Unutulan En Son Şey

266 okuma

Geçtiğimiz günlerde, bu ay ki yazım üzerine düşünürken çok eskiden izlediğim bir film aklıma geldi. 50 First Dates. Ülkemizde “50 İlk Öpücük” olarak bilinen bir romantik komedi film. Hemen oturup tekrar izledim. Filmi bir çoğunuzun izlediğini düşünüyorum ancak izlemeyenler için biraz spoiler içerebilir yazacaklarım.

Filmde Lucy ismindeki başrol (Drew Barrymore) talihsiz bir kaza sonucu kalıcı bir beyin hasarı alıyor ve kısa süreli hafızasını yitiriyor. Kazadan sonra yaşadığı tüm anılar gece uykuya dalana kadar onunla birlikte kalıyor. Sabah uyandığında ise amnezinin başladığı güne dönüyor. Her günü tekrar yaşayan Lucy, tanıştığı insanları ve tüm yaptıklarını unutuyor. Henry ise (Adam Sandler) Lucy’i gördükten sonra ona aşık oluyor ve her gün onu kendisine yeniden aşık etmeye çalışıyor.

Fİlmde Lucy’nin kısa süreli hafızası sonucu hatırlayamadığı yeni bilgiler bilimsel olarak gerçek bir durum. Anterograd Amnezi dene bir kısa süreli hafıza kaybı. Bundan daha kötü durumlarda hastalara da filmde yer verilmiş. Yaşadıklarını 10 saniye aklında tutabilen “10 Saniye Tom” karakteri, gerçekliği yansıtan bir karakter.

Dr.Oliver Sacks’ın bir kitabını hatırlatmak istiyorum sizlere. 40 yılını insan beynini incelemeye adamış bir doktor olan Oliver Sacks’ın Müzikofili isimli kitabında, yaşadıkları kazalar sonrasında beyni zarar görmüş insanların müziğe karşı geliştirdikleri hassasiyeti anlatıyor. Yine kitapta, hafızasını tamamen kaybetbiş hastaların müziği hatırladıklarına yer veriyor.

Peki siz hiç merak ettiniz mi çevrenizde ya da sosyal medyada gördüğünüz alzheimer, parkinson, demans ve amnezi hastalarının, ya da beyinlerinin bazı bölümlerinin zarar gördüğü hastaların müziği nasıl hatırladıklarını, neden unutmadıklarını?

Sevdiğimiz şarkıları dinlerken beynimizde neler oluyor? Anılarımıza eşlik eden müzik beynimizin bazı bölümlerini harekete geçiriyor bunu biliyoruz. Ama nasıl depolanıyor?

İnsan olarak dünyaya geldikten sonra sürekli öğreniyoruz. Yemek yemeyi, yürümeyi, okumayı, yazmayı, konuşmayı, giyinmeyi, sevmeyi, öfkelenmeyi, araba kullanmayı, kod yazmayı, kısacası yaşamayı öğreniyoruz. Bu bilgileri unutmadığımız için yaşamımızı sağlıklı bir biçimde yürütüyoruz. Elbette beyin gün içerisinde öğrendiği tüm bilgileri uzun süreli kaydetmiyor. Bir ev düşünelim çok odalı. Bilim dünyası henüz bu evin kaç odalı, kaç katlı ve ne kadar büyük olduğunu sayısal olarak söyleyemiyor. Bir bilgisayar gibi ifade edebilsek nasıl olurdu acaba? Senin beynin kaç terabite? Bu evin içerisinde bilgiler farklı odalarda işleniyor, depolanıyor. Hepsini bir araya getiren, sıraya dizen ki bu sayede olayların öncesi ve sonrasını hatırlıyoruz, bir bölüm var önemli odalara erişimi olan hipokampus adında.

Burada Nörobilimci, yazar ve müzisyen Bahri Karaçay’ın makalesinden alıntılarla devam etmek istiyorum.

Hafıza konusunda belki de en önemli atılımı, hafıza araştırmalarında adeta bir çığır açılmasına vesile olan hasta H.M. sayesinde yapılmış. Yani Henry Gustav Molaison. H.M. dokuz yaşında geçirdiği bir bisiklet kazasından sonra epilepsi nöbetleri geçirmeye başlamış ve ardından durum giderek kötüleşmiş. Okul ve iş hayatı bu durumdan olumsuz bir biçimde etkilenmeye başlayınca William Scoville ve arkadaşları H.M.’nin beyninin hem sağ hem de sol yarı küresinden, denizatı şeklindeki hipokampus adı verilen kısmı ve onun hemen etrafındaki dokuyu kesip çıkarmışlar.

