak gerekiyor. Şimdi, ben, kendi payıma, Millet’nin birtakım işlerini -diyelim ki -TERCÜME etmeyi sürdürmek niyetinde olsaydım, o zaman -kimilerinin beni eleştirmelerini engellemek için değil çünkü onlara hiç aldırmıyorum; ama kopyalar ürettiğimi iddia ederek yaptığım işi ya da içinde bulunduğum durumu zorlaştırmalarını önlemek için -sanatçılar arasında Russell ve Gauguin gibi kişilere gereksinmem olurdu işi sonuna dek götürmek ve ortaya ciddi bir şeyler çıkarabilmek için. Örnekse, senin gönderdiğin Millet’lere -ki çok iyi bir seçim yapmışsın- bakarak resim yapmak konusunda bir tür vicdan azabı duyuyorum. Bu yüzden fotoğrafları aldığım gibi hiç düşünmeden Russell’a gönderdim ki üstünde uzun uzun düşünmeden onları görmeyeyim. Daha önceden yaptıklarım üstünde senin ve birkaç başka kişinin fikrini almadan bunları yapmak istemiyorum. Böyle yapmazsam vicdanım rahat etmeyecek, yaptığımın konu hırsızlığı kapsamına girmesinden korkuyorum. Şimdi değilse bile, birkaç ay içinde yaptığımın yararı konusunda Russell’ın gerçek ve açık fikrini öğrenmeye çalışacağım. Her ne olursa olsun Russell duyguları çabuk uyarılan bir insan; sinirleniyor, kızıyor ve doğru şeyler söylüyor. Benim de kimi kez buna gereksinmem var. Biliyorsun, Meryem Ana’yı öylesine göz kamaştırıcı buldum ki, ona bakmayı göze alamadım. Birdenbire “henüz olmaz” gibisinden bir duygu doğdu içimde. Şu sıralar hastalığım dolayısıyla çok duyarlıyım, böylesi başyapıtlar söz konusu olduğunda bu “tercüme”leri sürdürecek gücü bulamıyorum kendimde bu günlerde. Şimdi elimde olan ve istediğim gibi ilerlemeyen Tohum Saçan Adam üstündeki çalışmayı da durdurdum. Hastayken, bu çalışmayı sürdürüp sürdürmeme konusunu epeyce düşündüm gene de, resim yaptığım zaman, sükûnetle yaptığımı da… Yakında, bitmiş olan beş altı tuvali gönderdiğimde sen de göreceksin bunu.”

Saint-Rémy-de-Provence, Cumartesi 1 Şubat 1890 Theo van Gogh’a

Eugène Delacroix kopyaları

Van Gogh, Eugène Delacroix kopyalarına ilişkin Theo ve Willemien van Gogh’a mektuplarında şunları belirtir:

Pietà; Delacroix, 1850 – Van Gogh, 1889

“Çalışmalarım iyi gidiyor. Yıllar yılı boş yere aradığım birçok şeyi buluyorum… Bunu fark ettiğimde de, Delacroix’nın, senin de bildiğin o sözü geliyor aklıma hep… Hani, artık soluğu da dişleri de kalmadığı zaman resmi keşfettiğini söylemiş ya. Peki, başımda bu ruh hastalığı var, tamam… Ruhsal bunalımlar geçiren daha birçok sanatçıyı düşünüyorum ve hastalığın hiçbir şey yokmuş gibi resim yapmayı sürdürmeme engel olmadığını yineliyorum kendime.

Üstelik, burada krizlerimin anlamsız bir dinsel havaya büründüğü düşünülürse, kuzeye dönmemin ille de gerekli olduğunu bile ileri sürmeyi göze alabilirim. Doktorla görüştüğünde bu konuda fazla konuşma ama bence bunun nedeni, manastır gibi yerlerde -Arles’daki hastane de öyleydi, burası da manastır görünümünde -aylar boyu yaşamak olabilir pekâlâ… Aslına bakarsan, böyle bir atmosferde yaşamamalıyım gerçekten, sokakta kalmak bile daha iyidir. Kayıtsız değilim biliyorsun, kriz sırasında acı çekerken bile dinsel düşüncelerin bana büyük avuntu getirdiği oluyor. Bu yüzden, geçen krizim sırasında çok kötü bir şey geldi başıma -Delacroix’nın Pietà’sının bir taşbaskısı vardı ya bende, o, birtakım başka baskılarla birlikte, yağın içine düşmüş ve berbat olmuş.

