Renklerin Sesi Debussy

282 okuma

“Bir hikaye anlatma mecburiyetleri olmadan çiçekleri çizme ve onlara çiçek diyebilme özgürlüğüne sahibim”

Pierre-Auguste Renoir

19. yüzyılda Fransa’da başlayan ve kısa sürede tüm sanat dallarını etkisi altına alan izlenimcilik (empresyonizm), felsefesini Ernest Mach (1838-1916) ‘in duyumcu sanat anlayışına dair düşüncelerinden alır. Mach’ın felsefesinde yer alan ‘duyum karmaşaları’ kavramını ‘Mekanik’ isimli kitabında şöyle özetler:

Duyumlar, ‘şeyleri simgeleri’ değildir; ‘şey’, tersine, göreli kararlılığın duyumlar karmaşasının zihni bir simgesidir. Dünyanın gerçek öğeleri, şeyler değil, renkler, sesler, basınçlar, uzaylar, zamanlardır ki bunlar, alışıldığı üzere, duyumlar dediğimiz şeylerdir

Mach’ın duyumları, algılamanın birinci sırasına koyduğu açıkça görülmektedir. Zıttı ile ifade edilen şeylerin daha iyi anlaşılacağı gibi, Descartes’in ‘Düşünüyorum, öyleyse varım.’ sözü Andre Gine’nin ‘’ Dünya Nimetleri’’ eserinde ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ şekline dönüşür ve bu durumun özeti niteliğindedir.

Büyülü bir Dünya: İzlenimcilik

İzlenimcilik akımı kendisini önce resim sanatında göstermişti. İnsanların fotoğraf gibi gerçekçiliğe sıkışmış olduğu bir alandan alıp yeni bir ufuk açmıştır. Aklın ve mantığın soğuk gerçekçiliğinden sıkılmış insan; artık çevresindekileri sadece beden sadece madde olarak görmek istemiyordu, ruhen anlaşılmak ve anlamak için tüm materyalist ve determinist felsefelerden kaçmış, maddeye değil manaya önem vermişti.

Gerçekçiliğin içinden ilk çıkan sanatçılar, ressamlar oldu. İzlenimcilik akımı önce C. Monet, C. Pisarro, E. Degas, Auguste Renoir gibi ressamların ilk bakışta izlenim bırakan, detay ve kesin çizgiler bulunmayan tabloları ile başladı. Ressamlar bir nesneyi detayları ile görmek yerine onu beli belirsiz ışık oyunlarıyla, net olmaya fırça darbeleriyle yapıyorlardı. Dış dünyayı çıplak göz yerine tül perde arkasından bakarcasına silik gösteren bu resimleri kişide izlenim bırakmaya yönelikti. Bu duygu adını Monet’in 1874 yılında Paris’te sergilenen “impression: Soleil Levant” (İzlenim: Gündoğumu) tablosundan almıştır. Bu tabloda denizdeki güneşin doğuşu resmedilmiştir. “İzlenimcilik” terimi, başlangıçta hem yukarıda adı geçen ressamların yaptıklarını hem de bu tabloyu eleştirmek amacıyla kullanılmıştır.

Monet 1874 – Soleil Levant

Duygular tablolara aktarılırken, müzikteki etkisinin de sesleri gelmeye başladı. Claude Debussy, 1886’ da eğitimini tamamlayıp Paris’e döndüğünde, bu akımdan etkilenmiş ve müziğinde bu içselliği yakalamaya çalışmıştı. Debussy etkileyen sadece bu olmamıştı, aynı zamanda şiir alanında başlayan sembolist akımda sanatçıyı etkilemişti.

Sembolizm, gerçekçiliğe tepki olarak edebiyat alanında çıkmış, Baudelaire’inin dünyanın ‘semboller ormanı’ olduğunu ifade etmesiyle zeminini bulmuştu.

Debussy bir İzlenimci miydi?

Göz ardı edilmeyecek bir şey varsa o da Debussy, kendini izlenimcilikten çok yaşantısı ve besteleri ile sembolizme daha yakın gördüğüdür. Müzik tarihçileri tarafından ‘izlenimci’ olarak adlandırılmasına kızmış, kendisine bu sıfatı yakıştıranlara ‘aptallar’ karşılığını vermişti.

Peki biz neden Debussy ve eserlerini izlenimciliğe yakın buluyoruz?