Ameliyat amacı açısından başarılı geçmiş; Scoville istediği dokuyu kesip almış. Ayrıca ameliyat H.M.’nin epilepsi nöbetlerini önlemede de çok etkili olmuş. Ancak ameliyatın beklenmedik olağanüstü bir yan etkisi ortaya çıkmış. H.M. ameliyattan sonraki yaşamında hiçbir şeyi aklında tutamıyormuş.

Doktor Milner ise “eğer H.M. sadece kısa süre hatırlayabiliyorsa o zaman ameliyatla beyninden çıkarılan hipokampus uzun süreli hafızanın oluşmasında rol oynuyor demektir” diyerek hipokampusun önemini ortaya koymuş.


Milner’ın 1962 yılında yayımladığı bir makale, bilim dünyasında hafıza konusunda en önemli kilometre taşlarından biri olmuş. Bu çalışmada Milner, H.M.’ye bir kalemle yansımasını aynadan
gördüğü bir yıldız şeklini çizdirmiş. İlk seferinde H.M. yıldızı çizinceye kadar epey zorlanmış. Ertesi gün Milner, H.M.’den yine aynı şeyi yapmasını istemiş. H.M. de hayatında ilk defa yapıyormuş gibi yıldızı çizmeye koyulmuş. Fakat her geçen gün H.M. yıldızı çok daha rahat çizmeye başladı. Hatta “bu beklediğimden daha kolay oldu” diyerek kendisi de farkında olmadan yıldız çizme tecrübesinin bir şekilde hafızaya aktarıldığını doğruluyormuş.

Bu sonuçlar tarihte ilk defa beynin yeni hafıza oluşturmak için farklı sistemler kullandığını kanıtlıyor.

Yukarıda bahsettiğim evin farklı odalarını…

Bugün bu sistemlerden birinin isimleri, yüzleri, yaşanan yeni tecrübeleri, olayları kaydeden ve gerektiğinde geri çağıran sistem olduğunu biliyor ve onu açık hafıza olarak adlandırıyoruz. Bu hafıza beynin medial temporal bölgesine ve özellikle burada yer alan hipokampusa dayanıyor.

Örtük hafıza ise beyinde diğer sistemler tarafından oluşturulur. Yıllar önce bisiklete binmeyi veya herhangi bir müzik aletini çalmayı öğrenmiş birinin yıllar sonra düşmeden bisiklete binebilmesi veya müzik aletini hâlâ çalabiliyor olması örtük hafıza sistemlerinin ürünüdür.

Bu tür hafızanın oluşmasında beynin striatum, neokorteks, amigdala ve beyincik adını verdiğimiz bölgelerinin rol oynadığını biliyoruz diyor bilim insanı Karaçay.

Peki müzikal hafızamız nerede saklanıyor ki hasta olsak da, hafızamızı kaybetsek de müziği özellikle sevdiğimiz dinlediğimiz müziği unutmuyoruz. Yaşadığımız bir kaza sonucu beynimizin hafıza ile ilgili bölümleri zarar görürse anılarımızı müzik yoluyla geri çağırabilir miyiz?

Bir parkinson hastasının kas sisteminindeki düzensiz hareketlerin, sevilen bir nostaljik müzik dinletildiğinde rahatladığını; zor yürüyen bir parkinson hastasının, hafif hafif adımlarla dans edebildiğini biliyor muydunuz?

Hasta insanlara kişiselleştirilmiş şarkı listeleri hazırlandığında, bu şarkıları dinlerken geçmiş anılarını hatırlamalarını, şarkının sözlerine eşlik etmelerini, müziğin inanılmaz gücüne borçluyuz. Beyin yoğun duygularla öğrenilmiş bilgileri, sürekli tekrar edilen bilgileri unutmuyor. Bir şeyi öğrenirken müzik dinliyorsak, aşık olduğumuz insanla birlikte müzik dinliyorsak, sevdiğimiz şarkıları sık sık dinliyor ve bu esnada da anılarımızı biriktirmeye devam ediyorsak, artık nostalji olduğunda o müzikler bizimle hafızalarımızda kalıyor.

