Sesleri Görebilmek: Kandinsky ve Schoenberg

240 okuma

insanın bir zaman yaşamış olduğu duygu ve düşünceyi kendinde imgesel olarak var ettikten sonra, aynı duyguları diğer insanların da hissedebilmesi için, hareket, ses, çizgi, renk ya da kelimelerle belirlenin biçimlerde ifade etme ihtiyacı, sanatı ortaya çıkarmıştır

Tolstoy

19. yüzyılın sonları, 20. yüzyılın başlarında yeni bir sayfa açılmak üzereydi. Başlayan modern dönem, ekonomiden, üretime, sosyal yaşamdan sanatta kadar birçok alanda değişime sebep olmuştu.  Değişimin sebebi; Avrupa’da yaşanan endüstriyel ekonomik gelişme ve getirdiği sıkıntılar, sanayinin hızla gelişmesi ve bir yandan da artan makineleşme sonucu işsiz kalan insanlar olmuştu.

Makinelerin yarattığı yeni düzen, işçilerde geleceğe dair kaygı, güvensizlik ve beraberinde ruhsal çöküntüyü getiriyordu. Değişen toplumun yeni bireyi, olması gerekenlerin en mükemmel görünüşlerine değil, duyguların ve iç dünyanın ön plana çıktığı bir kapı açıyordu. Almanya’nın endüstri sürecinin hızla gelişimi nüfusun kentlerde yoğunlaşmasına neden olmuştu.

Şehirli yaşam mekanikleşen koşullar bireyi kitleselleştirdi metropolün içine göz ardı etti ve uzaklaştırdı. “Temelleri sarsılan Almanya’nın sanayileşmesindeki gelişmenin sonuçlarının acısını insanlar çekiyorlardı. Kırık dökük insan ilişkileri, kentlerdeki yaşamın delice hızlı köleliğin her çeşidi diğer ölçüleri idi.” (Richard,1991:19).

Tüm bunlar sonuç olarak yeni bir şey doğuruyordu;

“  …bu olan sanatsal bir başkaldırıydı ve bu başkaldırının ne bir kuramı vardı ne de belirlenmiş amacı vardı.   Almanlar için Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) geçici bir üsluptan çok, ifadeyi sağlayan bir yol, araç ve içerik olmuştur”

-BAYL,Friedrich; “Resimde Dısavurumculuk” Modernizmin Serüveni, Haz.Enis Batur, İstanbul, 1997, s. 266

İÇSELLİĞİN İFADESİ: EKSPRESYONİZM

Kurulan yeni dünya içerisinde sanatçı; kalabalığın boğucu havasına, yalnızlaşan insana ve yeni düzenin getirdiği yeni umutsuzluğuna karşı bir gelişim gösterdi. Sanatçıların, sanat anlayışları kendi seçimleri değil, artık bir zorunluluk oluşturuyordu, aynı yıllarda Einstein’ın ‘Görelilik Kuramı’, Sigmund Freud’un ‘Psikanaliz’ adlı eseri, atomun keşfi, gibi gelişmeler insan hayatına ve sosyal yaşantıya çok büyük etki ediyor, insanlar teknoloji ve bilim konularında yaşanan hızlı gelişimler karşısında yeni düzene uyum sağlamaya çalışıyorlardı.

Ekspresyonizm bu sancıların neticesinde doğmuştu. Doğanın olduğu gibi temsili yerine, duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkması anlamına gelen akım, tam da insanların iç dünyalarında yaşadıklarını göstermek için kullanabilecekleri sınırlandırılmamış bir alanı ifade ediyordu.

Resim alanında bu ifadenin yaratıcısı Wassily Wassilyevich Kandinsky  olmuştu. Kandinsky’ e göre, sanatın dayatılan gerçekliğe rağmen ruhani bir yanı vardı. 1911 tarihli “Sanatta Tinsel Olan Üzerine” adlı kuramsal çalışmasında toplumda materyalist düşünce tarzının başat, insanlığın tinsel potansiyelinin ise tehdit altında olduğunu dile getirmişti.

Doğaya karşı isyan henüz başlıyor, der Kandinsky, ‘’Sanatta Ruhsallık Üzerine’’ denemesinde. “Her şeyi olduğu gibi, yani düş gücünden yoksun bir şekilde üretmeyi amaçlayan gerçekçiliğe” dönük bu isyanda resim sanatı olabildiğince, en gayri-maddi sanat dalı olan müziğe yaklaşmaya çalışmalıdır. Çünkü müzik, yüzyıllardır doğa olaylarının temsiliyle kendini sınırlamayıp sanatçının ruhunu ifade etmeye çalışmıştır. Dolayısıyla kendi içsel yaşantısını, “içsel ihtiyacını” dışavurma özlemindeki sanatçı, resimdeki ritme, soyut formların armonisine ve en önemlisi renklerin kullanımına önem vermelidir, çünkü her bir form bir “içsel anlamın dışsal ifadesiyken”, her renk de kendine özgü bir “ruhsal titreşim” yaratır.

