Türk Akımı ve Mozart Üzerindeki Etkisi

248 okuma

iki  kültürün kaynaşmasının faktörleri olan Turquerie akımı ve tarih birlikte incelenecektir. Akım, tarihi olay ve gelişmelerin bir ürünü olduğundan tarih incelemesi öne alınacak olursa; İstanbul’un fethiyle beraber doğu ve batı arasında bir blok görevi gören Roma yıkılmış ve Avrupa’nın Osmanlı ile arasındaki fiziksel mesafe azalmıştır.

Genişlemeci politikalar izleyen bu devlete olan korku ve çaresizlikler de artmıştır. Mevcut korku ve çaresizlik hissinin asıl sebebi Osmanlı’nın yenilmez olduğu, yenilmezliği de vahşice kullandığı düşüncesidir. Bu düşünce 1683 Viyana Kuşatması’nda Osmanlı’nın mağlubiyetiyle azalmış, hatta yerini vahşet düşüncesinden barış düşüncesine bırakmıştır.

Kaybedilen kuşatma sonrası galipler Osmanlı’nın ardında kalan savaş yerlerini; bir şehir gibi dizilmiş çadırları, saray gibi düzenlenmiş çadır içlerini, dokumaları, savaş teçhizatlarını inceleyip Osmanlı’nın lüks yanını fiilen görme fırsatı bulmuşlardır.

Mağlubiyetin Osmanlı’daki tezahürlerinden biri ise Avrupa’ya seçkin elçiler göndermeye başlamasıdır. Avrupa, gelen elçilere hayran kalmış ve Doğuya olan merakları bu elçilerin de etkisiyle perçinlenmiştir. Bu sefirler Avrupa’da Turquerie modasının ilk adımlarıdır.

Bunlara ek o dönem diplomatik barışın bir temsili olarak Avrupa saraylarına Osmanlı tarafından mehter takımları yollanmıştır. Avrupa saraylarınca da gelen Osmanlı elçilerine jest olması için saray sanatçılarına bu takımları kullanarak dinleti hazırlattırılması müzikte Turquerie akımının oluşmasına ön ayak olmuştur.

15. yüzyılda başlayan akımın geniş bir alana yayılmasının 18. yüzyılı bulmasının büyük sebebi elçiler, tüccarlar ve sanatçılardır denebilir.

Müzikten sanata, sahne sanatlarından dönemin modasına kadar etkili olmuş bir akımdır. Öyle ki bunun bir sonucu olarak dönem insanları Türk temalı bir tiyatroya, bir akşam eğlencesine, bir operaya, bir gösterime gidebilmekte, hatta maskeli balo gibi düzenlemelere Türk kılığıyla katılabilmekteydiler. Doğuluların Avrupalılara göre aşka daha düşkün, daha fevri, daha müsamahakâr oldukları kabul edilmektedir. Turquerie ile şehvet ve lüks gibi unsurlar batı edebiyatında kendine yer bulmuştur.

Opera eserlerinde kendine en çok yer bulmuş hükümdar Kanuni’dir. Hem çok uzun yıllar hüküm sürmüş hem cephede çok zaman geçirmiş hem de haremde çok fazla olay yaşanmıştır. Dolayısıyla zaten doğunun bu yönüne ilgi duyan Avrupalı sanatçılar için eser yaratımında sonsuz bir kaynak görevi görmüştür.

18. yüzyılda sahnelenen pek çok Solimano (Süleyman) operasından en beğenilenleri Alman besteci Johann Adolph Hasse’nin (1699-1783) Dresden’de ve İtalyan besteci Dedide Perez’in (1711-1778) Lizbon’da sahnelenen eserleridir.

Döneme ait, içinde Türk unsurları ve dönemin yakın tarihinin olayları bulunan örneklerle devam edilmesi gerekirse; Muhammed 2 operası, Cara Mustapha ve Tamerlano örnek verilebilir. Muhammed 2, besteciliğini Reinhard Kaiser’in (1693) yaptığı bir operadır. Operanın konusunu rakiplerini ortadan kaldırmak için kardeş katli bile uygulayan gözü kara Mehmet oluşturur.

