Satie Neden Haklıydı? (II)

254 okuma

2. Credo

– une inspiration transcendantal de Terry Riley –

“Pour se jouer 840 fois de suite ce motif, il sera bon de se préparer au préalable, et dans le plus grand silence, par des immobilités sérieuses.”


Akademiden ardına bakmadan kaçarak bağımsızlığın karargâhını Montmartre’daki küçük odasında oluşturan Eric, Le Chat Noir kabaresinde sembolizmden yola çıkıp yeni teknik ve anlatımların peşi sıra ilerleyen aykırı ressam, yazar ve müzisyenler içerisinde müzikal arayışlarına yoğunlaşır. Eric için besteciliğinin ilk evrelerinden itibaren sanat/müzik entelektüel bir uğraş değil, yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Düşündüğü gibi yaşar, yaşadığı gibi düşünür. Artık Erik’tir. Uzun saçları, redingotu ve fötr şapkası ile bir bohem olarak ilk personasına bürünür.

Annesi öldükten sonra kardeşi Conrad ile büyükannesinin yanına, Honfleur’a gönderilmiş olan küçük Eric, Saint-Leonard kilisesinin gotik mimarisi altında gregoryen ilahileriyle müzik eğitimine başlamış ve çocukluğun saf akışıyla gotik kubbenin altında içine daldığı Orta Çağ mistik ilahilerinin yaşamı boyunca kendisine rehber olacağını sezmiş olmalıydı. Nitekim çocuk Eric yirmi yaşındaki Erik’e el vermiş, ilk piyano seti Ogives ile neo-gregoryen üslupta ezgileme ustalığının kapısını cesur adımlarla aralamıştır. İlk piyano eseri Ogives ile başladığı ve bestecilik yaşamının sonuna dek uğraşacağı en önemli kavramlardan biri zaman olmuştur. Erik için sesler imgeseldir, adeta imgelerin uzamda salınması gibi, ölçü çizgilerini kaldırıp tonalitenin kadanslarına umursamaz kalışlar yaratarak seslere kendi saf varoluş alanlarını açmak istemiştir. Peşine düşen akademinin müzik simsarlarının şeytanlarından kaçınırcasına tritonlardan uzak duracak şekilde, Hristiyanlığın güç olmamış hâllerindeki litürjiyi anımsayarak, saf konsonans aralıklarla sözsüz bohem-seküler-mistik ilahisini yazmıştır.

Akademiden kaçış yöntemi olarak nefret ettiği askeriyeyi kullanan ve askeriyeden de kaçış yöntemi olarak bedeninin tahribatına izin verip kendini çürüğe çıkarma planını işletirken, uzun nekahet dönemi sırasında yoğun okumalara daldığı Gustave Flaubert ve Joséphin Sâr Péladan yazınlarının etkileri, Erik için Montmartre dönemindeki ilk bestelerinde açığa çıkmayı bekleyen esin kaynakları olarak zihninin bir odasında saklı tutulmaktaydı. Kader bu ya, Le Chat Noir kabaresinde bohem bir piyanist olarak sesini arayan Erik, 20’li yaşlarına adım atmışken Péladan ile tanışmıştır. Kısa süre içerisinde Erik, varoluşunun ayrılmaz bir parçası olan mistisizmin peşinden giderek Péladan’nun ezoterik sanat tarikatı Salon de la Rose-Croix’nın baş piyanistliğine atanmıştır. Günümüzde kültür endüstrisinin Erik’i, kimliğinden-diğer eserlerinden-toplum/sanat ve müziğe olan yaklaşımından-karşıt duruşundan koparıp anlamsız bir popülerliğin parçası haline getirerek yalnızca iki piyano setine (üstelik çoğunlukla yanlış yorumlarına) hapsettiği eserler Trois Gymnopédies ve Gnossiennes, Rose-Croix döneminde yazılmıştır.

Bestecinin 1890’lı yıllarda Montmartre’daki küçük odasında Rose-Croix kompozisyonlarını tasarladığı evre, mistik dönem olarak adlandırılabilir. Besteciliğinde otodidaktik ilerleyen Erik, bu dönemde zamanının çoğunu Fransız Milli Kütüphanesi’nde Eugène Viollet-le-Duc’ü[1] inceleyerek geçirmiştir. Yeni müzik dili yaratımındaki özgün üslup arayışında Orta Çağ müziğini kullanma arzusu olan Erik, Eugène’in mimari yaklaşımından esin almış, muhalif mimarın özgün gotik restorasyonlarından çok etkilenmiştir. Erik, gotik sanata olan ilgisini derinleştirdiği mistik döneminde sınırlı malzemeyle olabildiğince yalın, tonaliteyi sorguladığı ve müzikte zaman/süre kavramıyla uğraştığı kendine özgü yeni bir dil geliştirmenin peşine düşmüştür. Péladan ve Rose-Croix’in müzikal sözcülüğünü üstlendiği baş piyanistlik görevi sayesinde, özgürce yazıya döktüğü deneysel eserlerini bu dönemde ilk kez halka açma fırsatı bulmuştur. 1891 yılında Péladan’nun Le Fils des étoiles (Yıldızların Oğlu) adlı şiirsel dramasına eşlik etmek için yazdığı aynı adlı tesadüfi eseri Rose-Croix döneminin en önemli eserlerinden biri olmakla birlikte, bestecinin en radikal eserlerindendir. Erik, sahnedeki dramatik eylemlerden bağımsız olarak tesadüfi bir seyir hâlinde ilerleyen müzik yazısındaki quartal (dörtlü) armonik keşfi ile “statik ses dekoru” kavramını icat etmiştir.[2] Le Fils des étoiles eserindeki armonik ve biçimsel yeniliklerin, Erik’in ileriki dönemde sansasyon yaratmış ve 20. Yüzyılın tüm sanatsal yeniliklerine öncül olmuş eserleri Musique d’Ameublement, Parade ve Relache’ın arketipi olduğu görülmektedir.

