Sanat Ne İşimize Yarayacak ?

365 okuma

Marcel Proust’un 1896’yayımlanan Les plaisirs et les Jours ( Hazlar ve Günler) adlı kitabını okuyanlar hatırlayacaktır. Proust kitabında şu cümleyi kullanır: ‘’ Tıpkı doğa gibi zihnin de manzaraları vardır.’’der, bu cümle hayatımızda köklü değişiklik yapamayacak kadar sade ama etkili bir cümle. Bir insan tanımak, onu izlemekle hatta bıraktığı iz’lere bakmakla alakalı bir yolculuk. Söz konusu yolculuk ise manzara ilişkilendirmesi önemli, o insanın manzarası ne?

Manzaraları şekillendirecek, lezzetli hale getirecek unsur ise hiç kuşkusuz entelektüel birikimlerimiz. İnsan etkinliğinin en tepesinde bulunan sanat; duygusal etkilenmenin ki duygular hazların kapısını açan anahtarlardır, en yetkin anlatımı olarak hayatımızın içinde. Tüm sanatsal etkinlikler bir dehanın ürünü. Bu yüzden şaşırtıcı ve büyüleyicidir. Bu büyünün bize sağladığı diğer bir  sır ise katharsis kavramı. İrademizin dışındaki saf sanat, katharsis’e doğru atılmış bir adımdır; zihinsel şemalardan kurtulmuş olan arıtılmış bir dille kendini ifade etmek. Bu nedenle sanat, kendisi olarak değil, duyulara göründüğü haliyle, görkemli, yüce dünyevi olarak gerçek haliyle orijinalini yeniden üretir. Sanatın verdiği hazzın kıymetli yanı budur, şeylerin nesnel gerçekliklerini somutlaştırma girişiminde bulunmaz, sadece duyumsal görünümlerini somutlaştırma arayışında oluşudur.

Aynı şekilde, Aristoteles’in eseri olan ‘’ Politika’’yı referans alarak yorumlayan Ingram Bywater, katharsisi sanat alanı içerisinde şu şekilde yorumlar: ‘’ Yunan fizyolojisi ve patolojisinde katharsis fiziksel temizlenme ya da deşarjdır; kalmasına izin verildiği taktirde rahatsızlık ya da zarar verebilecek bir şeyin sanat ya da doğal bir çaba ile giderilmesidir. Aristoteles’in ‘’ Politika’’da değindiği ruhun katharsisi, belli duygulara dair benzer süreçtir. Bu duygu durumu, bedensel salgılar teorisine göre, benden de bulunan kusurlu salgılara benzer ve uygun bir katharsis yoluyla sistemden atılmalıdırlar. Sanatın ya da Aristoteles’in tragedya kavramının katharik etkisi şu şekilde yorumlana bilinir: Acıma ve korku, insan doğasında var olan duygular ve çoğu zaman bu unsurlar, endişe verecek ölçülere ulaşabiliyor. Aşk acıları, tramvatik anılar, kaybetmeler gibi… Bu duyguları bu ölçüde yaşayan insanlar için trajik uyarılma  gerekir fakat aynı zamanda herkes için yararlıdır, ruhta biriken duyguları hafifletmesinde bir ilaç görevi görür ve katharsis dediğimiz durumu yaratır. Bu rahatlama sürecine zararsız bir haz eşlik ederek devam eder.

Kendi arınma yöntemlerimizi buna katharsis ya da manzaralar diyebiliriz, seçmeliyiz. Bu duygular, küçük dozlarda kullanıldığında tedavi edici bir görev üstlenirler, ruhu alt üst bizi  eder bizi sarsar ve  sonrasında temizler.

