Popüler Kültür

26 okuma

Favori dizileriniz ya da Yetenek Sizsiniz Türkiye’de desteklediğiniz yarışmacılar varsa, kitap alırken çok satanlar rafına mutlaka göz atıyorsanız, sıkı bir sosyal medya kullanıcısı olarak vücudunuzu, lüks arabanızı ya da toplumun sahip olamadığı her şeyin fotoğrafını günde birkaç defa tanımadığınız yüzlerce insan ile paylaşıyorsanız, gündemin birkaç bin kişi tarafından belirlendiği Twitter ile ülkede olup bitenleri takip ediyorsanız, siz, kültür endüstrisinin sistem bağımlısı yaptığı ve yüz kişiye sorulan ve altı popüler cevabın arandığı bir TV programının en favori yanıtı olabilirsiniz.

Kültür Endüstrisi ve Frankfurt Okulu

Marksizm’e göre insanlar ekonomik kaygılarından kurtuldukları zaman kültür ve felsefe gibi hümanist alanlara yönelecek özgürlüğe kavuşacaklardı. Endüstriyel ülkelere bakıldığı zaman ekonomik refahın sağlandığı ve politik reformlar ile özgürlük alanlarının genişletildiği görüldü. Ancak bir sorun vardı; toplum yeni Aristo veya Goethe’ler çıkarmamış, bunun yerine televizyon denen bayağılık bataklığına saplanmış, komedi programları ile vaktini geçirir olmuştu. 

Marksist düşünürler vakit kaybetmeden aristokratların oluşturduğu popüler kültür eleştirmenleri korosuna katıldı. Bu sol görüşlü eleştirmenlerin arasında Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü’ne bağlı (kısa ismiyle Frankfurt Okulu) bir grup filozof ve sosyal bilimler insanı yer almaktaydı. Öne çıkanlar arasında Max Horkheimer ve Theodor Adorno yer almaktaydı. 

Frankfurt Okulu, eleştirel teori olarak da adlandırılan, sosyal bilimlere getirmeye çalıştığı diyalektik sosyal bilim anlayışıyla özdeşleşen bir Okul’dur. Bu teoriye göre popüler kültür piyasaya uygun mallar üreten bir endüstridir. Kültürün endüstri haline gelmesi ise bireysel yaratıcılığı öldürmüştür.

Peki bu endüstri gücünü nereden almaktadır? Adorno’ya göre tüketicide yaratmış olduğu gereksinimdir. Ona göre eğlence, geç kapitalizm koşullarında çalışmanın uzantısı olup mekanikleştirilmiş emek süreciyle yeniden baş edebilmek için ondan kaçmak isteyen kişilerin aradığı bir şeydir.

Kültür endüstrisi ve tüm dalları gündelik yaşamdan kaçış vaat eder.

Fabrikasyon Kültür

Popüler kültür kavramı ile ilgili sosyolojik araştırmalar içerisinde en çok rastlanan terim “kültür üretimi” kavramıdır. Bu üretim, endüstrinin parçası haline gelmiş organizasyonlar tarafından yapılır. Böylelikle kültür, sosyal bir ürün olarak tanımlandırılmış olur.

Konuyu derinlikli ele alabilmek için sosyologların esas ilgilendikleri popüler kültürün yorumlanması değil onu üreten endüstrinin özellikleridir. 

Bahsi geçen endüstriye verilebilecek birkaç örnek haber ve tartışma programları, prime-time televizyon yayınları,  magazin şovlar, moda, sanat müzeleri ve senfoni orkestralarıdır.

Popüler Kültür

Sosyolog Paul DiMaggio’ya göre kültür üretim endüstrisi, popüler kültürün kitle kültürü olarak politize edilmiş tartışmasına bir tepkidir. Sol görüşlü düşünürlere göre ortada bir tekel durumu vardır ve kurumsal seçkinlerin kitle kültürünü belirlemeye çalışmaktadır. Sağ kanata göre serbest piyasa rekabeti tüketici taleplerini karşılamaktadır. Bilim insanları ise kitle kültürüne şekil veren şeyin  kapitalizm değil söz konusu endüstrilerin nitelikleri olduğunu savunur.