Péladan’nun ezoterik topluluğu içerisinde romantik Fransız söylencesinden uzaklaşarak yeni sanatsal biçimlerin peşine düşmek ve bu deneysel çalışmaların icra edileceği alanlar yaratmak üzere, ortak mistik bir yol adına yalnızlığından çıkmayı kabul eden Erik için kısa bir süre sonra Péladan ve topluluk içerisindeki gerçekler belirginleşmiştir. Klasik sanat anlayışı/akademi/dönemin müzik piyasasının toplumun ve “sıradan” insanların koşullarının gerçekliğinden kopuk hâli, “üstün” sanatçı miti, egosantrizmi ve hiyerarşisini, üstü örtük bir şekilde olsa da tepede salınan Demokles’in kılıcı gibi Rose- Croix topluluğunda da hissetmeye başlaması Erik’i rahatsız etmiş, topluluğun mistik yolu ve inançlarındaki “samimiyetsizliği” anlamıştır. Derin bir hayal kırıklığı olsa gerek tabii. Ama Erik, (anlayabilenler için) sessiz sedasız uzaklaşacak biri olmamıştır hiçbir zaman. İşte bu dönemden itibaren parodiyi ciddiyetiyle birleştirmiş, yaşamının sonuna değin üslubunun ayrılmaz bir parçası hâline getirmeye başlamıştır. Rose-Croix’dan ayrılarak sağlam adımlarla küçük odasındaki yalnızlığına dönerken redingotunu çıkarır, keşiş cübbesini giyer Erik. Kaybedecek hiçbir şeyi yoktur, kendisine yeni bir persona yaratır. Akademi ve sanat piyasasının yozlaşmış hâllerini hicivle haykıracak modern bir goliard[3] olmaya soyunur.

Çocuk Erik’in müziğin hayatına ilk değdiği mekân ve melodiler/gotik mimari ve gregoryen ilahileri, bestecinin mistik dönemi ve yaşamı boyunca ayrılmaz bir parçası olacak mistisizmin temel taşlarıdır. Yozlaşmış Roma’da hiçbir değeri olmaksızın “öteki” halinde yaşayan çoğunluğa, umut meşalesi sunan Hristiyanlığın erken dönemlerindeki saf anlatımın yalın müzikal üslubunu, modern ve özgün bir dile uyarlamaya yönelir. 20. Yüzyılın hızla sanayileşen ve yozlaşan Fransa’sında, sanatın çağdaş olmaklığının getirdiği sorumluluğu ellerinde taşıyarak erkin reddine yönelen Erik, kendini Orta Çağ’ın yozlaşmış dinini terk eden seküler keşişlerine yakın hissetmiş olmalı. Mistik dönemindeki yaklaşımını en iyi yansıtan Messe des pauvres (Yoksullar için Ayin) eserini yazdığı sırada 6 Rue Cortot’daki küçük odasına manastır atfında bulunarak “L’Église Métropolitaine d’Art de Jésus Conducteur” adını verdiği, kendisini Yüksek Rahip, koro şefi ve tek üyesi olarak ilan ettiği hayalî sanat kilisesini mağrur bir edayla duyurmuştur.[4]

Erik, kurduğu tek kişilik hayalî sanat kilisesinde görünürde var olan Rose-Croix inançlarını gerçeğe evrilterek toplumun sanat yoluyla dönüşümünü temel amaç haline getirmiş, eleştirmenleri “aforoz etmek” niyetiyle gazetecilere sert mektuplar yazmış ve kendini gösterişli Péladan’nun bir parodisine (belki de Péladan’nun söylemlerinin samimi versiyonuna) çevirmiştir.

Özellikle avangard ressamlarla yakın ilişki içerisinde olduğu bu dönemde Erik, Café de la Nouvelle Athènes’de piyanistlik yapmaktaydı. “Ruhumun kurtuluşu için dua” olarak betimlediği Yoksullar İçin Ayin’i ile sanatsal söylemde sınıfsal tavır almaya yönelişinin henüz erken dönemlerinden itibaren kendiliğinden başlamış olduğunu görebilmekteyiz. Aynı yıl “ruhumun sakinleşmesi ve derin huzuru için Novena[5] ” olarak nitelediği dokuz parçalık Danses Gothiques eserini yazmıştır.