Johann W. Franck’in Cara Mustapha (1686) çağdaş bir olayı anlatması yönüyle dönemin diğer eserlerinden ayrılır. Eser, 4. Mehmet’in sadrazamı Kara Mustafa’nın Viyana’yı kuşatmasını ele alır. Kaynaklarda belirtilenlere göre daha kuşatma bitmeden sahnelenmiştir. Tamerlano’da (1724) ise sultan 1. Bayezid’in Ankara Savaşı’nda Moğol hükümdarı Timur’a yenilgisi anlatılmaktadır. Bu olay özellikle Avrupa açısından önemliydi. Çünkü Avrupa’ya göre Sultan Bayezid’in bu yenilgisi Osmanlının yayılmasını geciktirmişti. Bu öneminden dolayı da birçok esere konu olmuştur. Ancak içlerinde en dikkat çekeni Handel’in Tamerlano’sudur.

Opera d’arte Solimano II che sposa Roselane e fa uccidere il figlio Mustafà di Boulanger Jean (1606/ 1660)

Esere padişahın ailesi ve yaşadığı aşağılanmalar konu edilmiştir. Buna ek padişahın kızı, Yunan imparatorun oğlu ve Timur arasında da bir aşk üçgeni anlatılmıştır. Operanın en dikkat çekici tarafı ise Bayezid’in zehir içerek intihar etmesidir.

18. Yüzyılın ilk yarısına kadar kahramanlık konulu operalar ağırlıktayken, ikinci yarıda bunlar yerlerini bu gizeme bırakmışlardır. Keza yine ilk yarının kıyası yapılacak olursa doğulu karakterlerin ve adetlerin gerçekçiliği ikinci yarıda daha fazladır. Dolayısıyla yüzyılın ikinci yarısı konuların çekiciliği kadar sahneni dekorun kostümlerin de zenginliğiyle seyirci açısından daha büyülü bir hale gelmiştir. Konular genel olarak haremdeki kadınların rekabeti olarak özetlenebilir.

Türün en iyi örneği Charles Simon Favard tarafından yazılan Soliman 2 ou les Trois Sultanes (Kanuni Sultan Süleyman ve Üç Gözdesi) operasıdır. Hikâye özetle padişahın kalbini kazanmaya niyetli İspanyol Elmire, Çerkes Delia ve Fransız Roxalena arasındaki rekabeti ele alır. Hikâyenin sonunda Hürrem zaferi kazanır ve padişahım karısı olur. Hürrem’in kıyafetleri İstanbul’dan sipariş edilmiş hakiki ve şuh Türk kıyafetleridir. Bu durum dönem açısından oldukça etkileyicidir. Zira dönemde kadın oyuncular sahnede son moda kıyafetlere ek canlandırılan yöreye ait renklerle birkaç aksesuar ile sahnede yer alırken, erkekler biraz daha gerçekçi olarak sarık, kuşak ve uzun kaftanla yer almışlardır.

Yüzyılın sonlarına gelindiğinde Gretry’nin La Caravare du Cario (Kahire Kervanı) eseri, en iyi Türk operalarından biriydi. Öyle ki Avrupa’da çok beğenilmiş ve 1783’ten 1829’a kadar sadece Paris’te bile beş yüz kez sahnelenmiştir. Bu kadar çok ilgi çekmiş olması iki sebebe bağlanıyordu; ilki opera metni yazınında 14. Louis’nin de yer aldığının düşünülmesi, ikincisi ise doğulu bir kadın kahraman ile Avrupalı bir erkek kahramanın çift olduğu nadir eserlerden olması.

İlgi gösterilen bir diğer konu ise haremden bir cariyenin kaçırılmasıydı. En sık rastlanan hikâye çocuk yaşta veya yakın zamanda kaçırılmış genç kızın yavuklusu ya da ailesinden biri tarafından kurtarılmaya çalışılmasıdır. Ancak kaçırma girişimi başarısız olur ve cariye de kurtarıcısı da yakalanır. Hikâye ya padişahın kurnazlıkla alt edilmesiyle ya da padişahın yüzce gönüllülük göstermesi ve esirlerini serbest bırakmasıyla biter.

Harem ve kurtarma konulu eserlerin içinde en sanatsalı aslıda Türk opera türünde başyapıt sayılan Mozart’ın Die Entführung aus dem Serail (Saraydan Kız Kaçırma) operasıdır. Diğer hikayelerin genelinde geçen padişah-cariye ilişkisi bu hikâyede paşa-hatun olarak karşımıza çıkar. Selim Paşa başta tutsağı olan Constanza’ya âşık olur ancak aşkı karşılıksızdır. Aşkına karşılık bulamayan paşa duruma çok sinirlenir ve zorba biri olarak “acımasız Türk”ü sergilemeye başlar. Daha sonra paşa Constanza’nın yakalanan kurtarıcısının baş düşmanının oğlu olduğunu öğrenir.

