Prokofiev: Nevsky Kantatı

198 okuma

1.ARİSTOTELES VE PLATON’UN SANAT ANLAYIŞLARI ÜZERİNE

1.1 Platon’un sanat hakkındaki görüşleri

Platon’un kendisini tamamen felsefeye adaması Sokrates ile tanıştıktan sonra olmuştur. Felsefeye adanmış bir hayatı seçmeden önce iyi bir sanat eğitimi aldığını biliyoruz. Müzik, resim, gibi alanlarla ilgilenmiş; aşk şiirleri ve bir tragedya yazmıştır. Platon’un felsefesinde hayatın içindeki tüm unsurları görmek mümkündür. Yalnızca epistemolojik ve metafiziksel konularında değil; etik, siyaset ve sanat felsefesi gibi konular üzerinde de yaklaşımlarda bulunmuştur. Geliştirdiği sanat felsefesinin düşünce tarihinde bir ilk olduğunu söyleyebiliriz.

Platon’un geliştirdiği sanat felsefesinin teorik kısmı ise estetiktir. Estetik sanat felsefesi ile birlikte bir araç olarak kullanılır ve güzelin ne olduğu yolunda bizi aydınlatır. Sistematik sanat felsefesi düşüncesini oturttuğu gibi, estetiğe dair ilk ve temel soru olan “Güzel nedir?” sorusunu ilk soran kişi de Platon’dur.

Platon “Büyük Hippias” diyaloğunun tamamını güzellik kavramına ayırmıştır. Estetik aracılığıyla da güzel ve güzel sanat ile bağ kurulur. Güzel ve güzel sanat üzerine yapılan sorgulamalar Platon sayesinde ortaya çıkar. Platon, Büyük Hippias diyaloğunda güzel hakkında yaptığı konuşmalarda iki farklı güzelden bahseder.

Biri kendiliğinden güzel olan “Güzel İdeası” diğeri ise tek tek güzel olanlardır. Tek tek güzel olanların bize olan görüntüsü güzeldir ancak bunun sebebi her birinin güzel ideasını taşıyor, yansıtıyor olmalarıdır.

Platon sanatı önemsemiş ancak sanatın yarattığı etkinin getirilerinden çekindiği, hatta korktuğu için sanata genel olarak olumsuz bakmıştır. Sanatın eğitimde kullanılmasını onaylar fakat sanatın ahlak bozma ihtimalinin göz önünde olduğunu söyleyerek belirli düzenleme ve kısıtlamalar getirir.

Örneğin Homeros’u okumanın yanlış olduğunu, bu şairin tanrıları alay konusu ettiğini söyler. Platon, dünyanın etik ve metafizik düzeninin sanat tarafından doğru olarak verilmesi gerektiğini, sanat eserinin bu düzeni doğru olarak verdiği takdirde değerli olabileceğini söyler. Onun için sanat ahlaksal bir durumdur.

Platon ideal devletinde şair ve ressamlara yer vermez, bu sanatçılara karşı güveni yoktur. Ancak sanatçı taklit ettiklerini iyilik ve erdemi özendirecek, insanlarda iyi duygular oluşturacak şekilde yaparsa devlette yeri olabilir.

1.2 Platon’un müzik sanatı özelindeki görüşleri

Platon’un görüşleri üzerinde durmadan önce Antik Yunan müzik kültürüne değinmek gerekir. Müzik kelimesinin etimolojisi Eski Yunanca’daki “Mousiké Tekhne” (Μουσική Τεχνη) yani “Musalar Sanatı” kelimesine dayanır. Musalar Zeus’un kızlarıdır ve tanrıların bilgisini müziği de kullanarak aktarırlar.

Müzik aslında her devir ve devlette de olduğu gibi Antik Yunan döneminde de günlük yaşamın önemli bir parçasıdır. Akdeniz milletlerinin büyük çoğunluğu gibi Yunanlar da eğlenceye düşkün bir millettir. Günlük yaşamdaki gösterilerde ana üç çalgıyı sıklıkla görürüz. Bunlar “Lir” “Kithara” ve “Aulos” isimli çalgılardır.