Buna çok fazla üzüldüm. Boş vakitlerimi tablonun yağlı boya kopyasını yapmaya ayırdım. Bir gün sen de göreceksin. 5 ya da 6 numara bir tuvale yaptım kopyayı, umarım duyguları verebildim.”

“Beynim öylesine dupduru, parmaklarım o kadar emin ki, Delacroix’nın Pietà’sını tek bir ölçü bile almadan çizdim. Oysa o resmin ön planında dört el ve kol var, çizmesi ne kolay ne de basit olan el hareketleri, gövde bükülmeleri var.”

Saint-Rémy-de-Provence, Salı 10 Eylül 1889 Theo van Gogh’a

“Diyelim ki yaklaşık bir ay içinde Valide’ye yazdığımda, ona bir resim göndereceğim; senin için de bir tane olacak.

Bu son birkaç haftada birkaç tane kendim için de yaptım – yatak odamda kendi resimlerimi görmek hoşuma gitmediği için, Delacroix’nın bir ve Millet’nin birkaç tablosunun kopyasını çıkardım.

Delacroix tablosu bir Pietà, yani ölü Mesih’le birlikte Kederli Ana. Bitkin ceset bir mağaranın girişinde sol yanı üstünde öne doğru kıvrılmış olarak yatıyor, elleri uzanmış halde ve ayaktaki kadın arkasında duruyor. Fırtına sonrası bir akşam ve mavi giysileri rüzgarla savurulan bu perişan figür, altın sarısı saçaklı mor bulutların süzüldüğü bir gök zemininde hemen göze çarpıyor. O da büyük bir çaresizlik jestiyle boş kollarını öne uzatmış ve elleri, çalışan bir kadının güzel, sağlam elleri görülebiliyor. Dalgalanan giysileriyle bu figür neredeyse boyuna denk genişliğe sahip. Ve ölü adamın yüzü gölgede olduğu için, kadının solgun başı bir bulutun önünde parlak biçimde öne çıkıyor – bu iki başın koyu renkli ve solgun bir çiçek gibi görünmesini sağlayan karşıtlığın daha iyi ortaya çıkmaları için düzenlendiği apaçık. Bu tablonun kimin eline geçtiğini bilmiyordum ama tam da üzerinde çalışma sürecindeyken, Kardeşim Yves, İzlanda balıkçısı ve Madam Krizantem kitaplarının yazarı Pierre Loti’nin bir makalesine rastladım.

Carmen Sylva üzerine yazdığı bir makale.

Yanlış hatırlamıyorsam, o kadının şiirlerini okumuşluğun var. Bir kraliçe, Macaristan’ın ya da başka bir ülkenin (hangisi bilmiyorum) kraliçesi; Loti onun özel odasını, daha doğrusu yazı yazdığı ve resim yaptığı stüdyosunu anlatırken, orada bu Delacroix tablosunu gördüğünü ve çok hayran kaldığını belirtir.”

“Ne var ki bunun gibi bir tablonun böyle ellerde olduğunu düşünmek, insana iyi gelir ve tablolara dönük bir his taşıyan kişilerin gerçekten bulunduğunu hayal edebilmek ressamları biraz avutur.

Ama böyleleri nispeten çok azdır.

Delacroix’nın ne olduğuna dair bir fikir vermek için, sana bir eskiz göndermek aklımdan geçti. Bu ufak kopyanın herhangi bir açıdan değeri yok elbette. Ne var ki onda, Delacroix’nın bir Kederli Ana’nın yüz hatlarını Roma heykelleri tarzında çizmediğini görebileceksin.

Ayrıca onda donuk halin, eleme boğulmaktan, gözyaşı dökmekten ve uyumamaktan yorgun düşmüş bir kişinin şaşkın, bulanık bakışının Germinie Lacerteux tarzına oldukça benzediğini.”

Saint-Rémy-de-Provence, Perşembe 19 Eylül 1889 Willemien van Gogh’a

İyiliksever Samarralı; Delacroix, 1849 – Van Gogh, 1890

“(Odamda tanıdığın bir adamın ünlü portresi (gravür), Monorou tarafından yapılmış bir mandarin kadını resmi (Bing albümünden alınma büyük baskı), ot sapı (aynı albümden), Delacroix’dan Pietà ve İyi yürekli Samiriyeli, Meissonier’nin okur taşbaskısı, ayrıca iki tane büyük saz divit çizim var.)”