Çünkü O, bu söyleminin yanı sıra, müziğin bir dizi izlenimi anlattığı fikrine de katılıyordu. Ayrıca izlenimci ressamların estetik yaklaşımından da etkilenmişti. Debussy ‘in anlaşılmak istediği nokta belki de yaptığı şeyin izlenimcilik başlığı altında kalması onun sınırlarını daraltmasıydı, çünkü O müzik hayatı boyunca herhangi bir kurala, herhangi bir okula veya müzik diline bağlı kalmak yerine daha küresel bir güzelliğin peşinden gitmişti.

Debussy her ne kadar izlenimcilik için böyle düşünse de yakın sanat çevresinde bu akımı gözlemlemiş, ressamların eserlerinde, bir sis bulutunun ya da su damlacıklarının ardından anlık bir imaj ve bu imajın bıraktığı izlenimi vermeyi hedeflediğini görmüştü. Her ne kadar bu izlenimci etiketi için kızgın ifadeler kullansa da yazdığı mektuplarda bu durumun tersini göstermektedir.

1910’da Edgard Varèse’ye yazdığı bir mektupta Debussy, ‘Resimleri neredeyse müzik kadar seviyorum’ diye itiraf etmiştir.

Ömrünün sonuna doğru La Revue müzikalinin editörü Émile Vuillermoz’a şöyle yazmıştır:

Bana Claude Monet’in öğrencisi diyerek büyük bir onur veriyorsun.

Debussy Müziğinde İzlenimci Notalar

Debussy’nin stili 20. yüzyıl müziğine yön veren en önemli hareketlerden biri olmuştu. Öğrenciyken geleneksel kurallara baş kaldırması, Mahler ve R. Strauss gibi post-Wagnerciler’in armonik stillerine karşı koyması dikkat çekti. Tıpkı şairlerin ve ressamların başardığı gibi daha zarif öğelerin müziğe egemen olması gerektiğini savundu. Müziğinin sanki hiçbir zaman notalara dökülmemişçesine, doğaçlama bestelenmiş duygusunu yaratmasını ön görmüştü. Debussy görüntüleri, ses düzeyine indirip özünü yansıtmak için uğraşıyor, bestelerinde bunun üzerinde denemeler yapıyordu.

Debussy için tını ve renk çok önemliydi. Orkestrada heyecanlandırıcı güçlü etkiler yerine saf tınıları tercih etmişti. Çalgı birleşimleri konusunda büyük titizlikle hareket ederek ses renklerinin karışmasını önlemiş, çalgının özgün tınısını korumaya çalışmıştı.

Bakır üflemelerin üstünlüğüne son vererek tahta üflemelere öncelik tanımıştı. Celesta, arp, glockenspiel, gong gibi çalgıların esrarengiz renklerinden sık sık yararlanmış, özellikle arp’ı yardımcı görevde değil, kendine özgü renk ve tınılarını sergileyecek şekilde kullanmıştır.

İzlenimci müzikte durağanlık, ölçülü, vurgudan kaçınma gibi kavramlar önemliydi C. Debussy’nin saf sese duyduğu hayranlık çarpıcı ve renkli bir etki yaratmaktaydı. Teknik açıdan bu durum, tonalitenin belirsizliği, armoninin genel olarak durağanlığı, ezgi ve eşlik arasındaki ayrımdan doğmuştur. Genel tını, besteci C. Debussy için, şarkı dizelerinden çok daha önemliydi. Bunun sonucunda “izlenimci” ressamların resimlerine benzer parlak renk tınısı doğmuştu. İzlenimci müzik, neticede ruh haline bağlıdır.

Debussy’nin tarzının izlenimci olarak adlandırılmasının bir nedeni de resimsel imgeleri ve zarif renklendirmelerinden dolayı olmuştu.

Debussy’nin eserlerine verdiği isimler ile izlenimci resimlere ne kadar yaklaştığını görebiliriz. La soireé dans Grenade (Grenade’da Akşam), Poissons d’or (Altın balıklar), ve La Cathédrale Engloutie (Batık Katedral), Prelüdler, Masques (Maskeler) Debussy’nin hayal gücünün ve duygularını sergiler niteliktedir.

Debussy ve Hayal Gücü

Monet’in Nympheas Bleus (Mavi Nilüferler),  tablosu ile Debussy’nın Images, Lıvre, I-Reflets, Dans I’eau (Yansımalar, Su damlaları içinde)  bestesi bir arada düşünüle bilinir.