DiMaggio durumu şöyle ifade eder: “Çeşitliliğin boyutu ile halkın kullanımına sunulmuş yeniliklerin – yani kültürün kitleselleştirilmesi – kitle taleplerinden daha çok piyasa yapısı ile bağı vardır”

Gündüz kuşağında yayınlanan söyleşi programları (talk show) kültür üretimine ilişkin çekinceleri daha yorumlanabilir bir çerçevede sunar. Bu programların en büyük vaatleri ‘halktan’ ve sıradan kişilerin sesleri olmaktır ancak gözden kaçan o sesin sadece belirli kitlelerden tercih edilmesi ve sınıf ayrılıklarının dolaylı pekiştirilmesidir.

Ünlü sosyolog Diana Crane’in yalın ve vurucu ifadesi ile popüler kültür, anlamın üretildiği ve sadece belirlenip var sayılmadığı bir sahnedir. Crane’e göre bir söylevin popülerliği, okurların kendi tecrübelerini anlatırken kullandıkları cümleler ile paralel olmasına bağlıdır. Popüler metinler, okurlarının dünya görüşlerinin anlamlı olduğuna güvence sağlar.

Sosyolog Steven Tepper’a göre eğitimi, becerileri, parası ve zengin olasılıklara sahip yeni kültürel dünyayı keşfedecek zamanı olan kesim kendi kültür küratörlüklerini yapabilmekteyken daha düşük eğitim seviyesinde ve kaynakları sınırlı olan kesim homojen/türdeş kültür formları ile onları tekeline almış konsolide medya tekellerine mahkum olmaktadır.

Kitle Toplumu ve Kitle Kültürü

Pekçok teorisyen için konunun özeti şöyledir: 

Kitle toplumu bir kitle kültürü oluşturur. Bu kültürün içerisinde yer alan kültürel ve politik değerler hem tek tür hem de akıcıdır.  Orta ve alt sınıf insanların düşünceleri ve hisleri aynı olsa da bu konseptler herhangi bir yere bağlı olmadıkları için moda ve akımlara karşı savunmasızdır. Üst sınıfta yer alan, kitle odaklı ve kötü organize olmuş seçkinler kısa süreçli baskılara yanıt arayan politik ve yönetsel manipülatör oluverirler. Standartları koruyamadıkları için kültürde kitlesel zevklerin ve politikada popülizmin yayılmasına engel olamazlar. Bu duruma kısaca niteliksizlerin egemenliği de denebilir.

Kitle kültürü ifadesi yalnızca kitle piyasası için üretilen kültürel ürünleri kastetmektedir. Bu kültürün tep tip olmasının nedeni belirleyici özellikleri olmayan kitleni ortalama zevklerini karşılamak için üretilmiş olmasından gelir.

Alelade zevkler kitle kültürüne şekil verirken bağımsız üreten grupların sürdürdükleri kritik standartlar yüksek kültürü oluşturmaktadır. Politika, tüketim ve medya alanlarında gösterilen kitle davranışları arasında ilişki olduğunu destekleyen veriler mevcuttur. 

Yüksek Kültüre Deneysel Bir Bakış

TÜİK tarafından 15 yaş üstü kişileri kapsayacak şekilde ve temel alanlara göre kültür ve eğlence faaliyetlerine bir ayda ayrılan ortalama sürenin tespit edilmesi için yapılan ankete göre kültür aktiviteleri için Türkiye’de ayda ortalama 72 saat ayrılmaktadır. Bunun 66 saatini televizyon, 5 saatini de kitap okumak oluşturmaktadır.

Wilensky’e göre eğitim parametresi insanların televizyon ile ne yaptıklarından daha çok onunla ilgili ne hissettikleri ile ilgilidir.

Sosyolog Harold L. Wilensky tarafından gerçekleştirilen ve 1.354 kişiyi kapsayan ankete göre Amerika’da da durum farklı değildir. Avukatların, profesörlerin, mühendisler ile mavi yakalıların incelendiği anketten Wilensky tarafından çıkarılan sonuçlar şöyledir:

  • Daha fazla eğitimin yanı sıra daha yüksek eğitimin ve kalitenin artırılması kişinin zevklerini de olumlu yönde etkilemektedir.
  • Eğitim alan kişi sayısının artması zevklerin gelişmesine olumlu etki etse de en büyük değişim lisans ve üstü eğitimin yaygınlaştırılmasında görülmüştür. 
  • TÜİK tarafından yayınlanan 2020 yılına ilişkin Türkiye eğitim istatistiklerine göre 75 milyon nüfusun yalnız 12 milyonu lisans ve üstü eğitime sahiptir.
  • Verilere göre eğitilen birey sayısındaki artışın kalitesiz medya içeriklerine karşı koruma sağladığı ancak kitlelerin sıradanlık bariyerini kırması için yeterli olmadığı anlaşılmıştır.