Samuel Henry Butcher ismine yabancısı olabiliriz ama patolojik katharsis teorisini kullanmış önemli bir isim. Sanatın işlevinin, arındırma ve ayırt edici bir estetik tatmin sağladığı tezini savunmuştur. Butcher’a göre sanat eseri ile karşılaşma ile yaşanan duygulanım sonucu, eski duyguların bayağı biçimlerinin yerine çok daha yüksek ve rafine biçime dönüşmüş duyguların yer aldığını söyler.

Hazlar ve katharsis söz konusu olduğunda yunan etiğine ve estetiğine bakmamak olmaz. Yunan sanatının zirvesinde heykel vardır. Heykel, yunan sanatının üstün ve karakteristik ifadesidir ve kendi duyusal gelişim yöntemimizi heykele benzetebiliriz, bunu zemin alıp yontulma ve tamamlanma sürecimizi sanatsal ölçü, uyum, düzen ilkeleri ile tamamlanabiliriz.

Sanat ve insan hazları ilişkisi neden önemli, çünkü estetik kuramcılar, hoşa giden sanat yapıtları karşısında alınan haz konusunda hemfikirdir. David Hume bu konuda, tragedya üzerinden sanatın, duyguların gösterimine dair kapsamlı bir analiz gerçekleştirir. Hume, sanat eseri karşısında izleyicisinin, sarsıldığı, üzüldüğü oranda haz duyduğunu, ne kadar sarsılırsa o kadar büyük bir haz edindiğini öne sürer. Bunu şu şekilde de tarif edebiliriz, sanat eserleri insanlığa dair bazı hayali dilekleri yerine getirdikleri için, bu yapıtları deneyimlemek haz verir.

Aristoteles için sanat belli bir eylemin evrensel niteliğini aydınlatma amacıyla o eylemin temsili ya da mimesisidir. Haz, sanatın en yüce amacıdır ve bu haz “Poetika”da tanımlandığı üzere öğrenme hazzı ile ilişkilidir. Modernist bir anlayışla gerçekliği sosyal dünya içerisinde konumlandıran Aristoteles‟e göre, sanat, salt “iyi” olanı değil “gerçeği” vermelidir. Bu bağlamda, ben ilk aklıma gelen kendi katharsis manzaralarımı paylaşmak istedim.

Nicolas Poussin The Rape of the Sabine Women 1637 -1638

Şiddet ve Katharsis

Poussin’in yorumuyla resmedilmiş Sabineli Kadınlar, tablosuna baktığımız, şiddetin, mücadelenin, acının görkemli etkisini görmekteyiz. Sabinli kadınların, Romalı askerler tarafından zorla götürülmesini anlatan meşhur savaş sahnesinden, şiddetin ve kaosun dinamik görüntüsü karşı durma direnci izleyiciye geçmektedir. Poussin’nin yapıtı estetik bir övgüye layık görülmesine karşın, tecavüze yönelik sakıncalı bir tepki uyandırma amacı bağlamında etik olarak kusurlu addedilmektedir. Bu durum izleyiciyi bir çıkmaza sürükler: Estetik olarak değerli fakat etik olarak sorunlu bir yapıt nasıl değerlendirilmelidir? Bir yapıtın etik kusurunun estetik değerini engelleyeceğini gösterme yolunda yine Aristoteles‟e başvurulabilir. Daha önce de değinildiği üzere Aristoteles “Poetika”da tragedya eserinin, izleyicide kahramana yönelik acıma ve korku duyguları uyandırmak ve temel amacının da bu duyguların katharsisi ulaştırmak olduğunu ifade etmişti.