Böylece Kandinsky kendi deneyimlerine dayanarak, farklı formlarla farklı renklerin bir araya gelişinin ruhta yarattığı etkilerin, “titreşimlerin” bir teorizasyonuna girişir.  Kandinsky’nin bu denemeleri, renklere uygulanan müziksel bir dile doğru götürmekteydi.

Kulaklarını müziğe ver, gözlerini resme aç ve… Düşünmeyi bırak!

Eserin sana bilinmeyen bir dünyada ‘dolaşım’ sağlayıp sağlayamadığını kendine sor. Cevap evetse, daha ne istiyorsun?

W. Kandinsky

SOYUT MÜTTEFİKLER

Arnold Schoenberg

Görsel ve müzikal sınırların birbirinin içine girdiği Debbusy ve Empresyonizm örneğinde olduğu gibi, Kandinsky’nin ekspresyonizmi elbette müzikle bulaşacaktı. Dönemin diğer bir sanatçısı, hayatını müziğin senfonik ilkeleriyle renklerin notalarını düzenlemeye çalışması ile bilinen besteci Arnold Schoenberg idi. (1874-1951).

Arnold Schoenberg ‘in 1908-1912 yıllarında atonal dönemini başlatan müzikal yenilikleri bestecisi idi. Bu süreç Schoenberg için hem besteci hem de ressam olarak yoğun bir etkinlik dönemiydi. 

Bu yıllarda yarattığı besteler ve tablolar aynı içsel ifade ihtiyacından ortaya çıkıyordu. Hem müzikologlar hem de sanat tarihçileri bu, Schoenberg ‘in eserlerini  ‘dışavurumcu’ olarak tanımlamaktaydılar.

Schoenberg sadece müzik alanında eser veren bir sanatçıdan daha fazlasıydı. O içindeki duyguları notalara aktardığı kadar renklerle de ifade etmeyi tercih etmişti.

Özellikle müzik alanında atonal tarzı geliştirmesi bu yıllarda (1907) yaptığı portrelerin de katkısı olduğu düşünülmekteydi.

Schoenberg, Egon Schiele, Oskar Kokoscha, Kandinsky gibi ekspresyonist ressamlarla paylaştığı ortak noktaları kendi eserlerine bakarak anlayabiliriz.

Portresini yaptığı eserde, ekspresyonist bir ressam gibi çalışmış; içsel dünyası, donuk bakışların, belirsiz arka planların yer aldığı kesitler sunmaktadır.

Kendine odaklanma ve yabancılaşma unsurlarını ‘’Die Glückliche Hand’’ isimli eserinde de görmekteyiz. Eser tarif edilemez acıların sesi olarak tasvir edilmekte kullandığı tonlamalar, sadakatsizliğin, kaybın ve ölümün seslerini vermektedir.

Bu eseri dinleyenler etkisini tarif etmek için genellikle ‘’kabus’’ terimini kullanırlar. Müzikal olarak yansıtılan uyumsuzluk, alışılmadık tekniklerin kullanımı sanatçının vermek istediği kasvetin tamda kendisini oluşturur.

Bu açıklama bestecinin yaptığı tablolar içinde uygundur. Yaptığı portelerin kazınmış, uyumsuz ve çarpık görüntüsü izleyicide kâbus görüntüsü etkisi yaratır.

Sanatçının tablolarına baktığımızda karmaşıklık ve detaylara gösterilen özen resimleri karakterize etmez. Genellikle, izleyiciye hemen çarpan tek bir hâkim odak vardır ve çalışma, anlamını çözmek için uzun bir çalışma gerekmediği görülür. Portrelerinde, vurgu yüz veya gözdedir. Schoenberg ‘in resimlerini anlatırken, Kandinsky “gereksiz olanlardan vazgeçme” ve süsleme ve detaylardan kaçınma konusunda sanatçıya hayranlık göstermiştir. Kandinsky, Schoenberg ‘in özneye odaklanmasını öznel bir duygunun değerli bir ifadesi olarak gördü.

Wassily Wassilyevich Kandinsky

İkilin yolları 1911 yılında, Schoenberg ‘in Münih’te verdiği konserde tanışmaları ile kesişti. Kandinsky’nin o gece duyduğu müzik Schoenberg ‘in ikinci telli dörtlüsüdür. (Yaylı Çalgılar Dörtlüsü No.2, Op.10, l. Allegro) Schoenberg ‘in tonalite ve atonalite imkanları üzerine düşünüp (bunu pantonalite olarak adlandırdığı) yeni bir seriye başladığı konserden, resmin geleneksel figürlerinden yarılmak için bir çıkış yolu arayan Kandinsky yepyeni fikirlerle dolu olarak ayrılır.