Lir ve Kithara telli, Aulos ise üflemeli bir çalgıdır. Aulos bir çeşit kavaldır ve Platon’a göre çalınırken suratın aldığı şekil kötü göründüğü için bu enstrümanın kullanılması hoş değildir.

Platon’un müzik hakkındaki görüşlerinden bahsederken değinilecek en önemli noktalardan biri Platon’un farklı coğrafyalardaki müziklere olan hayranlığıdır; Uzakdoğu ve Mısır müziğinden etkilenmiştir.

Hatta Mısır kültüründeki müzikten öyle etkilenmiştir ki; mucidi tanrı Osiris olan, yüzlerce yıl değişmeden kalan bu müziğin bilgisinden yola çıkarak müzik kurallarının asla değişmemesi gerektiğini, buna ihtiyaç da olmadığını söyler. Platon’a göre müzik de diğer tüm sanatlar gibi basit bir taklittir.

Müzik alanında verilen eserlerin taklit, betimleme amaçlı olduğunu ise herkes kabul etmek zorundadır. Sanatçı gerçekliğin bilgisine sahip değildir. En azından yaptığı ideaların kopyasının işlevine ve amacına hâkim olan zanaatkâr sanatçının ilerisindedir. Sanatçı yalnızca ideaların kopyasının kopyasını yapar. Sanatçı insanların hayal gücünden yararlanarak onları ahlaksız davranışlara sürükleyebilir, yaptığı kusurlu taklitlerle halkı kandırır. Sanat mimesistir, sanat mimesis olduğuna göre müzik de öyledir.

1.3 Aristoteles’in Müzik Hakkındaki Görüşleri ve Katharsis Üzerine

Katharsis kelimesi Aristoteles’in “Poetika” isimli kitabından alınmış bir kelimedir ve dilimizdeki karşılığı “Arınma” olarak verilebilir. Bu kelimeyi Platon’un devlet kitabında çok daha farklı bir anlamda, onurlu, cesur ve adil yöneticilere ithaf edilen bir sıfat mahiyetinde görüyoruz.

Biz sanattaki katharsisi inceleyeceğiz. Katharsis, yüzlerce yıldır anlamı değişmeden kalabilmiş olan nadir terimlerdendir ve sanat felsefesindeki kullanımı günlük kullanımından pek de farklı değildir.

Yalnız sanat felsefesindeki katharsis kavramı eserin yaradılışı için zorunlu sayılabilecek bir durumdur. Bu zorunluluk postmodern çağın dünyamızı ele geçirmesi nedeniyle son bulmuş gibi gözükse de sanat eserinin bir histe vuku bulması çoğu insan için halen bir önceliktir.

Aristoteles Metafizik’te üç farklı bilimin sınıflandırmasını yapar. Bunlar teorik, pratik ve poetik bilimlerdir. Poetik bilimlerin farklı “poiesis” yani yaratma isteğini gütmesi ve her ürününün bir yaradılışın sonucu olmasıdır. Poetik bilimler, özellikle tragedya ile ilgili olan Katharsis kavramı Poetika’da şöyle açıklanır: “Tragedyanın ödevi, uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu tutkulardan temizlemektir” 

Trajik unsur, ancak sanatsal niteliğe ulaştırıldığı zaman haz verici olur. Bu nedenle trajik haz alma isteğinin varlığı poiesisin önemli bir öğesidir. Trajik etkinin tiksinti yaratmaması esastır, tiksinti yaratacak unsurlar sahneye taşınamazlar. Tragedya ve katharsis birdir, amaçları hikâyedeki kötülüğün iyi olmasıdır.

İzleyicinin yaşadığı karaktere yönelik acıma, kendi yaşadıklarıyla karşılaştırıp üzülme ve korkma gibi hisler katharsisi yaşatan hislerdir. Kathartik etki altına girmiş izleyici, kendi durumuna şükrederek ‘Polyanna Mekanizması’nı kullanır. 