Arles, Cuma 3 Mayıs 1889 Theo van Gogh’a

“Kopya yapma eski sistem olabilir ama bu kesinlikle beni hiç rahatsız etmiyor. Delacroix’nın İyi yürekli Samiriyeli tablosunun da kopyasını yapacağım.”

Saint- Rémy-de-Provence, Cuma 20 Eylül ya da dolayları, 1889 Theo van Gogh’a

Rembrandt van Rijn kopyaları

Van Gogh, Rembrandt van Rijn kopyasına dair düşüncelerini Theo’ya yazdığı mektupta şu biçimde dillendirir:

Lazarus’un Dirilişi; Rembrandt, 1630/1632 – Van Gogh, 1890

“Sevgili kardeşim, Bugün Bay Peyron’un dönmesiyle birlikte, sevecen mektuplarını, ayrıca evden gelen mektupları okudum ve bu yeniden biraz enerji, daha doğrusu düştüğüm karamsar havadan tekrar çıkma arzusu vermesi açısından bana olağanüstü iyi geldi. Oymabaskılar için çok teşekkür ederim – tam da öteden beri beğendiklerimden bazılarını seçmişsin, Davut, Lazarus, Samiriyeli ve yaralı adamı konu alan büyük oymabaskı. Kör adamı ve çok küçük diğer oymabaskıyı eklemişsin; sonuncusu öylesine gizemli ki ondan korktum ve ne olduğunu öğrenmeye cesaret edemedim. Onu, küçük kuyumcuyu bilmiyordum. Ama Lazarus! Bu sabah erkenden ona baktım ve sadece Charles Blanc’ın onunla ilgili söylediği şeyleri değil, doğrusu her şeyi söylemediğini de hatırladım.”

Saint-Rémy-de-Provence, Perşembe 1 Mayıs ya da dolayları, 1890 Theo van Gogh’a

Melek Figürü; Rembrandt, 1655/1660 – Van Gogh, 1889

“Her şeye rağmen, buradan gönderdiğim manzara paketinin eline geçmesine çok sevindim. Öncelikle Rembrandt tablosundan o oymabaskıya teşekkür ederim. Şaşırtıcı ve üstelik La Caze galerisindeki asalı adamı hatırlatıyor bana yine. Beni çok, ama çok sevindirmek istiyorsan, bir kopyasını Gauguin’e gider. Bir de Rodin ve Claude Monet broşürü gerçekten ilginç.”

Saint-Rémy-de-Provence, Perşembe 22 Ağustos 1889 Theo van Gogh’a

“Sevgili Theo,

Sana kendimi daha iyi hissettiğimi yazdığım ve ne kadar süreceğini bilmediğim için, sana tekrar yazmak için daha fazla beklemek istemiyorum.

Rembrandt’ın tablosundan o güzel oymabaskı için bir kez daha teşekkürler. Tabloyu tanımayı ve hayatının hangi döneminde yaptığını öğrenmeyi çok isterim. Bu tam da Fabritius’un Ratterdam portresiyle, La Caze galerisindeki gezginle birlikte insan portresinin aydınlık ve iç rahatlatıcı bir şeye dönüştüğü özel bir kategoriye girer.

Ve bu Michelangelo’dan ya da Giotto’dan ne kadar da farklı, her ne kadar Giotto buna yaklaşsa ve böylece Rembrandt ekolü ile İtalyanlar arasında bir tür olası tire oluştursa da.”

Saint-Rémy-de-Provence, Pazartesi 2 Eylül ya da dolayları, 1889 Theo van Gogh ‘a

Honoré Daumier kopyası

Van Gogh, Theo’ya yazdığı mektupta Honoré Daumier kopyasını şöyle değerlendirir:


İçenler; Daumier, 1862 – Van Gogh, 1890


“Bir Daumier baskısı buldum: Bir trajediyi görmüş olanlar ve bir vodvili görmüş olanlar. Daumier’nin başka çalışmalarını görme özlemi gittikçe büyüyor içimde. Sağlam bir özlük, aklı başında bir “derinlik” var onda, hem nükteli hem de duygusal bir tutkuyla dolu; kimi yapıtlarında, örneğin Sarhoşlarda, belki bilmediğim Barikatta da, kızgın bir demirin ısısını anımsatan bir tutku görüyorum.”

