Sơn Mỹ’ların Şarkısını Kim Duyacak?

27 okuma

Cumhuriyetin ilk döneminde çoksesli müzik yazımında ulusal bir dil yaratmak için Anadolu ezgi geleneklerinin işlenmesi yoluyla makamsal müziği kullanan Türk beşlerinden sonraki kuşak, onların aksine 20. Yüzyıl müziğinin avangard teknik ve üsluplarına yönelmişlerdir. Ertuğrul Oğuz Fırat, Ferit Tüzün, İlhan Mimaroğlu, Bülent Arel gibi ikinci kuşak bestecilerin, çağdaş metinleri işleyerek ve sıklıkla diğer sanat alanlarından beslenerek tasarladıkları eserleri; atonaliteye, serializme, caz ve doğaçlama unsurlarına, Claude Debussy ve Igor Stravinski gibi bestecilerin empresyonist ve primitif üsluplarına, minimalizme, elektronik müziğe, Erik Satie ve John Cage’in yapıbozumuna, kolaja, soyut anlatıma ve doğrudan politik söylemlere ilgi duyarak/yönelerek 20. Yüzyıl müziğinin güncel gerçekliğine paralel nitelikler taşımıştır.

İkinci kuşak Türk bestecileri arasında çok yönlü sanatçı kimliği, üslubu ve politik tavrı açısından bugün dahi aykırılığını koruyan, elektronik ve avangard müzik alanlarında özellikle 1960-80 yılları arasında en önemli işlerin bestelenmesi, üretilmesi, yayınlanması, dağıtılması ve icra edilmesi için yaşamını adamış bir bestecidir İlhan Mimaroğlu. Ayrıca 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde sistem karşıtı politik hareketlerle/protestolarla iç içe olan New York merkezli radikal avangard sanatın 1960’lar sonrası ikinci kuşağının en ateşli göçmenlerinden de biridir.

Mimaroğlu, Amerika’da dönemin en önemli popüler sanatsal müzik işlerinin yapımını sağlayan Atlatic Records için prodüktör olarak çalışmaya başladığı 1971 yılında, “müziğe adalet getirmek” adına, Atlantic bünyesinde kendi plak şirketi olan Finnadar Records’u kurmuştur. Elektronik müzikteki çalışmaları gittikçe politikleşen ve radikal avangard hareket içerisinde sinematografik-işitsel bir protestoya dönüşen Mimaroğlu, bünyesinde benzer aykırılıklar taşıyan minimalist müzik ve caz türevlerinden çok etkilenmiştir. Kendi albümlerinin kayıtlarını yaparken bir yandan da gerek Atlantic’te prodüktör olarak gerekse Finnadar’da üretimin tamamen içinde olan bir yapımcı olarak Ornette Coleman, Charles Mingus, Freddie Hubbard, John Cage, Karlheinz Stockhausen, Edgar Varese, Henry Cowell, Frederic Rzewski gibi avangard müzik devlerinin eserlerini kaydetmiş ve yayınlamıştır.

Ayrıca 1989 yılına dek varlığını sürdüren Finnadar etiketiyle İdil Biret’in kayıtlarından Alban Berg, Sergey Prokofiev, Hector Berlioz, Alexander N. Skriyabin gibi hem icrası he de dinlemesi zorlu bestecilerin eserlerini yorumladığı dokuz albüm yayınlanmıştır. Bu albümlerin içerisinde birinin yeri bambaşkaydı: Hem İdil Biret repertuvarı için hem Mimaroğlu’nun avangard müziği/anlatımı içerisinde, hem de 20 yüzyıl politik-avangard müzik üretimi açısından oldukça özel olan 1978 tarihli New Line Piano.

New Line Piano: 1. İlhan Mimaroglu – Session 2. Niccolo Castiglioni – Cangianti 3. André Boucourechliev – Archipel IV 4. Leo Brouwer – Sonata “Pian E Forte”.

Session’da Karl Marx’ın sorularını içeren Mimaroğlu’nun yazdığı metin işlenmektedir.

Finnadar’ın kurulduğu yıl post-bop’ta tını, armonik yaklaşım ve teknik açısından modern cazın en önemli trompetçilerinden Freddie Hubbard ile iş birliği yaparak; öfke, kaos ve hüzünle örülü, dehşetli gerçeğin kâbusunu tasvir eden, 20. Yüzyılın en önemli savaş karşıtı avangard protesto müziği olan Sing Me a Song of Songmy’ın kaydı yapılmıştır.

Pablo Picasso’nun Amerika’nın Kore Savaşı’ndaki ölüm makinesi askerlerini protesto için çizdiği Kore’de Katliam tablosu, albümün kapağı olarak kullanılan Sing Me a Song of Songmy; Amerika’nın vahşi bir şekilde saldırdığı Vietnam Savaşı’ndaki gerçekleri görünür kılmaya ve bu cehennemin protestosuna dönüşmüştür.

Songmy, Güney Vietnamlı sivillere yönelik toplu katliam yapılan köylerden biridir.

