Romantik Dönem’in Etkisinde Chopin

386 okuma

Birçok farklı dilde, yaşamın gerçeklerinden kaçış, düşler ve duygular dünyasına sığınış anlamı taşıyan romantizm 1800-1850 yıllarında etkisini göstermeye başlamış ve Batı dünyasını sarsan büyük bir akım haline gelmiştir . 1910 yılına kadar etkisini devam ettiren , 18. Yüzyılda Endüstriyel Devrime tepki olarak gelişen Romantizm Akımı; sanatçılar tarafından klasik düşünce sistemine  bir başkaldırı olarak algılanmıştır. O dönemde vurgulanan akıl, mantık gibi düşünce tarzlarından uzaklaşılmış ,mantığın arka planda kalıp duyguların ön plana çıktığı eserler yapılmaya başlanmıştır.  Romantik dönem bestecileriyle müzik daha fazla kişiselleştirilmiş ve duygular açık bir şekilde sunulmaya başlanmıştır.  Hem neoklasizmi savunan neoklasikler hem de romantizmi savunan romantikler 1789 Fransız İhtilali  sonrasında ortaya çıkan toplumsal , siyasal ve düşünsel yapılardan oldukça etkilenmişlerdir. Neoklasizmi benimseyenler otorite ve mantığa önem vererek aristokrasiyi ve klasik düşünce sistemini savunmuşlar , öte yandan romantikler ise insanı ön planda tutarak özgürlüğü ve sıradanlığı savunmuşlardır.

Onlar doğaüstü olaylara ve gizeme merak sarmışlardır. Sanat eserlerinde bunu ön plana alarak işleyişleri bunun en güzel örneklerindendir. Bu dönemlerde; genellikle gecenin güzelliğinden ilham alınan noktürnler , ruhunun istediği gibi bestelenen genellikle piyano gibi solo bir enstrüman için yazılan impromptular ve duyguların ön plana çıkarıldığı rapsodiler sıklıkla görülmeye başlanmıştır.

Romantizm akımı; sanat dallarının birbirinden etkilenip ,bu etkiyi dış dünyaya açık bir şekilde gösterir. Romantik müzik;  plastik sanatlar , edebiyat  , şiirler gibi daha farklı sanat dallarından etkilenerek şekillenmiştir. Bu etkilerin başında orkestra çeşitlenmesi  , çalgıların tınısı ve rengi üzerinde daha çok durulmaya başlanması gelir.

Ludwig van Beethoven, Robert Schumann, gibi büyük bestecilerin 18. Yüzyıl romantizm akımına büyük etkileri olan sanatçılardır.  Daha sonra başta Tchaikovsky, Brahms olmak üzere  bazı 19. Yüzyıl bestecileri genişletilmiş orkestrasyon teknikleri gibi bazı erken Romantik Dönem fikirleri ve müzik tekniklerinden yararlanarak geliştirmişlerdir.

Romantik Dönemde Frédéric Chopin

Romantik dönem üzerinde büyük bir etkisi olan başka bir sanatçı da Frédéric Chopin’dir .Dönemin  duygusallığı ile ön plana çıkan müzik dehası Frédéric Chopin  yaptığı bestelerle, karmaşa ve travmanın ortasında kültürel sürekliliği temsil etmiştir.

1 Mart 1810’da Polonya’da doğan Fryderyk Franciszek Chopin’in yeteneği daha çok küçük yaşlarda keşfedilmiştir ve daha 7 yaşındayken G minör Polonez, KK. IIa, No.1 (1817; ilk kompozisyonu) ve B♭ Majör Polonezi , KK , IVa : 5 Polonez olmak üzere 2 tane Polonez bestelemiştir. Onun bu yeteneğini gören ve duyan halk onu sıklıkla Mozart’la karşılaştırmıştır. “Tanrı Almanlara Mozart’ı Polonyalılara da Chopin’i ihsan etti.” denilmiş ve gazetelerde sıklıkla Chopin’den bahsedilmiştir.

Eylül 1823-1826 arasında Chopin Varşova Lisesinde Çek müzisyen olan Wilhem Würfel Tarafından organ dersleri almaya başladı. 1826’da Varşova Konservatuvarında Silezyan müzisyen Josef Élsner ile çalışmalar yaptı. Bu dönem boyunca Varşova’da resitaller ve konserler vermeye başladı.  10 Haziran 1825 yılında kendi bestelediği Rondo Op.1 parçasını konserinde çaldı.  Bu performans Alman Müzik gazetesi olan “Liepzig Allgemenie Musickalische Zeitung”un ilgisini çekti ve  dergi “müzikal fikir zenginliğini” övmesiyle ticari olarak yayımlanan ve ona yabancı basında söz kazandıran ilk eseriydi.