Verilerin gene özeti, yaşam tarzı zevklerine ilişkin tahmin değişkenleri – özellikle kültürel zevkler ve ideolojinin – içerisinde yer alan cinsiyet, yaş ve sosyo ekonomik sınıfların, din, eğitim seviyesi ve kariyere göre daha etkisiz kaldığını ispatlamaktadır.

Entelektüeller

Edward Shils, “Kitle Toplumu ve Kültürü” isimli makalesinde (1960) entelektüellere yönelik eleştirilerin medya ve kitle kültürü üzerinden yürütülmesinin doğru olmadığını savunur. Ona göre yüksek kültür her zaman istikrarsızdır. Ancak içinde bulunulan zamana göre yeni olan konsept kültür seviyeleri arasındaki geçirkenliklerdir. Kaliteli, orta ve adi olan birleştirilerek bir lapa haline getirilmektedir.

Wilensky, hem toplum hem de entelektüellerin içerisinde yaşadığı kültürel atmosferin kitle medyası süzgecinden geçtiğini savunur. Ancak şu tespitine katılmamak mümkün değildir:

Entelektüeller giderek daha fazla kitlelere oynamanın cazibesine yenik düşmekte ve kendilerini kitle kültürüne maruz bırakmakta, sonuç olarak ta beğeni ve kanaatlerinin çok yönlülüğü, ifade ve duygu incelikleri azalmaktadır.

Sosyal Eşitsizlik ve Sanat

Tarihi incelediğimizde sanatçıların varlıklı ve güçlü patronlara ihtiyaç duyduklarını görürüz. Soylular ve kilise, imkanları doğrultusunda dönemin estetik standartlarını oluşturmuşlardır. Sanayi devriminden sonra geleneksel patronlar yok olmuş, kapitalist pazar ekonomisi gelişim göstermiştir. Ancak bu temel konsepti değiştirmemiş, varlıklı sanatseverler ve sponsorlar sayesinde opera ve müzeler ayakta kalmayı sürdürmüşlerdir.

Yüzyıllar öncesine dayanan soyluluk ve getirisi olan seçkinlik yeni kapitalist sistem tarafından bertaraf edilmiştir. Yeni zenginler, seçkin sıfatlarını sadece ekonomik güçlerinden değil sanat yatırımlarından almaktadır. Bu şekli ile eskiye dayanan ve sadece seçkinler için mümkün sanat patronluğunun modern fonksiyonu haline gelmişlerdir.

Bir Broadway Müzikali için ödenecek bilet ücretinin operadan daha ucuz olmadığı dikkate alınırsa, popüler sanat ve klasik sanat tüketiminde ekonomik kaynakların belirleyici olmadığını söyleyebiliriz.

Ekonomik eşitsizlik, tüketici talepleri üzerinden kültür hayatını etkilemektedir. Fischer (1961), Lomax (1968) ve Wolfe (1969), çok sınıflı toplumların daha az sınıflara sahip toplumlara göre daha kapsamlı ve karışık sanatsal yapılara sahip olduklarını savunmuşlardır.

Sanayi devrimi fabrikada olduğu kadar tarlada da üretimi artırmıştır. Tarlada geliri artan kesim artık büyük şehirlerde yaşantılarını sürdürebilecek güce sahip olmuş ve göç etmiştir. Gelişmiş üretim çalışma saatlerini azaltmış, eğlence ve eğitim için ayrılacak süreyi artırmıştır. Eğitimin artması ile daha karmaşık teknolojiler geliştirilmiş, bu gelişimin uygulanması için hizmet talepleri oluşmuştur. Şehirler büyümüş, eğitimli orta kesim ise nüfusu milyonları bulan bir sanat tüketicisi haline gelmiştir.