1968 Vietnam Savaşı sırasında 347 ile 504 arasında erkek, kadın, çocuk, bebek sivilin kurban edildiği, vücutları parçalandığı, yakıldığı, kadınların bir kısmının toplu tecavüze uğradığı Mỹ Lai katliamı insanlık tarihinin görüp görebileceği en büyük vahşetlerden biridir. Manipülatif savaş çığırtkanlığıyla bu nedensiz ırkçı vahşetin üzerini örtmeye çalışan Amerika politikasını protesto ederek tüm gerçekliğiyle müziğinde canlandırmak isteyen Mimaroğlu, Finnadar’ı kurduğu yıl tüm imkanlarını Sing Me a Song of Songmy’a aktarmıştır.

20.yüzyılın ikinci yarısının en önemli radikal avangard müzik örneklerinden biri için, farklı türlerin birleşerek müzikal füzyon bombasına dönüştüğü türler üstü bir üretim için; önceki müziklerinde Songmy’ı çağrıştıracak deneyselliğin bulunmadığı, dolayısıyla Mimaroğlu’nun muazzam bir öngörüş ile Freddie Hubbard’la çalışmak istemiş olması şaşırtıcıdır. Hubbard ve beşlisinin yanında eserde; yaylılar, org, Mimaroğlu’nun elektronik müzikleri, koro, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirleri diğer metinlerle birlikte kurgulanmıştır.

Eser bir konsept albüm olarak baştan sona katliamın hikayesini anlatır. Açılış parçası savunmasız ve masum Vietnamlıları acımasızca katletmek göreviyle yola çıkan genç askerlerin iç sesleridir. Sonrasında her bir bölümde katliamın olanca vahşeti, kaosu, acımasızlığı, anlatılamazlığı, umudun/insanlığın tükenişi, tüm inançların/kavramların çöküşü ve bütün bunlara karşı Sơn Mỹ’i işiten bir insanın duyumsadığı öfke ve lanet duygusu müzik ve metnin bütünlüğüyle sinematografik bir biçimde canlandırılmıştır. Anlatımın sonuna doğru And yet There Could Be Love, Nazım Hikmet’in Kız Çocuğu şiirini anımsatmaktadır. Hiroşima’da külleri havaya savrulan küçük bir kızın sesine benzer bir kadın sesi. Bedeni iğdiş edilmiş, tecavüze uğramış, parçalanmış bir şekilde soruyor; “aşk için bir ihtimal olabilir mi?” Sonrası karanlık, vahşet, ölüm. Mimaroğlu ütopik bir umuda yönelmektense, eseri Hubbard’ın solosu ile gerçekliğin karanlığına düşülmüş ve savaşın vahşetine seyirci kalan yığınların sessizliğine doğru uzanan soru işareti ile bitirir. Mimaroğlu’nun bu tercihi bireysel bakış olmakla birlikte zamanının ruhunu taşır; pazarlanan tüm yalanlara karşı dünyanın bir ucunda vahşetin öznesi olmayı seçmiş askerlerin acımasızlığını haykırmak!

Ütopik umutlu bir son, gerçekliğe gölge düşürebilir.

Albümde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Vietnam Savaşımız ve Haydi kitaplarından şiirlerin İngilizce çeviri okumaları kullanılmıştır. Hubbard’ın Kara Derililer şiirini okumasıyla Afro-Amerikalıların çığlığı anlatımla iç içe geçirilmiştir. Songmy’ın müziği; Hubbard beşlisi ile caz/post-boptan musique concrete’e, Mimaroğlu’nun metin işlemesi, koro kullanımı, ses efektleri, elektronik ve müzik dışı sesleri, kolajları, Stravinsky benzeri atonal primitif dışavurumcu düzenlemelerinden Hubbard’ın kaotik özgür doğaçlamalarına uzanan eşi benzeri görülemeyecek bir füzyon örneği, katliamı farklı boyutlarıyla canlandıran işitsel bir sinematograf, radikal avangard bir protestodur.

Bugün çoğunlukla varlığı galerilerle sınırlı kalmış deneysel sanatın, deneysel ve protest olamayan çağdaş müziğin temel sorunu gerçekliklere sırt dönmüş yapay bir -mış gibilikten çıkıyor olmasıdır. Vahşetin, tahakkümlerin, savaşların ve silahların varlığı sürdükçe, radikal avangard üretimlere duyulan gereksinimin kaçınılmazlığı sürecektir. Ve sanatın varoluş sorunsalı açısından bu kaçınılmaz gereksinimi anlatmak için; Songmy’dan daha muhteşem bir örnek olamaz.

Sing Me a Song of Songmy; savunmasız bedenleriyle birlikte kimlikleri ve tarihsel olarak varlıkları iğdiş edilmiş halkların sonsuzluğa uzanan anıtsal çığlığıdır.

Sing Me a Song of Songmy; katliamları uygulamış erklerden mirası devralan ve gerçek-sonrası çağın işlerliğini sağlayan öznelerin/yapıların “kahramanlık öyküsünü” sorgusuz sualsiz kabul ederek gündelik yaşamına devam eden sıradan insana yöneltilmiş utanç sesleridir.

Duyan kaldı mı Sơn Mỹ’ların şarkısını? “Kan var bütün kelimelerin altında!”**

Duyan var mı?

* Akustik seslerle elektronik seslerin birlikte işlendiği, montajla ses kaynaklarının birbirinden bağımsız şekilde kullanılarak kasıtlı manipülasyona uğratıldığı akusmatik/avangard/deneysel besteleme tekniği.

** 1973 tarihli Cemal Süreya şiiri.

YORUM YAP

Your email address will not be published.