Tanrı’nın İnsanlara Sesi: Müzik

302 okuma

İnsanoğlunun kendini keşfetmesiyle kullanmaya başladığı ilk iletişim araçlarından biri sesi olmuştur. Tanrıların katından insanlara hediye edildiği düşünülen müzik, Pythagoras gibi dönemin ünlü filozoflarının üzerinde düşünmesi sayesinde matematik ile de ilişkilendirilmiştir. Tek tanrılı dinlerde önemini kaybetmeyen müzik, mabetlerde ve birçok önemli dini törende varlığını sürdürmüştür.


Müzik sözcüğü Yunan mitolojisindeki esin perileri Musa’lardan kaynaklanır. Musa’ya ait, Musa’ya yaraşır bir sanat anlamındadır.

“Dokuz eş yürekli kızdır bunlar, Ezgiler söylemektir bütün işleri…
Dokuz tanrısal kızı ulu Zeus’un Klio, Euterpe, Thalia, Melpomene, Tepsikhore, Erato, Polhymnia, Urania ve hepsinin başı sayılan Kalliope.
İşte budur Musa’ların insanlara verdiği
Musa’lardan ve okçu Apollon’dan gelir yeryüzündeki ozanlar ve çalgıcılar.Nasıl Zeus’tan gelirse krallar.”

(Hesiodos,Theogonia, Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü)

Eski Yunanlılar, müziği erdemli olmanın esası saymışlardır.

Onlara göre müzik ruhu arındıran, yücelten en önemli etken olmuştur. Hesiodos, her şeyin başlangıcını anlattığı eseri Theogonia’da böyle bahseder sanatın oluşumundan. İnsanın tarihi ile yaşıt olan sanat tarihi içerisinde en eskilerinden biri de müziktir.

İnsan kendi sesini işitip kullanmaya başladığında, ayaklarını ve ellerini çırpıp ses çıkardığını gördüğünde, bir hayvan kemiğine üfleyip sesini daha uzaklara iletmeyi keşfettiğinde müziğinde tarihi başlamış oldu.

İlkçağ düşünürlerinden bu yana insanlık müziği; evrenin doğal ritmi, ruhun harmonisi olarak düşünmüştür.  Doğanın deviniminden, yılların, ayların mevsimlerin, gece ve gündüzün bozulmaz düzeni insanlarda ritim ve uyum algısı oluşturmuştur.

Bunun farkına varan düşünürlerden biri olan Aristoteles müzik ile ruhsal uyumun benzerliği üzerinde durmuştur. Aristoteles’e göre müzik ruhsal tutkuları dile getirmektedir. Hüznü, huzuru, yürekliliği sergileyen bir araçtır. Kötü müzik dinlemeye alışanın kişiliği de kötü yolda gelişeceği gibi, iyi müzik beynin disiplini için gerekli olduğunu söylemiştir.

Müzik üzerinde uzun çalışmalar yapan bir diğer felsefeci ise Pythagoras (M.Ö 586) okulunun programında Aritmetik, Geometri, Astronomi ile Müzik konusunu eş değer önemde tutmuştur.

Müzik, insan duyuları arasında en çok gelişen işitme duyusuna direk hitap eden, maddeden arınmış ve doğrudan insan ruhu ile birleştiği savunulmuş ve çoğu zamanda mistik bir anlam yüklenmiştir.

Platon, şarkıların ve şiirlerin bundan on bin yıldır mevcut olduğunu bunların ilham verme ve insanı yüceltme niteliklerinden dolayı, ancak tanrılar veya tanrı benzeri insanlar tarafından bestelenmiş olabileceklerini dile getirmiştir.

Bu duruma uygun olarak, tıbbın babası sayılan Hippocrates da bazı ruhsal durumu bozuk hastaları tedavi için ilahiler tapınağına götürürdü. Delphi tapınağında bulunan bazı vesikalarda eski ve gerçek Greklerin müziği bazı fizik ve ruhsal ıstırapları yatıştırmak için kullandığını göstermiştir.

İnsanın ’ruh’ dediği şeyin şeklini tarif edemeyiz, dokunamayız, ama sesini duyabiliriz. Yalnızlığından kurtulmak için ilk önce kendi sesini duyan insan oğlu, doğa güçlerine tapınmak için önce mırıldanmaya başladı, mutlu olduğunda daha ritmik sesler çıkarmış, korktuğunda çığlık atmış, kızgınlığında daha yüksek tonda seslenmiş ve böylece kendi ruh halinin değişimlerini yansıtan ritmi bulup, bunu o zamandan bugüne kadar sürdürmüştür. Neşeyi, hüznü ya da acısını anlatan ezgiler yaratarak yolcuğuna devam etmiştir. Bu düşünce ilkel topluluklarda ister canlı ister ölü olsun her varlığın kendisine ait gizli bir ses ve şarkıya sahip olduğu inancını geliştirmiştir. Bu sesler ya da şarkılar bulunarak büyü yapılması, büyünün bozulması, extas haline getirip kullanılmasına rastlanmıştır.

Yerleşik hayata geçilmesiyle müzikte şekil değiştirmeye başladı.

Önce Tanrıları bulmak için mırıldanılan ezgiler, bulduklarına ikna olduklarında artık dinsel ilahilere dönüştü. Müziğin özellikle duyguları yoğunlaştıran yönünü anlayan insanlar sesleri ve ritmi arınmak için, kutsanmak için törenlerinde vazgeçilmez bir unsur olarak kullanmaya başladılar.

Semavi dinlerde de yansıması devam etmiştir. İskenderiyeli Kleman adlı tarihçi Hz. Musa’nın bütün ilimleri ve özellikle tababetle müziği Mısırlılardan öğrendiğini yazmaktadır. İbraniler resitatif (konuşmayı andıran şarkı gibi) tarzda Tevrat okumaları görülüyor ve Hz. Musa bu şekilde olmasını tavsiye ediyordu.

Protestanlığın kurucusu Luther iyi bir müzisyendi, Tanrının hediyesi olarak müziği görüyordu. Kilise ileri gelenleri de müziği insanı Tanrı’ya yakınlaştıran bir unsur olarak görmüş ve korolar kurmuştur.

Müziğin kilise inancındaki yeri yine İncil’in Sam bölümünde, 16-23 satırlarında şöyle geçer.

“ Şeytan ruh Saul’e hakim olunca Davud harbini ekine alarak çalmaya başladı. Bunun üzerine şeytan ruh oradan uzaklaştı. Ve Saul rahatladı.”


Bugün müzik başladığı yolculuğa; ilkel ya da felsefi, matematiksel ya da ruhani, mistik ya da dinsel olarak her seferinde kendine yeni yollar açarak devam etmektedir.

Yola ayak uydurmak için çağlar öncesinden gelen melodiden ayrılmamakta fayda var. Belki de bu melodi koro şefi ve Benedik Manastırı baş rahibesi (1136) olmuş Hildegar’ın  söylediği gibidir.

“Bunlar, dişi ve narin bir kul olarak benim ağzımdan değil, yüce ışıktan geliyor.”

Kaynak:

Manly P. Hall -Tüm Çağların Gizli Öğretileri, ,
Bekir Grebene,-Müzikle TadaviRahmi Oruç Güvenç- Türklerde ve Dünyada Müzikle Ruhi Tedavinin Tarihçesi ve Günümüzdeki Durumu

YORUM YAP

Your email address will not be published.