Dr.Oliver Sacks’ın Müzikofili kitabından bir vaka olan Clive Wearing, 1985’te geçirdiği hipokampusunu tamamen yok eden ve temporal lobuna zarar veren kazadan öncesine dair kediyle ilgili hiçbir şeyi hatırlayamıyordu. Clive’in ileriye dönük amnezisi de vardı. Yeni anılar da üretemiyor, tam olarak ana kısılıp kalmış şekilde yaşıyordu. Buna rağmen koro şarkı söylerken piyano ile eşlik edebiliyordu. Başka hiç bir şeyi hatırlayamayan Clive Wearing müziği nasıl hatırlıyordu?

Daha önce gördüğünüz bir şeyin neye benzediğini hatırladığınızda, görme ile ilgili olan oksipital lobunuzu kullanıyorsunuz. Daha önce ne düşündüğünüzü hatırladığınızda, ön lobunuzu kullanıyorsunuzdur . Kendi geçmişiniz veya kendi geleceğiniz hakkında düşündüğünüzde hem temporal hem de frontal loblar dahil olmak üzere birden fazla beyin bölgesi kullanırsınız. Tüm bu farklı olaylar, bir hafıza oluşturmak için beynin temporal lobların içinde yer alan hipokampus adı verilen belirli bir bölgesinde bir araya getirilir.

Hafıza konusunda yapılan çalışmalar, belli bir tecrübeyi yaşadığımızda birlikte uyarılan sinir hücrelerinin uzun süre kalıcı bağlantılar oluşturduğunu ve aradan bir süre geçtikten sonra da bu sinir hücrelerinin yine birlikte uyarılması sonucu hatırlamanın gerçekleştiğini gösteriyor. Yeni tecrübeler sinir hücrelerinden oluşan bu sistemlerde var olanlara yeni bağlantıların eklenmesine neden oluyor

Elizabeth L. Johnson ve Francine Foo‘nun makalesinde araştırmacıların beyin üzerinde yapılan araştırmalarda beynin hafıza ile ilgili çalışan bölümlerinin arasında sevdiğimiz şarkıların hafızaya alındığı bölümün çok daha geç zarar gördüğünü MRI çalışmalarıyla kanıtladığını göstermiş. Sizler de görmek isterseniz bu bölümlerin fotoğraflarını kaynaklar bölümündeki linkte görebilirsiniz.

Anılarımızı oluştururken, en dokunaklısı, duygularımızı en çok harekete geçiren müziği dinlerken beynimizin farklı bölümleri meşgul oluyor çünkü siz müzik dinlerken gözlerinizin önüne anılarınız geliyor, öğrendikleriniz, geçmişiniz ya da hiç yaşamadığınız duygularınız, hayalleriniz, adınız, çocuğunuz ya da aşkınız. İşte tüm bunları beynimiz evin başka odalarına götürüp yerleştiriyor ve hipokampus, temporal lop ve amigdala işbirliği ile anılarımıza kaydediliyor. Dinlerken, özellikle sevdiğimiz müzikleri tekrar tekrar dinledikçe de anılar kalıcı oluyor tabi müzikği unutmak da her seferinde zorlaşıyor çünkü tüm araştırmacıların da söylediği gibi müziğin tutulduğu bölüm en geç hasar gören bölüm beynimizde.

Kimimiz bir senfoniyi dinlerken gözyaşlarına boğulurken, bir diğerimiz kulaklarını kapatıp yüzünü ekşitir. İnsan duyguları le öğrenir, sever, yaşlanır…

Bir melodi duyduğunuzda beyninizde ateşlenen ve iletişime geçen sinir hücreleri, size unuttuğunuz her şeyi hatırlatabilir.

Geriye dönüp baktığımızda Müziğin bize her zaman güzel anıları hatırlatması ve inanılmaz gücününün anılarımızda her zaman kalması dileğiyle.

Kaynaklar:

https://kids.frontiersin.org/article/10.3389/frym.2017.00005#ref1

http://www.biyolojiegitim.yyu.edu.tr/bmk/beyinhafizagenleri2010.pdf

YORUM YAP

Your email address will not be published.