Sanat Nedir? Neden Gereklidir?

103 okuma

Altamira’dan günümüze, yaşamı, varlığını, ve benliğini anlamak adına nesnel gerçekliği, öznel gerçekliğiyle bilinçli olarak ya da bilinçaltı kavramlarıyla estetik bir biçimde birleştiren insan, “Sanat” olgusunu yaratmış ve bunu toplumsal bir gerçekliğe dönüştürmüştür.

Sanatçı çağlar boyu, aklının ve duygularının ritmik, dengeli ve uyumlu çalışmasıyla, yaşamı, görsel belleğinde beğenilecek bir şekilde, bir başka deyişle estetik bir biçimde yeniden kurgulamıştır. Bu estetik kurgu insanın varoluşundan bugüne sahnede olmuş, dünya tarihine paralel bir süreç içinde evrensel bir boyutta kurgulanmaya devam etmiştir.

Ayla ErsoySanatçının dış dünyadan edindiği izlenimlerini iç dünyasına ait duygularıyla oluşturduğu bir sentezdir” diyor sanat için. (Sanat Eleştirisi, artes:17)

İnci San‘a göre sanat; “Duygu ve düşünce arasındaki karşılıklı ve iç içe geçmiş bağlantıyı vurgular.” (Sanatsal yaratma, çocukta Yaratıcılık, iş Bankası:1)

Thomas Munro‘ya göre; “Sanat, doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir” sözleriyle insanın görme algısının da istem dışı “güzel” olanı seçmesini destekleyen bir görüş bildiriyor.

Sanatın herkes için uyandırdığı güzellik kavramı üzerine Dostoyevski, ”Evreni kurtaracak güzelliktir” demiş ve güzelliğin insan ve toplum üzerindeki önemli rolünü vurgulamıştır.

Sanat, sayısız tanımlamaların açıkladığı gibi insan ve yaşam gerçeğinin anlaşılmasında, güzel olanın hissedilmesinde, yine güzel olanı duyurmak, göstermek ve hissettirmek için aklın ve duygunun girmiş olduğu arayış ve varılan yaşam biçimidir. Sanat, herkes için sanattır. Tüm varlıkların O’nu aynı estetik anlayışla algılayabileceği nüanslarla sanatçı tarafından yaratılır. 

Üzerine yuvarlanan kayanın onu öldüreceğini öğrendiği günden bugüne insan yaşamayı, barınmayı, bedenini beslemeyi ve hatta içgüdüleriyle ruhunu beslemeyi öğrendi. Kendinden izler bırakma isteğiyle duvarları boyadı ve şarabını hayvan figürleriyle yontulmuş sürahilerde içti. Tüm bunlar kendini güzel hissetmek isteyen insanın doğada gördüğü güzellikleri kendiyle bütünleştirmek istemesiyle başarıldı. Sanatı insandan ayırmak mümkün değildir.

Marx: “Neredeyse insanla yaşıttır sanat” derken sanatın evrensel sürecinin yanı sıra “Neden var olduğumuzdan bu yana sanat yapıyoruz”? Sorusunu uyandırıyor akıllarda.

Kant, “Sanatın kendi dışında hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel sanatı ancak dahi yaratabilir”, görüşünde.

Platon ise “Sanat duyular dünyasını yansıtır”. “Sanat kişiyi sanıdan öteye götüremez, gerçeği yalnızca filozoflar anlar”.der. Yine “Sanat duyguları coşturup akılcılıktan uzaklaştırır insanı” öğretisinde sanatın amacını çok farklı anlatmıştır. (Felsefe Tarihi; Prof. Macit Gökberk; Remzi Kitabevi)

Sıtkı Erinç, “İnsanın sanatı var etmesinin altında iki sebep yatar ve bunlardan ilki; korktuğu, korkunç saydığı, gizem yüklediği bazı varlıkları, bazı olguları ve bazı süreçleri gündelik yaşama sokarak sıradanlaştırmak ve korkuyu, gizemi en aza indirgemek, diğeri ise kendinden sonraki nesillere bir şeyler öğretmek, onlara bilgi aktarmak.” diyor. (Sanat Sosyolojisine Giriş, Ütopya,7)

Sanata açılan bu farklı pencereler onun gerekliliğini asla inkar etmez. Amacı ne olursa olsun sanat, yaşamı ve insan gerçeğini anlamak, insanı düşünen bir bireye dönüştürmek, toplumsal gerçekleri eleştirel bir biçimde değerlendirmek, çok sesli bir toplum olabilmek için gereklidir.

Değişen çağlarla değişen insanı ve dolayısıyla dünya tarihini bize en estetik şekliyle yansıtan sanat yapıtları, sanatçının yaşamı boyunca tek gereksinimidir. Çünkü sanatçı bedeniyle değil ruhuyla beslenir ve ruhu gibi ölümsüz  eserler verme çabası içerisindedir.

Ünlü Efesli filozof Herakleitos, doğadaki her şeyin sürekli değişim içinde olduğunu öne sürmüştür: Evren boyuna akan bir süreçtir, başı sonu olan bir değişmedir, hiç durmayan, bu değişme içinde kalan, sürüp giden hiçbir şey yoktur. “Panta rei” her şey akar. Bu onun ana görüşü. “Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz. İkinci kez girdiğimizde bu ırmak büsbütün başka bir ırmaktır artık. Bu arada, akıp giden sular onu başka bir ırmak yapmışlardır.” Karşımızda, “aynı şey” in bulunduğunu sandığımız her yerde durum böyledir. Kalıcı şeyler varmış sanısına kapılmamız, değişmenin kuralsız değil de, belli bir düzene, belli bir ölçü ve yasaya göre olması yüzündendir. Bu ölçüye, bu yasaya, Herakleitos “logos” diyor. Evrende egemen olan yasadır, düzen ve akıldır (logos). (Felsefe Tarihi; Prof. Macit Gökberk; Remzi Kitabevi)

Heraklitos’un akış öğretisine karşı evrende değişmeden ayakta duran tek uyarandır sanat, çünkü değişen evrenin bir yansımasıdır.

İnsanın, bilmediği öteki dünya için yaşadığı karanlık dönemlerde, insana ait duygularını uyandıracak uyaranlar yasaktı. Yasaktı çünkü sanatla yaşayan bir toplumun dönüşeceği tek gerçek şey özgür düşünen, hayatı tüm güzellikleriyle kendi cennetinde yaşayan bireylerdir. Sanat korkusuzca tüm benliğini, tüm duygularıyla yaşatır insana. Çünkü O’nun yaratılış sebebidir yaşam.

Tek besin kaynağı insan ve doğa olan sanat, toplumları aydınlatırken, güzel bir hayat yaşamanın gereksinimini de en estetik bir biçimde sağlamaktadır. Yıllarca güzel sanatların misyonu güzele ulaşmak, güzeli görmek yaşamak ve yaşatmaktır. Çünkü sanatçı en önemli yaşam kaynağı su değil su ve suyun içerken onda bıraktığı tadı algılamaktır.

YORUM YAP

Your email address will not be published.