Başta öcünü alacak olmanın hazzını yaşayan Selim, daha sonrasında seyirci karşısına tekrar sempatik biri olarak çıkar. Tutsaklarını serbest bırakır ve düşmanına şöyle bir mesaj gönderir:

“Adaletsizliği adalet ile ödüllendirmek beni kötülüğe kötülükle karşılık vermekten daha çok mutlu etti.”

Konu Mozart’tan açılmışken Mozart’ın o dönem içinde Türk unsurları barındıran eserlerini daha detaylı incelemekte fayda olacaktır.

Mozart, Osmanlı dönemi Türk müziği ile yakından ilgilenmiş, eserlerinde Osmanlı müziği ritim ve diğer müzik öğelerini kullanmıştır.

Sanatçının Türk konulu eserleri kronolojik olarak şu şekildedir:

1. Le Gelosie del Seraglio KV Anh. 109/135a (1772)
2. Violin Concerto No:5 in A DUR, KV219 (1775) 
3. Zaide, Singspiel KV344 (1779-1780)
4. Die Entführung aus dem Serail KV384 (1782) 
5. Piano Sonata No:11 in A DUR, KV331 (1783)

Le Gelosie del Seraglio KV Anh. 109/135a (1772)

Mozart‘ın Osmanlı Dönemi Türk Müziği‘nden etkilenip 1772 yılında yazmış olduğu Le Gelosie del Seraglio (Saray Kıskançlıkları Balesi) yirmi kere sahnelenen Lucio Silla operasının bölümleri arasında seslendirilmiştir. Eser, operanın birinci ve ikinci bölümleri arasında sahnelenmektedir ve fakat operanın konusuyla hiçbir bağlılığı olmadığı görülmektedir.

Balenin konusu Osmanlı sarayının hareminde dönen entrikalardır. Müzikal yönden incelendiğinde Osmanlı dönemi Türk müziğinin etkilerine az da olsa rastlanmaktadır.

Balenin tamamında Osmanlı dönemi Türk müziğinin etkilerinden ziyade konu gereği Osmanlı entrikalarının kullanımına odaklanılmıştır.

Violin Concerto No:5 in A DUR, KV219 (1775)

Mozart‘ın 5 numaralı Keman Konçertosu da Türk marşı gibi A-Dur tonalitesinde yazılmıştır. Bu iki eserde de doğu müziğinin motif ve ritimlerinin çok olması ve tonalitelerinin aynı olması, Osmanlı dönemi Türk müziğini yansıtması olarak yorumlanabilmektedir. Eserin ilk iki bölümünde çok sık rastlanmasa da 3. bölümde Türk motifleri çok net bir şekilde fark edilmektedir.

İlk altı ölçüde yaylı sazlar sakin ve aynı ritimde devam ederken Oboi ve Corni noktalı sekizlik ve onaltılık nota ile başlamış ve kuvvetli bir biçimde esere katılmıştır. Bu ritim bilindiği üzere mehter müziğinde zillerin eser aralarında vurdukları ritim ile benzerlik gösterdiği düşünülmektedir.

Zaide, Singspiel KV344 (1779-1780)

Eser, İstanbul ‘da Osmanlı padişahı Süleyman‘ın sarayında geçen bir aşk hikayesidir. Konu bakımından Saraydan Kız Kaçırma ile çok yakındır. Olaylar İstanbul ‘da XVI yüzyılda geçer ve operaya ismini veren başkahraman Zaide, Sultanın cariyesidir. Hristiyan kız Fransız köle Gomatz‘a âşık olur. Allazim saraydan kaçmalarına yardım ederken kaçaklar yakalanır. Allazim idam hükmü okunmadan padişaha bir zamanlar onun hayatını kurtardığını hatırlatır. Böylece padişah Allazim‘i affeder. Ancak aşıkların durumu bilinmez, çünkü Mozart bu eseri tamamlayamamıştır. Bu eserin Türklerden etkilendiği kısmın müziğinden ziyade konusu olduğu tespit edilmiştir.


Die Entführung aus dem Serail KV384 (1782)

18. yüzyıl batı klasik müziğinde Avrupa etkisini örneklendirirken eserin konusuna değinildiğinden bu bölümde müzikal açıdan inceleme yapılacaktır.