Lahey, Perşembe 8 Şubat 1883, Theo van Gogh’a

“Bir figürdeki ifadeden söz açılmışken, bunun yüz hatlarından çok bir bütün olarak tavırda yattığına gittikçe daha da ikna olmaktayım. Son derece akademik yüz ifadeleri kadar korkunç bulduğum çok az şey var. Michelangelo’nun “Gece” tablosuna, Daumier’nin çizdiği bir sarhoşa, Millet’nin Kazıcılar resmine ve ona ait Kadın çoban adlı büyük ağaç baskıya bakmayı tercih ederim. Yahut Mauve’un yaptığı bir yaşlı ata falan.”

Lahey, Çarşamba 11 Temmuz ya da dolayları, 1883 Theo van Gogh’a

“Daumier’nin Ayyaşlar ve Régamey’nin Islahevi çizimleri, resim halinde yapmayı düşündüğüm şeyler. Onları gravürler arasında bulacaksın. Şimdilik Millet’lerle meşgulüm; maksadım üzerinde çalışılacak şeylerde hiç eksiklik çekmeyeceğimi belirtmek. Yani, yarı yarıya içeri tıkılsam bile, uzun bir süre oyalanabileceğim.”

Saint-Rémy-de-Provence, Pazartesi 13 Ocak ya da dolayları, 1890 Theo van Gogh’a

“Stüdyoya gelince, kırmızı yer karoları, beyaz duvarlar ve tavan, kır iskemleleri, çam masa, ayrıca umarım, portrelerden oluşan bir dekorasyon. Daumier tarzında karakteri olacak ve öyle tahmin edebiliyorum ki alelade olmayacak.

Şimdi senden stüdyo için bazı Daumier taşbaskıları ve bazı Japon baskıları aramanı isteyeceğim ama hiç de acil değil ve ancak ikinci nüshalarını bulursan gönder.”

Arles, Pazar 9 Eylül 1888 Theo van Gogh’a 

Émile Bernard kopyası

Émile Bernard kopyasına dair Van Gogh şunları belirtir Emile Bernard ve Theo’ya mektuplarında:

Bretonlu Kadınlar; Bernard, 1888 – Van Gogh, 1888

“Bir süre hastalanacağım yönünde hafif bir hisse kapıldım ama Gauguin’in gelişi bu endişemi öylesine giderdi ki geçeceğine eminim. Bir süre beslenmemi ihmal etmemeliyim, hepsi bu. Kesinkes o kadar.

Ve bir süre sonra bazı çalışmalar eline geçecek.

Gauguin yanında Bernard’la takas ettiği muhteşem bir tablo getirmiş, yeşil bir çayırda Breton kadınları. Beyaz, siyah, yeşil ve kırmızı bir görüntü, mat ten tonları. Neyse, hepimiz umutlu olalım.

Benim de satış yapacağım o günün geleceğine inanıyorum ama sana göre çok gerideyim ve para harcarken, hiçbir katkım olmuyor.”

Arles, Perşembe 25 Ekim ya da dolayları, 1888 Theo van Gogh’a

“Neyin tebliği o öyle? – – – Zarifliğine amenna denecek melek figürleri, çok beğendiğim iki servi ağaçlı bir seki görüyorum; çok büyük miktarda hava, berraklık var içinde…. ama sonuçta, bu ilk izlenim geçince, işin bir gizemli hava yaratma olup olmadığını merak ederim ve bu ikincil karakterler bana artık bir şey anlatmaz.

Ama bu söylediklerim Gauguin’de bulunan tablon gibi, bir çayırda yürüyen Breton kadınlarının çok güzel düzenlemeyle, çok naif belirginlikte renkle tasvir edildiği o tablo gibi sana ait şeyleri özleyeceğimi anlaman için yeter. Ah, onun yerine öyle bir şey geçiriyorsun ki tam kelimeyi söylesem mi acaba, yapay bir şey, sahte bir şey bu.”