Konser sonrasında yaptığı tablolar bu konserden edindiği duyguları yansıtmaktadır. Kandinsky performansın eskizlerini çizdi ve bunlar arasında yer alan İzlenim III, (Konser), modern sanatın sinaestetik bir deneyimde renk ve sesi kaynaştıran en çarpıcı örneklerden biri, olarak kabul edildi.

Kandinsky: İzlenim III (Konser) (1911)

Konserle aynı yıl yapılan bu tabloda, insan kalabalığı, mızraklarla güçlendirilmiş bir savaş soğuk renklerin şiddetinden yararlanılmıştı.

Schoenberg ‘in en sıra dışı işlerinden birisi de String Quartet No. 2’dir.Eserinde Şair Stefan George’un şiirinden vokale uyarlanmıştır. Ortaya çıkan bu yeni eserde kayıp ve soyutlanmış bir ruhun sesi ve enstrümanlar şiire uygun olarak notalar üzerinde amaçsızca dolaşırlar. Parçanın doruk noktası Liebe (aşk) adındaki kısımda, ‘Tief ist die trauer die mich umdüstert’ ile açılır (Üzerime gelen derin bir kederdir) ve konuşmacının susuzluğunu, yorgunluğunu, açlık ve halsizlik halini çok güzel temsil eder.

Yine de kalbinin derinliklerinden bir ağlama gelir:

Özlemi öldür, yarayı kapat!

Aşkımı götür, bana sevincini ver!

Kelimeyi sesin dolaşımına göre böler Schoenberg ve dünya dışı, zemini olmayan, aşkın ve sürekli parçalanmış bir müzik üretir. Son hareket, Entrückung (Rapture) yüce bir ifadeyle başlar:

Başka bir gezegenden hava hissediyorum

Schoenberg bu kuarteti yazdığı 1908 yılında yaşadığı dramatik anıya bakar isek, ne kadar da zor bir yıl geçirdiğini anlayabiliriz. Karısı Mathilde’nin arkadaşı olan Richard Gerstl ile ilişkisi olduğunu öğrenmişti. Bu aldatılma Schoenberg için bir yıkım oldu ama aynı zamanda modern müziğin dönüşüm noktasında eserler vermesini de sağladı ve müziğindeki ekspresyonist etkiler için tetikleyici bir rol oynadı. Kandinsky bu eserin etkisinde kaldı ve ‘’Büyük Diriliş’’ tablosuyla karşılık verdi.  Kandinsky, “Sanat, iç dünya olgularının dışa vurması” demekle sanat yaratıcılığını öznel alana aktardı. Ama onun iç dünyası romantiklerin duygusal dünyası değildir. Korku, neşe gibi duygulardan içsel zorunlulukla arınan “yüksek düzeydeki doğrulara” açılır ve özgürlüğe kavuşur.

W. Kandinsky: Büyük Diriliş

Yaşamın içinde, bireyin kendine dair dile gelmeyen, görünmeyen kısmının keşfi sanat dünyasında karşılık bulmuştu. Kandinsky’nin tablolarında renk ile, Schoenberg ’te ise notalarla ruhun karanlık yanları didik didik edilmekteydi. Kandinsky, “Sanatta Ruhsallık Üzerine” adlı kitabında şöyle der:

Güzellik ruhsal ihtiyaçtan doğar… Ruh bir piyanodur, renkler bu piyanonun tuşları, gözler ise tellerine vuran çekiçleridir. Sanatçı ise farklı tuşlara basarak insan ruhunu titreten eldir

Her dönemin sanatçısı gibi, bu dönemin ekspresyonist sanatçıları da yaşadıkları zaman dilimi içerisinde anlaşılamamış, şaşkınlıkla karşılanmış ve eleştirilmişlerdi. Geleneksel olanın dışına çıkılarak, iç dünyanın ‘dışavurum’ unu en doğal biçimde ifade etmeye çalışmışlardır.

Dönemin tamamına baktığımızda Norbert Lynton’un sözü akıllara gelir:

İnsana özgü her eylem dışavurumdur; sanat da bir bütün olarak dışavurumcudur’’

Referanslar

ERTAN, Deniz; “Schönberg ve Kandinsky’de İçsellik, Sezgi ve Sinestetik”, Ve Müzik, Araştırma ve Yorum Dergisi, Sayı 3, Doruk Yayınevi, Ankara, 1998:19-23

İPŞİROĞLU, Nazan; Resimde Müziğin Etkisi, İstanbul, Remzi Kitabevi, Şubat, 1994

KANDİSKY, “Schoenberg’in Resimleri”, age. Cit. , s. 184.

KANDİNSKY, Wassily; Sanatta Ruhsallık Üzerine, İstanbul, Altıkırkbeş Yayınları, Ekim 2001 s.72

AYDIN,Uraz, Renklerin Şiddeti, Ruhun Çığlığı: Dışavurumculuğun İsyanı  Yeniyol Dergisi Mayıs-Haziran 2013

YORUM YAP

Your email address will not be published.