Erik öldükten sonra, uzun yıllar boyunca kimsenin içeriye girmesine izin vermediği dairesinde bulunan ve bugün hâlâ yazılı müzik geleneği içerisinde konumu belirsiz olan Vexations (1893/1894), can sıkıntısına adanmış 8 ölçülük bir motifin 840 kez tekrarına dayanan ütopik bir eserdir. Eserin yazılmasından yaklaşık atmış yıl sonra ortaya çıkan ve 20. Yüzyılın en önemli müzik akımı olan Minimalizm’in olabilecek en radikal şekilde ilk örneğini mucizevi bir avangard yaklaşımla yazmış olduğu Vexations’u herkesten saklamıştır. Satie araştırmaları konusunda önemli çalışmaları olan Robert Orledge, Vexations eserini tanımlarken; bir keşişin sessizliğe yönelen meditatif yaklaşımıyla, can sıkıntısı ile halüsinasyon gibi hâllerin -hem sanatçı hem de seyirci açısından- etkilerini performans göstergeleri üzerinde araştıran bir “ilk deney” olduğunu belirtmiştir. [6]

Temasız, belirgin bir melodik hattan yoksun, kromatik ve tondışı yazılmış Vexations’un aynı zamanda icra pratiklerini sorgulayan ütopik yapısı, kendisinden yaklaşık yarım asır sonra ortaya atılacak, happening ve beden performansı gibi 20. Yüzyıl sanatının en önemli pratiklerinin ve tartışma alanlarının da ilk örneği olduğu görülmektedir. Aynı zamanda Erik’in tüm eserlerinde görebileceğimiz fakat Vexations’da en avangard mertebeye taşımış olduğu anti-müzik kurgusunu, böylesine erken döneminde yaratmış olması, besteciliğinin lineer değil döngüsel olduğunu, vardığı son noktanın aslında yola çıktığı nokta olduğunu büyüleyici bir şekilde ortaya koymaktadır. Mistisizm gibi Erik’in varoluşunun ayrılmaz özelliklerinden olan parodi, ironi, hiciv gibi kavramları Fransız müziği üzerinde hâkim olan Wagneryan etkilerine, ajitasyona, trajik öykülere dayanan devasa eserlerin müzik üretimi kanonundaki otoritesine ve bu eserlerde müzik alımlayıcısına sunulan katarsis kurgusuna dayanan bitmek bilmez armonik gerilimlere bir başkaldırı olarak da işitilebilir Vexations.

Erik, defalarca tekrar edilmesine rağmen ezberlenmesini imkansızlaştırma titizliğiyle yazdığı sonzuluğa uzanan 8 ölçülük motifin icra cesaretine soyunan performansçıyı, yazılı müziğin icra kalıplarından çıkarıp, seslerle birlikte zihniyle mücadele eden (belki de mücadele etmeyi bırakması gereken) bir keşişe ya da beden performansçısına dönüştürmüştür. Manastır olarak adlandırdığı küçük odasında, çağdaş/özgün müzikal yaratımları ve başlı başına varoluşuyla toplumu seslerle dönüştürmek gibi ağır ve ciddi bir işe mistik bir ironi ile soyunmuş sanat kilisenin tek üyesi rahip Erik, Vexations’un içerisinde ne kadar kaybolmuştu, bilinmez. Vexations 1963 yılında ilk kez John Cage’le birlikte on piyanist tarafından seslendirilene dek sessizliğini korumuştur.

Coda

“                                           Bunlar entelektüelleş-tirilmemişlerdi.                            Kulak bunları

herhangi bir              soyutlamaya                    gerek duymadan,                           dosdoğru

duyabiliyordu.               Gürültülerden                   hoşlandığımı                      farkettim, aralıklardan

daha da çok.                   Gürültüleri                      tek sesler kadar                        beğeniyordum.

                                                                                                                                       Gürültülere karşı da

ayrımcılık                    uygulanmıştı                                                                                              …”

                                                             J. Cage – Hiçbir Şey Üzerine Konuşma[7]


[1] Eugène Viollet-le-Duc: Diğer sanatlarla da ilgilenmiş çok yönlü neo-gotik mimar (1814-1879).

[2] Grove Music Dictionary. (2001). Satie, Erik. Grove Music Online, 313. (R. Orledge, Der.) Oxford Uni. Press.

[3] Goliard: Din adamlığını terk etmiş Orta Çağ ozanları. Toplumu ağır bir şekilde hicveden, dinin eril baskısını sarsan satirik müstehcen şarkılar söylemekteydiler.

[4] Whiting, S. M. (1999). Satie the Bohemian: From Cabaret to Concert Hall (1 b.). Oxford: Clarendon Press.

[5] Hristiyanlıkta eski bir adanmışlık geleneği.

[6] Orledge, R. (1998). Understanding Satie’s ‘Vexations’. Music & Letters, Vol. 79(No. 3), s. 386.

[7] John Cage Seçme Yazılar, 2011, s.119. (S. Fırıncıoğlu, Çev.) İstanbul: Pan Yayınları.

YORUM YAP

Your email address will not be published.