Saint-Rémy-de-Provence, Salı 26 Kasım ya da dolayları, 1889 Emile Bernard’a

Virginie Demont Breton kopyası

Van Gogh, Virginie Demont Breton kopyasına Theo’ya mektuplarında şöyle değinir:

Erkeği Denizde Kadın; Demont Breton, 1889 – Van Gogh, 1889

“Demont-Breton’un göğsüne yaslı çocuğuyla eflatunlara bürülü bir kadını resmettiği eserinin kopyasını yapıyorum. Bittiğinde kolleksiyonuma bir eser daha eklenmiş olacak ve onu bir okula bağışlamayı düşünüyorum.”

Saint- Rémy-de-Provence, Salı 8 Ekim ya da dolayları, 1889 Theo van Gogh ‘a

Jacob Jordaens kopyası

Van Gogh, Jacob Jordaens kopyası konusunda Theo’ya mektuplarında şöyle der:

İnekler; Jordaens, 1624 – Van Gogh, 1890

“Bing’in çıkardığı, Ot Yaprağı ve karanfiller ve de Housaki röprodüksiyonları çok güzel, bence.

Sen ne dersen de düz renkle boyanmış en basit baskıları bile beğeniyorum; Rubens ve Veronese benim için ne kadar güzelse onlar da öyle. Bunların gerçek ilkel sanat olmadığını pek iyi biliyorum. Ancak, ilkeller çok güzel diye, “Louvre’a gittiğimde, ilkellerden öteye geçemiyorum” gibisinden son moda bir sözü benim ağzımdan duyacağını sanma.

İnsan, Japon estamplarını ciddi olarak toplayan bir koleksiyoncuya, Levy’nin kendisine diyelim, ‘Aziz dostum, şu beş kuruşluk estamplara hayran olmaktan kendimi alamıyorum” diyecek olsa, herhalde adam şoke olacak, karşısındakinin cahilliğine, zevksizliğine acıyacaktır.

Aynı şekilde, bir vakitler Rubens’i, Jordaens’i, Veronese’yi beğenmek de zevksizlik sayılıyordu.

Evde pek yalnızlık çekeceğimi sanmıyorum. Kötü kış günlerinde ya da uzayıp giden akşamlarda beni tümüyle meşgul edecek uğraşlar bulabileceğim kendime. Dokumacılar, sepetçiler çoğu kez bütün bir mevsimi tek başlarına ya da hemen hemen kimsesiz geçirebiliyorlar, sırf ellerindeki işle uğraşarak.

Ama işte, bu gibi insanların tek bir yerde kalabilmelerini sağlayan şey, o evcillik duygusu, çevrenin aşina görünümünün verdiği güven… Elbette yanımda bir iki dostum olsun isterim, ama olmaz ise bu yüzden mutsuzluğa düşecek değilim… Sonra, bir gün birileri gelecek, hiç kuşkum yok bundan. Sen de, evinde birilerinin kalmasına razı olsaydın, konut sorununun pek çok ressamın karşısına çok ciddi bir problem olarak çıktığını görürdün.

Kendi payıma, çalışmalarımla para kazanmanın benim için kesin bir görev olduğuna inanıyorum, dolayısıyla ne yapmam gerektiğini çok açık seçik görüyorum.”

Arles, Pazar 23 Eylül ya da 24 Eylül 1888 Theo van Gogh’a

Utagawa Hiroshige kopyaları

Utagawa Hiroshige kopyaları ile ilgili Van Gogh kardeşi Theo’ya yazdığı mektupta şunları ifade eder:

Köprüde Yağmur; Hiroshige, 1857 – Van Gogh, 1887


“Birtakım şeyleri bedelini ödeyerek zorlayacak kadar param olmaması da çok kötü bir şey değil bana sorarsan. Sırf poz verme karşılığı portreler yapmak fikri en garantilisi belki de… Çünkü kentliler köylülerden çok farklı… Kesin olan bir şey var: Antwertp bir ressam için çok ilginç ve güzel bir yer…

Atölyem hiç de fena değil, hele duvarlara çok hoşuma giden o Japon estamplarını astıktan sonra… Biliyorsun ya bahçelerde ya da kumsalda küçücük kadın figürleri, atlılar, çiçekler, kargacık burgacık diken dalları…

Taşındığım için memnunum, bu kış boş oturmayacağım umudundayım”

Antwerp, Cumartesi 28 Kasım 1885 Theo van Gogh’a

“Ama gençlerin çok kızgın olması iyi bir işaret, hakkında iyi konuşan bazı yaşlıların bulunduğunu kanıtlıyor belki.