Sınıf Farklılıkları ve Sanatçı

Ekonomik eşitsizlik ne kadar büyükse tam zamanlı sanatçıların oranı da o kadar fazladır. Pek çok sanat dalı, popüler veya klasik ayrımı yapılmaksızın bir lükstür, acil bir gereksinim değil. İnsanlar, gelirleri oranında bu dallara erişim sağlamaktadır.

Sınıf farklılıkları sadece yaşam standartları ya da ekonomik durum olarak algılanmamalıdır. Bu konsept yaşam tarzı, tercihler, tavırlar ve davranış biçimlerini de kapsar. Dolaylı bir sonuç olarak farklı zevklere sahip alt kültür sınıfları oluşur.

Ekonomik sınıflar ve alt kültür grupları arasındaki uçurum ne kadar derinse kültür ürünleri ve sanat hizmetleri için piyasa talepleri de o oranda çeşitlidir. Talebin bu çeşitliliği, arz için daha fazla kişinin çalışmasını gerektirir. Ekonomik eşitsizliklerin daha fazla ön planda olduğu metropollerde sanatçı çokluğunun sebebi budur.

Eğitimde eşitsizlik ise yukarıda anlatılan etkinin tersini gerçekleştirir. Sanatsal ve kültürel girişimlerin filizlenebilmesi için tüketicide eğitim unsuru aranır. Ancak bu sıradan değil kaliteli ve yüksek eğitim ile sağlanabilmektedir. 

Kaynak: TÜİK

Paul DiMaggio’ya göre yüksek eğitim almış ve başarılı bir kariyere sahip kişiler daha geniş bir yelpazede beğeni sergilerler. İlgi alanları geniştir. Geniş iş çevresi geniş bir zevk repertuvarı gerektirmektedir. 

Eğitimde yaşanan eşitsizlik ne denli az ise kültürel hizmetlere olan talep o denli fazladır. Bu durum talep gösterilen sanat türünde (genre) üretim gösteren sanatçı sayısının da artmasına neden olmaktadır.

Adorno der ki;

Adi sanat yapıtı, büyük sanat yapıtına özgü stilin kendini olumsuzladığı bu başarısızlıkla karşı karşıya gelmek yerine, hep diğer sanat yapıtlarına benzemeye çaba göstermiş, özdeşliğin yedeğine yönelmiştir. Sonunda kültür endüstrisi, taklit olanı mutlak olanın yerine koyar.

Yetenek avcılarınca keşfedildikten sonra stüdyoların büyük kampanyalarıyla şişirilen insanlar, yeni bağımlı orta sınıfın ideal tiplerini oluştururlar. Böylelikle insanların sıkı sıkıya bağlı kaldıkları başarı dininin içsel yapısı değişmiş olur. 

Yoksunluk ve çaba gerektiren, zorluklardan yıldızlara giden yolun yerini, giderek artan ölçüde ödül almaktadır. Hangi şarkının hit olacağına, hangi figüranın kadın kahraman olarak işe yarayacağına ilişkin rutinleşmiş karar verme süreçlerindeki körlük unsuru, ideoloji tarafından göklere çıkarılır.

Referanslar

Grindstaff, Laura. “Culture and Popular Culture: A Case for Sociology.” The Annals of the American Academy of Political and Social Science, vol. 619, [Sage Publications, Inc., American Academy of Political and Social Science], 2008, pp. 206–22.

Wilensky, Harold L. “Mass Society and Mass Culture: Interdependence or Independence?” American Sociological Review 29, no. 2 (1964): 173–97.

Blau, Judith R., et al. “Social Inequality and the Arts.” American Journal of Sociology, vol. 91, no. 2, University of Chicago Press, 1985, pp. 309–31.

DiMaggio, Paul. “Classification in Art.” American Sociological Review 52, no. 4 (1987): 440–55.

Adorno, Theodor W., Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi, Çev. N. Ülner, M. Tüzel, E. Gen, İletişim Yayınları, İstanbul 2007.

Schuetz, Arnold. “THE FRANKFURT SCHOOL AND POPULAR CULTURE.” Studies in Popular Culture 12, no. 1 (1989): 1–14.

YORUM YAP

Your email address will not be published.