Opera yazıldığı türün kurallarına uygun olarak çok fazla konuşma içermektedir. Büyük üvertür operanın tek büyük hacimli senfonik bölümüdür. İlk kez bu operada vurmalı çalgı aletleri, piccalo ve litavrlardan yararlanılmıştır. Mozart’ın bu şekilde yeniçeri müziği havası yaratmaya çalıştığı görülmektedir.

Piano Sonata No:11 in A DUR, KV331 (1783)

İlk bölümü tema ve varyasyonlardan oluşan Andante Graciozo, ikinci bölümü Menue ve üçüncü bölümü Rondo Alla Turca olarak bölümlendirilmiştir. Yayınlandığı günden itibaren ilk iki bölüme çok fazla ilgi gösterilmemiş ancak Rondo çok ilgi görmüştür. Öyle ki besteciye sorulmadan adı Rondo Alla Turca ya da Türk Marşı olarak anılmaya başlanmıştır.

Giriş bölümünde değinildiği gibi Osmanlı Devleti Paris sefaretinde de mehter takımı mevcuttu. 1778 yılının büyük bölümünü Paris’te geçiren Mozart’ın da mehter takımının çeşitli sebeplerle yaptığı müzikli gösterilere ve törenlerden en az birine tanık olması kuvvetle muhtemeldir. Bu müziğin ritmik yapısını doğru algılamış ve bütün Türk tarzı eserlerinde de kullanmıştır.

Deniz Demirci (2011) Mozart’ın Rondo Alla Turca’sı ile ilgili “Bu piyano sonatında Türk vurmalı çalgıları, Türk müziğinin usul yapısına, Türk vurmalı ve üflemeli çalgılarının birlikte çalma tarzına uygun düşen bir ezgi yürüyüşü ve ezgiye eşlik eden ritmik hareketleri özenle seçmiş ve kullanmıştır. Düdük ve cura, zurnaların çaldığı kolaratur gidişlerde, geçitlerde ve boruların çaldığı parlak ve güçlü couplet’lerde Mozart, hep kendi dilini kullanarak piyanoya başarıyla aktarmıştır.  Rondo Alla Turca’da, sadece vurgulu ve vurgusuz vuruşlarla, davulun tokmak ve değnek vuruşları etkisi verilmeye çalışılmıştır. Bas partisindeki ses tekrarları ise, yarattığı ‘bordun’ etkisiyle Türk müziği atmosferini pekiştirmiştir. Eşlikteki bu monoton etkiye ve armonideki yalınlığa karşın Mozart’ın en sevilen eserlerinden olmuştur” tespitinde bulunmuştur.

Sonuç olarak fiziksel yakınlaşma beraberinde diplomatik yakınlaşmayı ve bu yakınlaşma da doğu ve batı kültürünü edebiyat, sahne sanatları ve moda altında bir araya getirmiştir.

Opera ve bale eserlerinin özellikle savaş, esaret, harem hayatı ve entrikaları konu aldığı görülmektedir. Doğunun Avrupalı sanatçılara bu anlamda çok büyük bir kaynak olduğu açıktır. Keza Mozart’a da gerek konu gerekse müzikal bakımdan kaynak olduğu aşikardır.  Saraydan Kız Kaçırma operasında yoğunlukla mehter takımına benzer ritimler kullanmıştır. Alla Turca’nın son bölümünde Türk izleri en üst seviyede kendini belli etmektedir.

Kaynakça:

AYDINOĞLU,Tutu, Osmanlı Dönemi Türk Müziğinin Wolfgang Amadeus Mozart’ın Eserlerine Etkisi, Asya Studies. Sayı:5, İstanbul

SCHMIDT-JONES,Catherine, (çvr. UÇANER Burçin), Yeniçeri Müziği ve Batı Müziği Üzerindeki Türk Etkileri, Uluslararası Müzikoloji Dergisi. Cilt 1, Sayı 1, s. 196-222, İstanbul

MEYER, R. Eve, Türk Modası ve On Sekizinci Yüzyıl Müziği, Tarih Dergisi, Sayı 56, s.147-165, İstanbul

ÖKTEM,Aycan,(2019),Sultan III.Selim Döneminde Geleneksel Türk Süslemelerinde Avrupa Giysi Modası ve Sanatına Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Haliç Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul

DEMİRCİ, Deniz,(2011),W.A.Mozart’ın Eserlerinde Mehter Müziğe  Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara

YORUM YAP

Your email address will not be published.