Daha maliyetli olsa bile güneyde kalma meselesine gelince, bak, Japon resmini beğeniyoruz, yarattığı etkiyi yaşayarak gördük, bütün izlenimcilerin ortak yanı bu. Peki, şimdi kalkıp Japonya’ya, bir başka deyişle Japonya’nın dengi olan güneye gitmeyeceğiz, öyle mi? Yani, yeni sanatın geleceğinin sonuçta hâlâ güneyde yattığı kanısındayım.

Ama iki ya da üç kişi daha azla geçinmek üzere birbirine yardımcı olabilecekken, orada tek başına kalmak kötü politika sayılır.

Burada biraz zaman geçirmeni isterim, böylece şunu sezersin: Bir süre sonra insanın bakışı değişir, daha bir Japon gözüyle görür, rengi farklı biçimde hisseder. Ayrıca tam da burada uzun bir süre kalarak kişiliğimi ortaya çıkaracağım kanısındayım. Japon tıpkı bir şimşek çakımı gibi çabuk, çok çabuk çizer çünkü sinirleri daha duyarlıdır, duyguları daha yalındır. Henüz birkaç aydır buradayım. Peki, söyle bana, Paris’te bir saatte o tekneleri çizebilir miydim?”

Arles, Salı 5 Haziran ya da dolayları, 1888 Theo van Gogh’a

Çiçek Açmış Erik Ağacı; Hiroshige, 1857 – Van Gogh, 1887


“Sevgili Theo,

Bing için 50 franklık banknot koyduğum mektubumu bu sabah almışsındır ve sana tekrar yazmak istememin sebebi bu Bing meselesi. İşin doğrusu, Japon sanatı hakkında yeterince bilgimiz yok.

Bereket versin ki Fransız Japonlarını, yani izlenimcileri daha iyi tanıyoruz. Bu kesinlikle işin özü ve asıl şey.

Yani, doğrusunu söylemek gerekirse, koleksiyonlarda şimdiden yerini alan, bizzat Japonya’da bulunması şimdiden imkânsız hale gelen Japon sanatı ikincil ilgi konusuna dönüşüyor.

Ama sadece bir günlüğüne Paris’i tekrar görebildiğimde, sırf Hokusay’ları ve asıl döneme ait diğer çizimleri görmek için Bing’e uğramayacağım anlamına gelmez bu. Bu arada bizzat Bing’in de alelade Japon haskılarına büyük hayranlık duyduğum sırada bana söylediği şey, ileride başka şeyler de bulunduğunu göreceğim. Loti’nin kitabı Madam Krizantem bana şunu öğretti: Dekorasyon ya da süs olmadığında daireler çıplaktır. Başka bir dönemin aşırı derecede sentetik çizimlerine dönük merakım işte o anda uyandı. Bunlar muhtemelen elimizdeki Japon baskıları karşısında, bir Monticelli karşısındaki ağırbaşlı bir Millet sayılır. Monticelli’lere karşı isteksiz olmadığımı yeterince biliyorsun.

Aynı şey renkli Japon baskıları için de geçerli, her ne kadar insanlar bana “O alışkanlığı bırakmalısın,” dese bile. Oysa bana öyle geliyor ki vardığımız noktada, renksiz Millet’lerin dengi olan ağırbaşlı niteliği tanımamız oldukça kaçınılmaz.”

Arles, Pazar 15 Temmuz 1888 Theo van Gogh’a

Keisai Eisen kopyası

Van Gogh, kardeşi Theo ve Willemien van Gogh’a yazdığı mektupta Keisai Eisen kopyasına şöyle değinir:

Oiran; Eisen, 1886 – Van Gogh, 1887

“Japon sanatını incelediğimizde, son derece bilge, filozof görüşlü ve zeki bir insan görürüz… Vaktini nasıl harcıyor bu insan? Yeryüzü ile Ay arasındaki uzaklığı ölçerek mi? Hayır. Bismarck’ın politikasını inceleyerek mi? Hayır. Bir tek ot yaprağını incelemektir yaptığı…

Ama, bu ot yaprağı, her bitkiyi, sonra mevsimleri, kırsal alanın çok çeşitli yanlarını, sonra da insan figürünü çizmeye götürecektir onu… Ve böylece yaşamı geçer ve yaşam hepsini yapıp bitiremeyeceği kadar kısadır.