Polyanna mekanizması sayesinde kişi acılarında yalnız olmadığını fark eder ve bu acıları çekmesinin Tanrı’nın isteği olduğunu düşünür, daha beter bir durumda olmadığına şükreder ve arınmasını tamamlar.

Aristoteles, sanat hakkında görüşleri içerisinde taklidin ne olduğundan bahsetmez. Taklit kavramının ne olduğuna dair bilgileri hocası Platon’dan almıştır ve kendisi de sanatın bir mimesis, taklit olduğunu düşünür. Fakat Aristoteles, bir taklit ürünü olan sanat yapıtlarından hoşlanmanın temelinde bilme, tanıma, anlama, öğrenme isteğinin – hatta merakının da denilebilir- yer aldığına işaret etmektedir.

Hatta ona göre taklit etmek de doğal bir dürtüdür ve tamamen normal bir durumdur. Aristoteles’in müzik ile alakalı görüşlerini de şu şekilde alıntılamanın uygun olacağı görüşündeyim: “Müziğin verdiği, kendine özgü bir zevk elbette vardır; bütün çağlar ve her türden insan bunu beğenir ve bundan hoşlanır. Fakat biz herkesin onda bulduğu genel hazzı paylaşmaktan fazlasını yapmalıyız; müziğin karakter ve zihin üstünde herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırmamız gerekiyor. (…) Ve elbette, müziğin gerçekten de böyle bir etkisi olduğu birçok örnekten bellidir. (…) Yine Seyirlik icraları da dinlerken, bütün insanlar, kullanılan melodi ritimlerin de ötesinde icraya uygun bir biçimde etkilenirler. Müzik haz verici şeyler sınıfına girdiği ve orada erdem, doğru zevk almak, doğru şeyleri beğenmek olduğu için, açıktır ki, doğru yargıdan ve iyi ahlak ve soylu eylemler karşısında zevk almaktan başka (müzik yoluyla) (…) edinilecek bir alışkanlık yoktur.”

1.4 Katharsis’in Müzikteki Yansıması

Katharsisin müzikteki yansımasını birçok farklı şekilde bulabiliriz. Öncelikle içerisinde trajik bir öykü olan, Antik Yunan trajedilerini başlıca konu alan eserler kathartik etkiyi yaratırlar. Fakat müzik öyle üstün bir sanattır ki kelime ve imgeler olmadan da pek çok duyguyu aklımızda melodiler yoluyla işler. Bu nedenle yazarın görüşünde müziğin kathartik etki yaratması için sözlere ve hikâyeye ihtiyacı yoktur. Tek bir müzik aynı anda yüzlerce insanda farklı duygular canlandırabilir.

İnsanları bir figür sayesinde değil, zamansal bir evrende yaşanması ihtimali olan durumlar, müziğin “ansal” hatırlatıcılığı sayesinde de kathartik etkiye sokar. Müzik, trajik olanı en az çaba harcayarak ve en derinlemesine hissettiren sanattır. Müzikteki kathartik etkinin dolaylı yoldan kullanımına müzik terapisi seanslarını vermenin de uygun olacağı görüşündeyim.

Müzik terapisi de eski dönemlerden beridir insanların ruhsal tedavilerinde veya bedensel rahatsızlıkların tedavilerine yardımcı olarak kullanılan bir yöntemdir. İnsanın ruhsal durumunun müzik sayesindeki olumlu değişimini katharsisin psikolojik etkileri doğrultusunda açıklayabiliriz.

2.PROKOFYEV: NEVSKİ KANTATI’NIN İNCELENMESİ

2.1 Eserin oluşumunun tarihsel olarak incelenmesi

Çok değerli Rus bestecisi Sergey Prokofyev ondan fazla opera ve birçok da vokal eserin bestecisidir. Takvimlerin 1938’i gösterdiği yılda Prokofyev genellikle film müzikleri ile ilgileniyordu. 1938 yılı Prokofyev için müzikal anlamda önemli bir yıldı, Avrupa ve Amerika’da turneye çıktı. Özellikle Amerika turnesi Hollywood film müziklerini incelemesi sebebiyle besteci için çok etkileyici olmuştur. Bu dönemde Avrupa’da ise genellikle sessiz filmlere eşlik eden daha karışık müzikler moda olmuştur.