Debussy bu bestesi için şunu söylemiştir;

Müzik suyun akmasıdır, dalgalar ve rüzgarlar… Eğer bu güzellikleri görmezlikten gelirsek müziği anlayamayız, değerini bilemeyiz

Debussy aynı zaman da Hokusai’nin gravürlerinden de ilham allmıştı. Şairleri,ressamları etkileyen Hokusai’nin “Büyük Dalga”sı, Debussy’nin “Deniz /La Mer” adlı senfonik şiirinin partitur kapağını süsleyecekti.

Debussy bestelediği La Mer- Diologe du vent et de la mer (rüzgar ve denizin diyaloğu) adlı eseri için şu sözleri söylemiştir:

Gizemli doğayı dinim yaptım. Büyüleyici kayaları hissetmek için doğanın duasını izledim.

Bu sözler Monet’in La Roche  Percee ,Etretat(oyuk kaya) eseri ile adeta paralellik gösterir.

The Metropolitan Museum of Art The Manneporte near Étretat | Claude Monet

Debussy La Cathedral e Engloutie (Batık Katedral) Prelüdler eserinin ilham kaynağı ise 5.yy geçtiği varsayılan bir Bretonya efsanesine dayanır.

Halkın dine saygısızlığından dolayı suya batan bir katedralin bazen gün doğumunda su yüzüne çıktığı söylenir. Bu hikayeden etkilenen besteci bu eseri yazmış gözle görülen ya da hayal edilen görüntülerin suya yansımasını, çanların ve ilahileri içerdiğini söylemiştir.

Aynı duygular farklı biçimde Monet’in Houses of Parliament  eserinde de görebilmekteyiz.

Claude Monet Houses of Parliament, London” (Art Institute of Chicago)

Debussy ilhamını şiirlerden, resimlerden, doğadan alıyordu. Çevresini gözlemlemeyi ve bunlar için ruhunda bir karşılık bulup üretmeyi tercih ediyordu.

Yukarıda örneklerini verdiğimiz gibi daha birçok sanatçının eseri, başka bir sanatçının eseri ile bir araya getirilip zenginleştirilebiliriz.

Debussy kendisinden daha iyi başka biri anlatamayacağı için, yazımn bu bölümünü kendi sözleriyle bitiriyorum.

1911’de Henry Malherbe ile yapılan röportajda Debussy’nin fantastik doğa ve müzik yorumu şu şekilde oldu;

Gizemli Doğa’yı benim dinim haline getirdim … Günbatımı gökyüzüne baktığımda ve sürekli değişen güzelliğini düşünerek saatler geçirdiğimde, eşsiz bir duygu hissediyorum.

İşte gökyüzüne doğru yayılan dalları olan ağaçlar, ovada gülümseyen parfümlü çiçekler, işte yabani otlar ile halı kaplı yumuşak toprak.

Ve, duygusuz bir şekilde, eller hayranlık pozisyonunu alır. . . Doğanın geçici, geçici yoldan geçenleri davet ettiği güçlü ve rahatsız edici manzaraları hissetmek. . . .

Ben buna dua diyorum . Denizin sesi, ufkun eğrisi, yapraklardaki rüzgar, içimizde bir kuş yatağının çığlığı birden fazla izlenim ve aniden dünyada en azını ifade etmeden, bu anılardan biri bizden bahsediyor ve müzik dilinde ifade edilir.

Uyumunu kendi içinde taşır. İstediğimiz gibi deneyin, daha fazla veya daha samimi bir uyum bulamayız. Sadece bu şekilde müziğe adanmış bir kalp en güzel keşifleri yapar.

Kaynakça:

 Ahmet SAY , ‘’ Müzik Ansiklopedisi’’ Ahmet Sözkesen Matbaası, Ankara cilt:2, s:174
Elvin İLYASOĞLU ‘’Zaman içinde Müzik’’ Yapı Kredi Kültür Sanat Yay. İstanbul,5. Baskı, s: 201-204
William W Austin “Music in the 20th Century”, New York. s: 129-132
Denis, Arnold  “The New Oxford Companion to Music”, USA. Oxford University Press. s: 543
Thompson, O. “Claude Debussy”, New York. Dover Pulications. s: 124- 129- 132-138 (1967)
Parks, R. “The Music of Claude Debussy”, USA. Yale University Press. s: 135-158 (1979)
Leyla PAMİR : ‘’Müzikte Geniş Soluklar’’, Ada Yayınları, İstanbul, 1987.
Henry Malherbe‘’ Choses de théâtre, cahiers mensuels de notes, d’études v.1, 1921: Ekim-1922: Temmuz – 1923.’’

YORUM YAP

Your email address will not be published.