Şunu kabul et; bu basit Japonların, doğanın ortasında sanki kendileri de birer çiçekmiş gibi yaşayan Japonların bize öğrettiği neredeyse aşlı başına yeni bir din değil mi?

Bana öyle geliyor ki, Japon resmini inceleyen herkes çok daha neşeli ve mutlu oluyor. Gelenek ve göreneklerle dolu bir dünyada aldığımız tüm eğitime ve yaptığımız çalışmalara karşın doğaya dönmeliyiz bence.

Monticelli’nin yapıtlarının iyi taşbasmaları ya da canlı eau forte’lar halinde röprodüksiyonlarının yapılmamış olması ne acı değil mi? Velazquez’in gravürlerini yapan adam gibi bir gravürcü, bazı ressamların yapıtlarından eau forte’lar yapacak olsa bu ressamlar ne derler acaba, çok merak ediyorum. Neyse, boşver, aslında bizim işimiz, başkalarına bir şeyler öğretmekten çok bir sürü şeyi kendimiz için öğrenmek ve sevmek olmalı… Tabii, ikisi birden de yapılabilir. Japonların çalışmalarında her şeyin sonsuz bir açık-seçiklik içinde olmasına gıptayla bakıyorum. Bu çalışmalar hiçbir zaman bıktırıcı değil ve hiçbir zaman aceleyle yapılmış gibi durmuyorlar. Soluk alıp vermek kadar basit görünüyor; bir figürü birkaç kesin ve emin çizgiyle bir ceket düğmesi iliklercesine kolaylıkla, verebiliyorlar. Ah, ne yapıp yapıp, birkaç çizgiyle bir figür çizmeyi başarmam gerek! Bütün kış bununla uğraşacağım. Bir kez bunu başarabilirsem, o zaman bulvarlarda, sokaklarda yürüyen insanlar ve daha bir sürü yeni konu yapabileceğim resimlerimde. Bu mektubu yazarken bir düzine kadar çizdim. İpin ucunu yakalamış durumdayım artık ama çok karışık bir iş… Çünkü o birkaç çizgide verdiğim erkek, kadın, çocuk, at ya da köpek figürünün birbiriyle uyumlu başı, gövdesi, kol ve bacakları olması gerek. Yakında görüşmek üzere ve elini sıkarım.”

Arles, Pazar 23 Eylül ya da 24 Eylül 1888 Theo van Gogh’a

“Theo sana bazı Japon baskıları verdiğini bildirmişti. O resim tarzının şu anda yöneldiği istikameti anlar hale gelmenin en pratik yolu kesinlikle budur. Rengarenk ve parlak.

Kendi adıma, burada Japon baskılarına ihtiyacım yok çünkü kendime her zaman diyorum ki burada Japonya’dayım. Bu yüzden yapmam gereken tek şey gözlerimi açmak ve bende bir izlenim bırakan, dosdoğru önümde duran şeyin resmini yapmak.”

Arles, Pazar 9 Eylül ya da 14 Eylül dolayları, 1888 Willemien van Gogh’a

“Sevgili kardeşim, biliyorsun ki güneye gelmemin, kendimi tümüyle işime vermemin bir sebebi vardı.

Daha farklı bir ışık görme dileği, daha parlak bir gökyüzü altında doğaya bakarsam Japonların duygu ve çizgi stillerini daha iyi anlayacağım düşüncesi…”

Saint-Rémy-de-Provence, Salı 10 Eylül 1889 Theo van Gogh’a


Kaynaklar;

Vincent  van Gogh, (2016). Theo’ya Mektuplar/ Yapı Kredi Yayınları

Walther, I.F., (2005). Van Gogh, Birinci Basım, Taschen/Remzi Kitabevi, İstanbul.

Eroğlu, Ö., (2014). Üç Postempresyonist Ruh Cézanne-Van Gogh-Gauguin, Birinci Baskı, Tekhne Yayınlar, İstanbul.

Haz;Jansen, L., Luijten, H., Bakker, N., (2015). Vincent van Gogh Dostlukla Seçme Mektuplar, Birinci Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Çev:Kadıoğlu, B., (2010). Van Gogh, Birinci Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

http://vangoghletters.org

YORUM YAP

Your email address will not be published.