Yönetmen Sergei Eisenstein’ın isteği üzerine Aleksander Nevski filmi için bu müziği yazmış, yazdıklarını 1929’da bir kantat biçiminde yeniden düzenlemiştir.

Prokofyev’in 1936’da bestelemeye başladığı eserin başarısı göz ardı edilemezdir, o dönemde çocuklardan yaşlılara herkesin diline dolanan bir eserdir bu. Prokofyev 1936’da Rusya’ya döndüğünde tam 18 yıllık kişisel sürgününü de bitirmiştir.

Yalnız sansürcü komünist rejim sebebiyle neredeyse üç yıl boyunca hiçbir yeni iş gerçekleştirememiştir. Eisenstein’da büyük ün kazandığı “Grev” “Potemkin Zırhlısı” gibi filmlerle göze çarpmış: İki Rus komünist rejimin delici bakışları altında sıkışıp kalmışlardır. Prokofyev “Batıcı ve Kozmopolit” olarak görülmüş, sansür ve bürokrasi tarafından ölümüne kadar rahat bırakılmamıştır.

Prokofyev ve Eisenstein filmi hazırlarken Stalin’in bu filme ilgi duyuyor olmasıyla desteklediğinden emin olmak zorundaydılar- Stalin’in bu filmi Eisenstein tarafından yönetilmesini istediğine dair bilgi sahibiyiz – Prokofyev ayrıntılara inanılmaz derecede önem veren bir besteciydi. Bu sebepten dolayı Eisenstein’ı kendine hayran bırakmıştır. Prokofyev daha sonra 1942’de yine bir Eisenstein filmi olan “Korkunç İvan” için de müzik yazmıştır.

2.2 Eserin konusu ve biçimi

Aleksander Nevski 1220-1263 yılları arasında yaşamış Novgorod prensidir. 1240’ta Neva Irmağı civarında İsveçliler ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra böyle anılmaya başlamıştır. Rus Ortodoks kilisesi Nevski’yi 1242 yılında donmuş Peipus Gölü üzerinde Aziz ilan edilmişti çükü bu dönemde Alman Töton şövalyelerine karşı bir zafer kazanmıştı.

Film, Almanya İkinci Dünya Savaşı’nda Rusya’ya saldırdığı zaman askerleri cesaretlendirmek adına vizyona sokulmuş, Hitler ve Stalin saldırmazlık anlaşması imzaladığı zaman ise vizyondan kaldırılmıştır.

Prokofyev Töton şövalyeleri için daha kaba ve kalın sesler, tekrarlı ve saldırgan motifler kullanmış, Rus askerlerini ise iyimser ve geniş melodik motiflerle belirtmiştir. Film müziği kantat olarak düzenlendiğinde 7 bölüm olarak düzenlemiştir. Bu bölümler sırasıyla:
 

1- Moğol Boyunduruğundaki Rusya
2- Aleksander Nevski Üzerine Şarkı (Neva Irmağı’nda yaşanan olayları betimler. Rus halkının İsveç gemilerini nasıl parçaladığını, Ana vatan için kanlarını sakınmadığını anlatır. “Koca baltanın indiği yer boşalmış, keskin mızrağın indiği yer açılmış, İsveçliler yabani ot gibi sökülüp atılmıştır)

3- Haçlılar Pskov’da (Latince olarak Haçlıları anlatır)

4- Ayaklanın Ey Rus Halkı

5- Buz üzerinde savaş

6- Ölüm tarlası

7- Aleksander’ın Rusya’ya Girişi’dir.

Kantat Mezzosoprano, Orkestra ve koro için düzenlenmiştir. Eserde normalde transpoze etme yoluyla partitüre yazılan enstrümanlar (klarnet, korno gibi) transpoze edilmeden yazılmıştır. Bu durum orkestra yazım tekniğinde büyük bir değişim yaratmış ve eserin orkestra şefi tarafından okunmasını kolaylaştırmıştır, Prokofyev okuduğu partitürlerde zorlandığını fark edip böyle bir tekniği kullanmıştır.