1825 ve 1826 yıllarında Szafarnia ‘ da bir okul arkadaşının evinde konuk oldu ve burada ilk defa Polonya kırsal halk müziği ile karşılaştı. Lise hayatını bitirdikten sonra, o dönemlerde müziğin başkenti olan Viyana’ya gitti. Chopin Viyana’da bir piyano dehası olarak görüldü ve ilk kez müziği Polonya’nın dışında; Avusturya’da dinlendi.

Varşova ‘ya döndüğünde Chopin konservatuvarda eğitim gören ve uzun bir süre hoşlandığı bilinen  Konstancja Gladkowska’ya olan sevgisini beyan etmek için konçerto yazdı. Ayrıca bu dönemde çeşitli Valsler ve Mazurkalar bestelemeye başladı. İleriki yıllarda Franz Liszt Chopin’ in Mazurkaları hakkında şu düşünceleri dile getirmiştir:

Mazurkalar insanların kazara buluşmasında nasıl da yoğun duyguların oluşmasını sağlıyor! Birinin hayal gücünde en önemsiz,  ve saçma düşünceler dolanıyorken bile kendi büyüsü sayesinde kalplerdeki en ufak duyguyu bile harekete geçirmeyi başarıyor.”

11 Ekim 1930 yılında Varşova’daki Ulusal Tiyatro’da veda konserini verdi ve E minör konçertosunu da içeren birçok parça çaldı.

Chopin 12 Ekim’de yazdığı mektupta o günden şöyle bahsetti:

“Dünkü konser bir başarıydı; size haber vermek için sabırsızlanıyorum. Konser sırasında size hiçbir şekilde gergin olmadığımı bildirmek istiyorum. Yalnız başıma olduğumda çaldığım gibi çaldım ve iyi gitti. Salon tam doluydu !

İlk Goerner Senfonisi… Sonrasında asil benliğimin yazdığı Allegro E minör; sorunsuz bir şekilde çaldım: Herhangi biri bunu Streicher piyanoda da çalabilir. Sonrasında öfkeli bir alkış koptu.”

Halkına veda ettikten sonra Chopin ,arkadaşı Tytus Woyciechowski ile İtalya ‘ya gitme amacıyla Avusturya’ya gitti . Viyana’ya gittikten birkaç gün sonra  Varşova’da bir ayaklanmanın patlak verdiğini duydular. Kasım Ayaklanması olarak da bilinen bu patlak ileriki yıllarda aylarca sürecek olan Rus-Polonya savaşının başlangıcıydı. Parçalanmaya başlayan Polonya’da bulunan istilacı Rus İmparatorluğuna karşı gerçekleşen bu silahlı eylemler ;daha sonra Polonya’nın tamamen parçalanmasıyla sonuçlanacak ve Polonya, Rus İmparatorluğunun himayesi altına girecekti.

Polonya’da çıkan savaştan çok derinden etkilenen Chopin , savaş ve karışıklıklar içinde parçalanmamak için boğuşan vatanından uzakta  , güçlü ve dramatik duygular altında kalmıştı. Bu sebepten ötürü Viyana’da geçirdiği bu sekiz ay içinde önceki stillerinden farklı bir şekilde besteler yapmaya başladı. B minör Skerzo ve Revolutionary Etude(İhtilâlci Etüd) dahil olmak üzere yeni etütler ile farklı tarzlarda kendini göstermeye başladı.

Woyciechowski Viyana’dan Varşova ya asker olmak için döndüğünde Chopin tek başına kalmıştı. Arkadaşına yazdığı bir mektupta  Varşova’dan ayrıldığı için ne kadar üzgün olduğunu belirtmişti. O günden “ …. Ayrıldığım anı lanetliyorum…”  diye bahsetmişti. Daha sonra 1930 yılında Polonya’dan Paris ‘e gitmek üzere ayrıldı .  Acısını özel defterinin sayfalarında dile getirdi:” Tanrım! … Sen oradasın ve yine de intikam almıyorsun!”. 

Chopin 1931 yılının Eylül Ayında Paris’e geldi, bir daha Polonya’ya dönemeyecekti.  Pasaportunda şu sözler yazılıydı : “Londra’ya geçmek amacıyla Paris’te ”. Yıllar sonra Fransa’da ikamet ettiği ve vatandaşlığına kavuştuğu zaman sık sık gülerek :” Ben sadece Paris’ten geçiyorum .” derdi. 

Paris’teki yıllarında, arasında Hector Berlioz, Franz Liszt, Ferdinand Hiller, Heinrich Heine, Eugène Delacroix ve Alfred de Vigny bulunan sanatçılar ile tanıştı.

1831 sonu gibi Robert Schumann, Chopin’in “Allgemeine Musikalische Zeitung”’da ki Op. 2 varyasyonlarını gözden geçirdiğinde  Chopin, olağanüstü bir çağdaştan ilk büyük onayını aldı: Schumann ondan “Şapkalarımızı çıkartalım, beyler!  Bu Dahilik.” Diye bahsetmişti.