Paganini Rüyası

Benzer ve daha şiddetli duyusal durum, müzik alanında da geçerli. Klasik müzisyenler arasında, haz ve arınma duygularını en iyi yaşatan bestecilerden biri de Niccolo Paganini’dir. Paganini hiç kuşkusuz büyük bir besteciydi ama keman konusunda bu kadar yetenekli olmasını sağlayan şey ise bir kusur sahibi olmasaydı. Yaratıcılık ve Hastalık ( Creativity and Disease) kitabının yazarı Philiph Sandblom’a göre,Paganini’nin  solo keman kaprisleri normal ölçülerin üzerindeki eller için olağanüstü bir sonuç verirken, diğer insanların ellerinde aynı sonucu vermiyordu. Bunu sağlayan sebep ise Paganini’nin Ehlers-Donlas Sendromundan ve normal ölçülerden uzun el,parmakgibi ender görülen esnek bir eklem yapısı hastalığı olan Marfan Sendromu yaşamasıydı. Efsanevi Stradivarius kemanları eşliğinde, 24. Caprise dinlemeyi Aristotales’te yetişebilseydi katharsis konusunda ne kadar haklı olduğunu bir kez daha görürdü.

1828 yılının Viyana’sında 10 yıl boyunca süren Paganini sarhoşluğunu kaçırmış olmaya hayıflanmaya hakkımız var. Konserlerini izleyen Rossini’yi ağlatan, ömrünün son günlerini geçiren Schubert’e  ‘’ Sanki bir meleğin şakımasını dinledim’’ dedirten efsanevi virtüöz insan duygularını keman sesiyle anlatmayı en iyi başaranlardan biri oldu.

Nicola Paganini İllüstrasyonu

Puccini ve Madam Butterfly

Madam Butterfly, Giacomo Puccini’nin üç perdelik operası ve 1904 yılında La Scala’da prömiyer yapması ile izleyiciyle buluştu. Eser doğu ve batı kültürüne ait kadın ve erkek rolleri üzerinden yaşanan bir aşk hikayesi. Puccini’nin Madam Butterfly’i  ki izlememiş olanlar için detay vermekten özellikle kaçınıyorum, katharsis kavramını yaşayabileceğiniz en güzel yapıtlardan biri. Katharsisin ruhsal sonuçlarından olan acı ve korku duyguları bu eserin ana taması oluyor.. Acıma hissi duyabilmenin bir koşulu da eserdeki kahramanın erdemli olduğuna inanmak. İzleyci, eserde yer alan trajik öyküyü izlerken etik bir iç yolculuğa çıkıyor kendini kahramanın yerine koyup sonra; hemacıyıp hem de trajik öyküde yer alan faciayı sadece ben yaşamadım onlarda yaşıyor diyip kendi tutkularımızı bir süre için durduruyoruz. Biz artık Madam Butterfly olup onun için üzülürken kendi durumumuzla ilgili iyimser düşüncelere sahip oluyoruz.  

Katharsis kavramı Grek felsefesinden günümüze kadar anlamını korumuş kavramlardan biri. Platon’da ideaların bilgisine ulaşmak için bilgi amaçlı bir yöntem olarak kullanılmasına karşı Aristoteles’de sanatın, dolasıyla da yaratmanın bir koşulu olarak görülmüş.

Sanatın neden önemli olduğunu anladığımız noktaya varmış durumdayız artık. Sanat ortalama insandan daha iyi olan insana ulaşma taklididir. Sanat ile arınma gerekeni düşünme ve yeniden değer yaratmadır. Sanatın herhangi bir dalı ile duygusal özdeşlik kurabilecek kişi, aynı zamanda kendisiyle hesaplaşarak kişiliğini yeniden değerlendirir. Her seferinde, her yeni eserde, yeni kişiliğin yapılandırılmasına bir katkı sağlarız. Bu uzun ve bilinçli bir şekilde yürütülmesi gereken bir eylem aynı zamanda.

Sanatın bu mucize yönü, tekil olan eser üzerinden, evrensel olan hakkında fikir verir. Dünyanın özüne, duyguların derinine dair bir bilgi sağlamasıyla, bizlerin dünyayı kavrayabilme imkanı sağlar. Picasso’nun da dediği gibi, gündelik hayatın tozlarından kendimizi sanat ile temizleyelim.

YORUM YAP

Your email address will not be published.