3. ALEKSANDER NEVSKİ KANTATININ ARİSTOTELES VE PLATON’UN MÜZİK GÖRÜŞLERİNE GÖRE İNCELENMESİ
3.1 Platon’un yaklaşımları doğrultusunda eserin incelenmesi

Platon’un müzik ile ilgili görüşlerinden önceki bölümlerde bahsetmiştim. Şimdi bahsettiğimiz bilgileri birleştirerek asıl konumuz hakkında çıkarımlar yapacağız.

Eser, II. Bölümde bahsedildiği gibi bir kahramanın hikâyesini anlatır. Bu kahraman cesur ve yetenekli bir asker olan Aleksander Nevski’dir. Aleksander Nevski’nin hikâyesi birçok farklı yolla gözler önüne serilmiştir.

Platon müziğin taklit, mimesis olduğunu savunur. Bahsi geçen eserin gerçek hayatın bir yansımasını anlatıyor olma niteliği, dinleyen kimselerin eserde anlatılanların gerçek hayatta yaşanan olayların bir yansıması olduğunu zaten biliyor olduğu düşünüldüğü zaman eser Platon’un bu görüşüne uygundur, Platon bunu onaylayacaktır.

Eseri farklı şekillerde inceleyecek olursak; eser özellikle 4. Bölümünde Rusya halkının uyanması, harekete geçmesi gerektiğini dikte eder, Rus halkının cesaretini vurgular.

Sözler Rus halkını tarihsel gerçeklerin de üstüne gidilerek galeyana getirebilir. Üstelik parçanın ve ilgili filmin II. Dünya Savaşı’nda gerçekten de böyle bir kullanımı olduğunu biliyoruz.

Bu tarz huzur ve güveni bozacak eserler Platon tarafından ahlaksız görülebilir. Platon müzik hakkında teorik yaklaşımlarıyla da ünlüdür ve müziğin değişmemesi gerektiğini de savunur.

İlgili eserin Platon’un değişmemesi gerektiğini düşündüğü müzik çeşitleriyle hiçbir ilişkisi yoktur ancak müzik ve felsefenin kendi zamanlarında incelenmesi gerektiğini bilmeliyiz. Bu tarz bir yorumun uygun olmayacağı görüşündeyim.

İlgili eserde Nevski’nin hayatı ve Rusya ile alakalı doğru anlatılmayan veya ahlak kuralları içerisinde olmadığını savunabileceğimiz bir durum olmadığını, Platon’un dikte ettiği müzik ve sanatın ahlaka uygun olması yaklaşımına uyduğunu söyleyebilirim.

Eserde insanların hayal gücünü sömürerek farklı düşüncelere kaydırmayı amaçlayan bir kısım olmadığı gibi asıl amacı bilgi vermektir. Bu nedenle Platon’un ideal devlet modelinde yerini alabilecek bir eserdir.

3.2 Eserde Katharsis Nasıl Oluşur?

Katharsis kavramının ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu ilgili bölümlerde bahsetmiştim. Aleksander Nevski Kantatı bir kahramanlık öyküsünü anlatır. Katharsis kavramı burada Rusya’nın üzerinden oluşabilir. Rusya eserin başında işgal altındaki ve kan ağlayan bir ülkedir.

Bu kısımda dinleyici ülkenin kötü durumunu fark eder ve kendisinin bu durum altında olan bir ülkede veya ülkesinin işgal altında olduğu dönemlerde yaşamıyor olduğuna şükreder.

Haçlıların Pskov’a girişini anlatan 3. Bölüm gerçekten de müzikal anlamda çok etkileyicidir, dinleyici bu işgalde az önceki cümlede verilen duyguları tekrar yaşar.

Eserin sonunda Aleksander Nevski kahramanlıklarıyla ülkeyi kurtarmıştır, trajik durum bitmiştir. Dinleyici bir rahatlama duygusu yaşar.