Kendisi en ünlü sanatçılar tarafından son derece saygın bulunmuş olsa da, hala arzuladığı çok şey kalmıştı. Paris’e çok mütevazı bir şekilde ne şöhret ne de himaye amacıyla gelmişti, fakat zenginlikten uzak olan ve kardeşlerine bakması gereken babasına bağlı kalmak istemiyordu.

Frederic’in Fransa’yı, özellikle de Paris’i sevdiği kadar, kendini yabancı hissediyordu ve parasal olarak sıkıntı çekmeye başlamıştı. Bu koşullar altında, harcamalarını mümkün olduğunca azalttı ve lojmanlarını muhtaç arkadaşlarla paylaştı. 25 Aralık 1831 yılında vereceği konserinin onu müzikal halk arasında bir isim haline getirmesini umuyordu ancak konser 26 Şubat 1832’ye kadar ertelendi.

Chopin’in arkadaşları  (aralarında Franz Liszt, Hiller ve Sowinksi gibi sanatçılar da olan), ünlü sanatçıların ilk günlerinde mücadele etmek zorunda kaldıkları zorlukları anlatarak onu teselli etmeye çalıştı. Arkadaşları ona bolca fırsatı olduğunu söyledi ve  toplumun sosyal kesimine daha fazla hitap etmesini tavsiye ettiler ancak bu noktadan sonra ikna edilmeyecekti. Bu nedenle farklı bir yaşam planı kurmaya başladı. Paris’te kalmaya istekli olmayan bazı genç Polonyalılar, Amerika’ya gitmeye karar vermişti.

Yeni Dünya’da iyi sanatçıların eksik olduğunu bilen Chopin, oraya giderek ailesine bir yük olmaktan kurtulacağını düşünmüştü. Ailesi onun Amerika’ya gitmesini istemiyor en kötü taktirde Varşova’ya geri dönmesini istiyordu .Tam gideceği gün mucize eseri biri ile karşılaştı , bu  Prens Valentine Radziwill‘di. Prens, akşamı Chopin ile beraber Rothschildler’de geçireceğine dair bir söz verdi .Bu sayede Chopin aynı günün akşamı  o dönemlerde Paris’in en soylu ailesiyle tanışma fırsatı buldu.

Tüm umudu kaybolan sanatçıdan bir şey çalması istendi. Parçalarını çaldıktan sonra dinleyiciler Chopin’e hayran kaldı; saygı ve hayranlıklarını ifade etmek için birbirleriyle yarıştılar ve Chopin’in yeteneğini övdüler. O akşamdan itibaren pozisyonu sihir gibi değişti; gelecek ona bir kez daha gülümsedi, hayatının güneş ışığını gizleyen sisler yükselen servetlerinin parlak ışınlarından önce kayboldu.

Chopin Paris’teki soylu ailelere ders vermek için birkaç talep aldı. Parasal işleri her gün gelişti. Ebeveynlerine yük olmaktan kurtulmuştu ve tamamen Varşova’ya dönme fikrinden vazgeçti. Bu ayrıca onun sevmediği fakat para sıkıntısı çektiği için vermek zorunda kaldığı halk konserlerinden de kurtarmıştı. Chopin bundan sonra nadiren Paris’te sahne aldı. Sonraki yıllarda yılda 1 defa olmak üzere Salle Playel ‘de konser verdi. Genellikle tanıdıkları ve arkadaşları ile beraber Chopin ; 38 Rue de la Chaussée-d’Antin, Paris’teki  apartmanında konser veriyordu. O dönemde bulunan yakın arkadaşlarından Franz Liszt ise Chopin’in birkaç apartman uzağında yaşıyordu. İkili birbirlerini ziyarete gidiyordu, öyle ki Franz Liszt Chopin’in apartmanı ve piyanosu hakkında şöyle söyler:

Apartmanı sadece birkaç bal mumu ile aydınlatılmıştı , bu mumlar Pleyel piyanosunu kuşatmıştı. Piyanosunu hafif örtülü fakat derin sesinden ve narin dokunuşlar ile seslerin ayırt edilmesini sağladığından oldukça seviyordu…”

Chopin ve Franz Liszt 1833 ve 1842  yılları arasında 7 kez konser verdiler.  İkisi  birbirlerine büyük saygı ve hayranlık duysalar da, dostlukları huzursuzdu ve sevgi-nefret ilişkileri vardı. Aralarındaki kargaşalardan birinin yaşandığı o günü , Chopin’in öğrencisi Joseph Nowakowski, şöyle anlatmıştır :

