Satie Neden Haklıydı? (I)

291 okuma

I. Prelud

– une inspiration ésotérique de John Cage-

20. Yüzyılı tüm ihtişamı ile karşılayan Paris. Bilim, felsefe, sanat, teknik alanlardaki en yeni düşünceler ve kapitalist modern bireyin kodlarının işlendiği kent. Varoluşunu sanat mecrası haline getirmiş bir kent yaşamı ve bu estetize edilmiş kentin müzik dilinde, bir ayağı Romantizm’de kalarak yeni Fransız kimliğini arayan “saygın” bestekârların içerisinde tutarlı bir radikal avangard. Modern ruhun başkentine adeta gelecek zamanlardan düşmüş bir gizemci ozan. Erik Satie.

Henüz konservatuvar yıllarında başlamış olan, kimliğinde ve müzik üretiminde ait olamama eğilimi, Satie’nin yaşamı boyunca akademi ve sanat piyasasına karşıt üretimlere yönelmesine zemin hazırlamıştır.

1900’lerin başlarında Fransız müziğinde Alman stili ve özellikle R. Wagner hegemonyası sürmekteydi. Fransız akademi ve salonları, Romantik Dönem’in geleneklerine ve besteleme tekniklerine bağlı olarak yürütülmekte, “yaratıcı-dahi” besteci mitini devam ettirmekteydi. Müzik eğitiminin ilk evrelerinden itibaren kendine özgü farklılıkları sebebiyle “ciddi” akademik ortamın “ötekisi” haline getirilen Satie, kadrajını içine doğduğu yeni yüzyılın politik, felsefi, sanatsal arayışlarına çevirmiş, bohem hayata yönelmiş, alt kültürlere ilgi duymuş, döneminin en önemli radikal avangard hareketleri Sürrealizm ve Dada ile yakın ilişkiler kurarak kolektif üretimlerde bulunmuş, Fransız Komünist Partisi’ne üye olmuştur.

Satie, ilk bestecilik döneminden itibaren -bestecinin sonraları yakın ilişki kuracağı Dada hareketinin başat unsuru olan- sanatın geleneksel kalıplarına her anlamda karşı çıkarak yaşamını sanatından ayrı tutmamıştır. 20. Yüzyıl avangard sanatının şekillendiği kabarelerde piyanist olarak çalışmış besteci, farklı dönemlerindeki estetik ve karşı-sanat yaklaşımlarına paralel olarak yaşamında da çeşitli personalar geliştirmiştir. Tutarlı duruşunun bir sonucu olarak yaşamı yoksulluğun gölgesinde geçen Satie için, çalıştığı kabareler yalnızca yaşamını sürdürebilmek adına kilometrelerce yürüyerek gidip geldiği mekanlar değil, aynı zamanda politik görüşlerini şekillendirdiği, avangard sanat yaklaşımlarından beslendiği önemli mecralar olmuştur.

 Meditatif ve mistik öğeleri işlediği stabil ve çok tekrarlı, Minimalizm akımından çok evvel  yazılmış minimal eserlerinden, parodi-hiciv-müzikal alıntı-ironi gibi kavramları müzikte ilk kez bir biçim olarak ele almasına; melodik ve tonal hattı yapı bozuma uğrattığı ses evreninde henüz daha Dadaizm ortaya çıkmadan Dadaist bir karşı duruşla besteci kimliğine ironik bir şekilde başkaldırmasından, icracı-dinleyici-dinleme pratikleri üzerindeki tabularla kasıtlı olarak uğraşması ve icracı ile müzik alımlayıcısı üzerindeki katarsis etkisini kırma arayışına değin Satie’nin, 20. Yüzyıl sanatının tartışmaya açtığı neredeyse tüm kavramlara dair üretimde bulunmuş olması mucizevidir.

Sadece müzik dünyasına değil sanatın tüm alanlarına hâkim olan; otoriteye, Romantizm ’den miras kalan virtüozite kanonuna, sanat eserinin biricikliğine, gündelik yaşamdan kopuk “yüksek” sanat anlayışına, sanatçının “dâhi” egosantrizmine cevap olarak Satie; mizahi öğeleri kullanarak yapı bozumunu müzikte karşı-hegemonik söylem biçimine dönüştürebilmiştir.

Satie “mobilya müziği” terimi ile zamanından çok önce, endüstriyel fon müziği anlamında kullanılan muzak kavramını bir karşıt sanat/anti müzik olarak icat etmiştir. Relâche balesi uvertürü ve antraktı için çekilen sürreal deneysel sinema Entr’acte’ın gösterimi ile eşzamanlı icra edilmek üzere Satie’nin bestelediği Cinéma ise tarihteki ilk senkronize film müziğidir.

Satie; Musique d’Ameublement ya da Parade eserlerinde görüleceği gibi performans alanına ve icracı pratiklerine getirdiği sorgulama ve yaklaşımla kendisinden yaklaşık olarak yirmi beş yıl sonra çağdaş sanatta ortaya çıkacak olan happening’in, melodiyi tonal bağlarından koparıp en küçük parçalarına ayrılarak evrende süresiz yola çıkardığı zaman ve uzam dışı ütopik eseri Vexations ile kendisinden yaklaşık olarak elli yıl sonra ortaya çıkacak olan Minimalizm akımının arketiplerini anarşik bir şekilde ortaya atmış ve bu kavramlar ortaya çıkana değin bir hayalet gibi ana akım sanat/müzik alanlarının anti-kahramanı olmayı sürdürmüştür.

Satie’nin eserlerindeki sanat ve müzik alanlarına dair sorgulamalar, sanatın metalaşmasının sonu gelmedikçe güncelliğini koruyacak ve uzay çağında da yeninin peşinde olan icracı ve bestecilere yoldaş olacaktır. Tıpkı geçtiğimiz yüzyılda J. Cage, M. Feldman, H. Wolff, E. Varèse, T. Riley, S. Reich, M. Cunningham, G. Bryars’a (liste uzayıp gider) yoldaş olduğu gibi…

Devasa bir 20. yüzyılın ardından Erik Sate anti-kahraman olmaya devam ediyor, hâlâ…

Coda

“…                                                                                                                                Zihinle kulağın   

birbirinden                       ayrılmasının                       sesleri bozduğunu            farketmeye başladım

–                                       en baştan başlamak       gerekiyordu.                     Bu beni yalnızca

çağdaş değil,                                                               “avangard” da kıldı.        Gürültüleri kullandım

.                                      Bunlar entelektüelleş-tirilmemişlerdi.                                                         …”

J. Cage – Hiçbir Şey Üzerine Konuşma[1]


[1] John Cage Seçme Yazılar, 2011, s.119. (S. Fırıncıoğlu, Çev.) İstanbul: Pan Yayınları.

YORUM YAP

Your email address will not be published.