3.3 Eserin Aristoteles’teki Katharsis Fenomeni Doğrultusunda İncelenmesi

Aristoteles, katharsis ile ilgili yazmış olduğu tek ve en büyük kaynak olan Poetika’da katharsis kavramını trajedi ile bağdaştırır ve katharsisi trajik olanla ortaya çıkarılan bir kavram olarak niteler.

Bu da demek oluyor ki katharsisin oluşması için eserde bir trajedi olması şarttır. 3.2. kısımda bahsettiğim gibi bu eserin olay örgüsü içinde bir ülkenin trajedisi anlatılır.

Trajedi kavramı tabii ki Aristoteles’in yaşadığı dönemdeki anlamından biraz daha farklıdır. Günümüzde Antik Yunan trajedileri hala klasik eserlerde kullanılmaya devam etmektedir.

Aleksander Nevski kantatı Antik Yunan trajedisi olmasa dahi bir trajedinin oluşumu ile bitişini anlatır. Yazar trajedi kavramının günümüze uyarlanarak incelenmesi gerektiğini, kelimelerin ifade ettiklerinin değişiyor olduğunu savunur ve katharsis oluşturacak trajedinin Antik Yunan trajedileri haricinde olabileceğini de savunur.

Sonuç

Günümüzde artık bazı kavramlar geçmişteki anlamları ile benzer ifadeler oluşturmuyor. Bu nedenle yazar kavramların zamansal olarak uğradıkları değişimi de hesaba katarak yazılarını yazmalı.

Katharsis fenomeni tarihe kafa tutarak anlamı değişmeyen çok az kavramın içerisinde yer alan bir sanat felsefesi kavramı.

Sanat felsefesi ise Platon ile başladı ve Platon’un ayrıntılı görüşlerine de yazı içerisinde yer verildi. Prokofyev’in Aleksander Nevski Kantatı ilgili kavramlar ve yaklaşımlar doğrultusunda incelendiğinde bu kavram ve yaklaşımların talep ettiklerini belirli oranlarda karşıladığı görüldü.

Esere enstrümantasyonu hakkında bir yorum yapılmadı çünkü incelenen filozofların yaşadığı dönemdeki müzik aletleriyle ilişki kurulması yazar tarafından doğru bulunmadı.

Katharsis günümüzde sanat eserleri içerisinde eserin yansıttığı duygularda büyük payı olan önemli bir kavramdır ve tarih boyunca oluşturulan eserlerde farklı arınma yöntemlerinin güdüldüğü görülmektedir.

Kaynakça

AKAN, N. Platon’da Müzik Anlayışı, İstanbul 2009

AKTÜZE İ. Müziği Okumak, Cilt 4

ARİSTOTELES, Poetika, Can Yayınları, 2018

ARİSTOTELES, Poetika, 1987, Çev. İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi

PLATON, Yasalar, 1998, Çev. C. Şentuna, S. Babür, Kabalcı Yayınevi

PLATON, Devlet, 1998, Çev. S. Eyüboğlu, M.A. Cimcoz, İş Bankası Kültür Yayınları;

CAN, H. Aristoteles’te Katharsis Kavramı

YETİŞKEN, H. Aristoteles’te Sanatın İşlevi ve Neliği

DÖNMEZ, B. Mutsan, Psiko-etik Bir Fenomen Olan Katharsis’in Müzikteki Görünümü

GUILLAUMIER, Christina K, Ambigious Modernism: The Early Orchestral Works Of Sergei Prokofiev, Tempo Vol 65, No 256, Nisan 2011, sf. 25-37

BRAUN, William, Prokofiev’s Choral Works, The Choral Journal Vol 31, No 10, Mayıs 1991, sf. 17-25

MERRITT, Russell, Recharging “Alexander Nevsky”: Tracking the Eisenstein- Prokofiev War Horse, Film Quarterly, Vol 48, No 2., 1994-1995, sf. 24-37


YORUM YAP

Your email address will not be published.