 Bir akşam, hepsi salonda toplandıklarında, Liszt, bazı süslemeleri ekleme özgürlüğünü aldığı Chopin’in nocturnelerinden birini çaldı. Chopin’in hastalık izlerini hala taşıyan hassas entelektüel yüzü rahatsız görünüyordu; sonunda artık kendini kontrol edemedi ve’ Sana yalvarıyorum, sevgili dostum, bestelerimi çalma onurunu bana yaptığın zaman, onları  yazılı oldukları gibi çal lütfen’ O zaman kendin çal, ‘ dedi Liszt oldukça kırılmış bir vaziyette piyanodan kalkarak. ‘Zevkle,’ diye cevapladı Chopin. O anda bir güve lambaya düştü ve yanan ışığı söndürdü. Lambaları tekrar yakacakları sırada Chopin,  ‘ Hayır, tüm lambaları söndürün, ay ışığı oldukça yeterli. Sonra doğaçlama yapmaya başladı ve yaklaşık bir saat piyano çaldı ’ Ve  öyle bir çaldı ki ! Açıklaması imkansız olur, çünkü Chopin’in sihirli parmakları tarafından uyandırılan duygular kelimelere hiçbir zaman aktarılamaz.” Piyanoyu terk ettiğinde izleyicileri gözyaşları içindeydi; Liszt derinden etkilendi ve Chopin’e, onu kucaklarken,” Evet, arkadaşım, sen haklıydın; senin yazdığın parçalar karıştırılmamalı; diğer insanların yaptığı değişiklikleri sadece parçaları bozuyor, güzelleştirmiyor ‘Sen  gerçek bir şairsin.’ Ah,hayır yaptığım hiçbir şeydi ‘ dedi Chopin, ,’ Her birimiz kendi tarzı var; aramızdaki tüm fark da işte bu.”

Birçok farklı kaynakta Chopin ve Lizst’in arkadaşlıklarının başka sebeplerden ötürü bozulduğu söylense de Chopin 1948 yılında yazdığı mektuplarında bile Franz Liszt’den ‘arkadaşım Liszt’ olarak bahsetmiştir. 

1942’den sonra Chopin’in hastalığı giderek kötüleşti. 21 Şubat 1842’de Paris’teki solo bir resitalin ardından arkadaşına şöyle yazdı: “Gün boyu yatakta uzanıyorum, ağzım ve bademciklerim çok ağrıyor.”  1 Mart 1843’te Érard’s’taki Beethoven Yedinci Senfoni düzenlemesinin tekrar performansına katılmak üzere davet edilmişti fakat hastalığından dolayı bu yazılı daveti reddetmek zorunda kaldı. Chopin’in sağlığı, özellikle bu zamandan itibaren bozulmaya devam etti. Şubat 1848’de çellist Auguste Franchomme ile Cello Sonata Op. 65.in üç hareketini içeren son Paris konserini verdi. Ölümünün yaklaştığı son günlerinde ailesinden tanıdığının yanında olmasını istemişti. Kardeşi Ludwika onun yanına ,Paris’e geldi.

14 Ağustos 1849 yılında arkadaşına yazdığı mektupta şunları söylemişti (bu mektup yazdığı son mektuplardan biriydi):

“Kız kardeşim ve yeğenim benimle 5 gündür beraberler. Çok yorgunum. Onlar da benim gibi yorgun. Bu günlerde sana mutluluklar diliyorum fakat ben her zamankinden daha zayıf ve hastayım.”

Ölümünden önce boş bir kağıda Fransızca’da yazdığı son kelimeler şunlardı:

“Öksürüğümde boğulacak gibiyim, sizden bedenimin açılması ve canlı gömülmediğimden emin olmanızı istiyorum.”

17 Ekim 1849’da Paris’te yaşamını yitirdi. 

Chopin’in bestelediği parçalar ,içtenliği ve içe konuşulan duyguları temsil etmeyi başarmıştır. Bu duyguları ulusal benliğine bağlamak yerine , tüm tonlarında ve nüanslarında günümüz şiiriyle ve duygularıyla bizi birleştirmeyi sağlamıştır. Chopin romantizmin en güzel çiçeklerinden birini temsil etmiş ve romantik şiirlerle aynı güzelliklere ve aynı kusurlara sahip olmuştur.

Bestelerinden gördüğümüz üzere ,duyguların en yüksek ve en derin noktalarına dokunmuş , orijinal, düşünce ve form bakımından zengin olsa da;  melankoli ve ızdırap izlerini de taşımıştır. Romantizm’e ve Romantik Döneme büyük katkılar sağlamış, müziğe farklı tarzıyla yeni bir bakış açısı kazandırmayı başarmıştır.

KAYNAKÇA:

Life Of Chopin-Franz Liszt
Chopin’s Letters
Frederic Chopin: His Life , Letters and Works -Maurycy Karasowski

YORUM YAP

Your email address will not be published.