Satie Neden Haklıydı? (IV)

155 okuma

4. Redite

– une inspiration rébellion de Cornelius Cardew –

“Nous chantons pour l’avenir.”

Müziğin serüveni insanlık tarihinin her aşamasında olduğu gibi, 19. Yüzyılın son çeyreğinde de toplumsal koşulların belirlenimindeydi. Burjuvanın dizginleri aristokrasinin elinden almasıyla endüstriyelleşme ve kentleşme modernizmin beşiği olmaktayken, diğer taraftan sahneden düşmeye niyeti olmayan aristokrasi de geleneklerini terk ederek burjuvalaşmaktaydı. Fotoğraf, radyo, elektrik, telefon gibi bireyin düşünme biçimini kökten değiştiren buluşların merkezinde olduğu kadar, üretim alanlarının yanında sanatın da işleyişini yönlendirmek isteyen burjuva, sanat kurumları ve mecralarındaki yapıları aristokrasinin dilinden uzaklaştırarak yeniden tasarlamaya soyunmaktaydı. Tüm bunların sonucunda “sanat için sanat” yaklaşımının otoritesi haline gelen akademi ve sanat piyasası “sanatın özerkleşmesi” kavramını merkezine almıştır. “Sanatın özerkleşmesi” ile zirveye ulaşan Romantizme karşıt yeni arayışlar ise, sanat ve edebiyat alanında -özellikle de Sembolizm ve Empresyonizm akımlarında- salon ve akademiyi hiçe saymaktaydı.

20. Yüzyılın başına gelindiğinde bilhassa kapitalizmin köklerini sağlamlaştırdığı kentlerde gündelik yaşamı temelden dönüşen bireyi ele alan psikoloji, bilim, felsefe ve sanat kuramlarındaki değişen düşünme biçimleri, bu alanlarda yepyeni perspektiflere/sorgulamalara yol açmaktaydı. Üstelik bu sorgulamalar yeni doğmuyor, yaklaşık elli yıldır gelenekten kopan düşün ve sanat insanlarından mirası devralıyordu.

Diğer tarafta ise koltuğunu sağlamlaştıran burjuvanın karşısavı olarak toplumsal sınıfı ve emeği merkezine alan politik hareketlerle, bu hareketlerin taşıyıcılığını sağlayan teorik çalışmalar modernizmin rotasını Marksist diyalektik doğrultusunda çevirmekteydi. İşte bu politik/teorik çalışmalara paralel ilerleyen avangard sanat, yaşamın her alanında karşı safta sesini kararlılıkla yükseltmekteydi.

P. Bürger’in Avangard Kuramı’nda avangard hareketler ve radikal avangard hareketler ayrımı doğrultusunda; yüz yılın başında radikal avangard hareketlerin sanat yaklaşımları; politik hareketlilik, savaş karşıtı/muhalif/sosyalist eylemlilik hâlleriyle birlikte konumlanan üretimlerin parçası halindeydi. (1) Burjuvanın düşün ve ahlak yaklaşımına göre şekillenmiş gerçeklik-kurgu-anlatı üçgenini kökten sorgulayan ve reddeden Dada ve Sürrealizm gibi Paris’te gelişen devrim niteliğinde eylemliliklerin öznesi olmuş radikal avangard hareketler; anlatı ve kurgu dışı-gerçek ötesi yaklaşımıyla sanatın farklı dallarını birleştirdikleri kolektif çalışmalarla biçimciliğe ve sanatın işlevsizleştirilmesine/yaşamdan kopuk haline savaş açmışlardı.

19. yüzyılın son çeyreği ve 20. Yüzyılın ilk çeyreği arasında Paris’te, tüm bu dönüşümlere gözlerini açarak besteciliğini şekillendiren Erik, konservatuvar yıllarının ilk evrelerinden itibaren Romantizm ve Wagner kalıntılarının taşıyıcısı olan müzikal erke karşı durmuştur. Yaşamı bütünsel olarak değerlendirildiğinde Erik’in karşı duruşunun yalnızca müzikal erke yönelik olmadığı, yaşamını besteciliğinden ayırmaksızın politik olarak da erke karşı somut konum aldığı görülmektedir. Ait olamama ve uzaklaşma eğilimlerinde, bestecilikteki özgün ve aykırı deneylerinde, personalarında, mizahı kullanma biçiminde, bohem hayatında, yalnızlığında, tercihleri doğrultusunda gururla göğüslediği ekonomik zorluklarda, radikal avangard hareketlerle kurduğu yakın ilişki ve kolektif üretimlerinde, sosyalizm düşüncesine yönelişinde, Fransız Komünist Partisi’ne üye oluşunda ve en nihayetinde tüm yaşamında Erik’in tutarlı tavır aldığı ve besteciliğini bu doğrultuda şekillendirdiği anlaşılmaktadır.

Besteciliği geliştikçe radikalleşmiş, radikalleştikçe sosyalist hareket içerisinde aktifleşmiştir Erik. 1898 yılı gibi erken döneminde Arcueil’e taşınmış, kentin arka mahallelerinden birinde, karıncalar ve ötekiler semtinde yaşamının ve besteciliğinin zirvesini saf tuttuğu sınıfın içerisinde dürüstçe örgütlemiştir. Erik önce Arcueil’de uzunca bir süre Radikal-Sosyalist Komite üyesi olmuş ve Ekim Devrimi sonrasında Sovyet etkisiyle kurulan Fransız Komünist Partisi’ne 1921 yılında üye olmuştur.

Besteci 1915-25 yılları arasında Dada ve sürrealist akımlarla yakın ilişki kurarak; Marcel Duchamp, Tristan Tzara, Francis Picabia, Jean Cocteau, Pablo Picasso, René Clair, Man Ray gibi dönemin Paris’inin en önemli radikal avangard sanatçılarıyla birlikte mizahi dönemde geliştirdiği teknikleri multidisipliner üretimlere taşımıştır.

Radikal avangard sanatın en önemli birlikteliği Dada’nın, provokatif ve bütünsel sanat eylemlerine en muazzam örnek olan, Dadaist ve sürreal düstura paralel olarak modern müzikteki birçok kavramın arketipini yaratan Erik’in besteleriyle Parade ve Relâche baleleri, sanat tarihini derinden etkilemiş, modern sanatın 20. Yüzyıldaki politik dönüşümüne yön vermiştir. Erik’in yaşamıyla beraber besteleri ve dönemin radikal avangard üretimleri; yüz yıl önce belki yarı kör olan bireyin sanal gerçeklikler içinde tamamen körleştiği bugünün kapitalist piyasa koşullarında, kara delikler açmayı arzulayanlara sanatın politik eylemliliği ve kolektif üretimin gücü hakkında yol göstermeye devam etmektedir.

Coda

El pueblo unido jamás será vencido!

The People United Will Never Be Defeated!

“…The extended length of the composition may be an allusion to the idea that the unification of people is a long story and that nothing worth winning is acquired without effort.”

Frederic Rzewski (2)


Kaynaklar:

  1. Bürger, P. (2017). Avangard Kuramı. (A. Artun, Dü.) İstanbul: İletişim Yayınları.
  2. The People United Will Never Be Defeated! About this Pieces: https://www.laphil.com/musicdb/pieces/5368/the-people-united-will-never-be-defeated (30 Temmuz 2021 tarihinde)

YORUM YAP

Your email address will not be published.