Sanat ve Eleştiri

363 okuma

Toplum, kendi düşüncesini açıklamaya cesaret edemediği ve eleştiri kurumuna güven kalmadığı için sanatçı asla ve kesin olarak neyin toplumu memnun ettiğini ve neyin etmediğini bilemez. Eğer toplum tereddüt gösterir veya hilekarlık yaparsa, eleştirmenler güdümlü veya bilgisizce yoruma kalkışırsa, sanatçı kime inanmalıdır?

Herhangi bir müzik yayınını elinize aldığınızda yalnız absürt ve saçma iddiaları okumakla kalmaz, kimi zaman içeriği övmek kimi zaman da yermek için kullanılan ve birbiriyle çelişen pek çok ifade ile karşılaşırsınız. Bu oldukça doğaldır.

Hegel şöyle söyler: “Doğru eleştiri yapabilmek zordur; eleştirmenin kolay etkilenebilme durumu, yine kendi içinde var olan ve birbirlerine zıt binlerce prensip tarafından örselenir”

Bu doğru düşüncenin işaret ettiği sıkıntı, önyargılar, bilgisizlik ve günümüz eleştirmenlerinin amatör heveslilerden oluşmasından oluşmaktadır. Bu yargıyı destekleyecek en güzel örnek, Fazıl Say’ın “Chopin Noktürleri” albümüne, Andante Dergisi’nin kayıt eleştirmeni, amatör piyanist Feyzi Erçin’in yazdığı eleştiri sonrası çıkan polemiktir.

Erçin, eleştirisinde Fazıl Say’ın albümde yer alan Op.9 No.2 noktürn’e “eklemeler” yaptığını yazmış, Say’da kendine has üslubuyla notaların Chopin’e ait olduğunu ve eleştirmenin bundan dahi haberi olmadığını belirten bir sosyal medya paylaşımında bulunmuştu. Erçin ise yanıt olarak “Evet bilmiyordum, eleştiriye tatildeyken yazdım” yanıtını vermiştir. Tam bir kara mizah öyle değil mi?

Genel anlamda tüm müzik eleştirileri, coşkunluk derecesinde sanat ile ilgili ve kullandıkları kelimeler neredeyse somut olarak açıklanamaz sanat-sevdalıları tarafından yapılır. Sanat-konuşanlar ise dürüst ruhları temsil eder. Onlar, bir disiplin üzerine bilgi sahibi olmasalar da “moda” cümleleri tekrar ederek süreci yaşarlar. Sanat-hipokratları ise sanat-sevdalılarının az gelişmiş bir türüdür. Bu grup, cahil görünmekten çok korkar ve ateşli fantazileri ile kehanetlerde bulunurlar. En tehlikeli tür ise sanat-yalancılarıdır. Kendilerine ufak zümreler oluştururlar. Gerçek sanat-bilenlerin eleştirileri çok nadiren yer alır. Bu durumu, çoğunluğun gürültüsü içinde kaybolan bir ses olarak yorumlayabilirsiniz.

Müzik yayınlarını incelediğinizde, aynı senfoni için bir eleştirmenin “az sayıda melodi” ve bir diğerinin “çok fazla melodi” eleştirisi yaptığına şahit olabilirsiniz. Süslü kelimelerin yarattığı sert ve sentetik kabuğu kırdığınızda ise çoğunlukla soyut ve içi boş bir çekirdeğe ulaşırsınız. Genç sanatçı için bu aşırılıklar (maksim) yıpratıcıdır.

Görünen o ki, betimlemek istediğimiz obje ile bizler arasında sanat üzerine pek çok tez bulunmaktadır – İdeal ve Gerçek olan üzerine – ve sanatçı artık doğası ile baş başa değildir

Anne Louise Germaine de Staël

Eckermann, Goethe ile olan sohbetinde bu şanssız durumu şöyle yorumlar: “Çok fazla yalancı öğretmen var. Genç sanatçı, kendisini hangi aziz’e sunacağını bilemez duruma gelmiş”. Goethe yanıtlar: “Bu hatalı aşırılıklar yüzünden bozulmuş ve yok olmuş nesiller gördük

Yazılı eleştirinin barındırdığı şeytani güçlerden birisi de genç sanatçıların içerisinde, önceden oturtulmuş veya yaratılmış modellere karşı kibir yaratmasıdır.

Eskiden yaşamış usta bestecilerin eserleri “modası geçmiş” olarak yorumlanmakta, acemiler ise her fırsatta “yeni bir dönem” yaratma çabasındadır.

YORUM YAP

Your email address will not be published.