Paris’te Şımarık Bir Avangart: Diaghilev ve Ballets Russes

144 okuma

Öyle bir insan düşünün ki , hayatı filmlere ve kitaplara konu , parfümlere isim olmuş . Kendisinin sözleriyle o bir şarlatan , eşsiz bir büyücü , arsız , vicdanı arka planda tutan makul bir adam , tamamen yeteneksiz biri ve sanat hamisi. Klasik bale dünyasını kökünden değiştirmiş , her yaptığı işle sanat dünyasını yerinden sallamış bir öncü… Bu hikayede kimler yok ki ; Igor Stravinsky , Sergei Prokofiev , Claude Debussy , Erik Satie , Pablo Picasso , Henri Matisse , Coco Chanel , Charlie Chaplin….Fakat hepsini bir araya getiren ‘bir’ dahi var …

Diaghilev , aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor . Şiir , edebiyat , müzik konuşmak , ailenin gündelik aktivitelerinden biri . Dönemin büyük bestecilerinden Modest Mussorgsky de ailenin ziyaretçileri arasında . Hal böyle olunca , Diaghilev de erken yaşlarda sanatla tanışıyor . Sanatın neredeyse her alanına ilgi duymakla beraber , hiçbir zaman kendisini , besteci , veya icracı olarak yetenekli bulmuyor. Yıldız gibi parlayacağı dönemleri yakın olan bu maymun iştahlı genç, 1890 ‘ da kendisini St. Petersburg’ da hukuk okurken buluveriyor. Sanat , benliğine öyle işlemiş olacak ki , artık kader mi dersiniz şans mı dersiniz bilmem , o yılların gözde sanatçıları Leon Baskt ve Alexandre Benois ile tanışıyor . Bu tanışma ile yeniden evinde gibi hisseden Diaghilev’in , yıllardır parlamayı bekleyen ışığı sonunda sanat dünyasını aydınlatmaya başlıyor . Artistler ve sanat akımları hakkında yazılar yazmaya başlıyor ve adı kısa sürede entelektüel kesimde yayılıyor . Aynı zamanda Baskt ve Benois ile sıkı ilişkiler kuruyor . Sanat tarihinde, istisnasız her dönemde olageldiği üzere , dönemin muhafazakar akademisyenleri ve politik isimleri , bu avangart üçlünün önünü kesmek için türlü oyunlar çeviriyorlar. Fakat bu girişimlerinde başarılı olamıyorlar ve üçlümüz , niyetleri sadece sanatlarını özgür bir biçimde yaratmak isteyen yeni nesil sanatçılara ses oluyorlar . Kalemlerinden , sanat dünyasını yerinden sarsacak ve yeniden yaratacak bir dergi , Mir Iskusstva ( Sanat Dünyası ) hayat buluyor .

Sanat Dünyası üyeleri ,resmeden ; Boris Kustodiev (1916-1920). Soldan sağa : Igor Grabar, Nicholas Roerich, Eugene Lanceray, Kustodiev, Ivan Bilibin, Anna Ostroumova-Lebedeva, Alexandre Benois, Heorhiy Narbut, Kuzma Petrov-Vodkin, Nikolay Milioti, Konstantin Somov ve Mstislav Dobuzhinsky

Diaghilev ,Rus sanat camiasında tanınan bir yüz oluyor . Rus sanatına çok ilgili olan kahramanımız , 18. ve 19. yüzyıl sanatlarının sergilerini toplamak ve bütün dünyaya tanıtmak adına ülkeyi kapsamlı bir şekilde dolaşıyor . 1905’te ‘Rus Tarihi Portreleri ‘başlıklı büyük bir St. Petersburg sergisinden sorumlu oluyor . Sergiyi 1907’de Avrupa’nın sanat başkenti Paris’e götürüyor ve Parisliler ilk kez Rus sanatı ile tanışıyorlar . Orta Çağın ardından Rönesans’la sanat akımlarında İtalya’nın ardından öne çıkan şehir Paris, gerek Fransız ihtilali gerekse önemli bir başkent olmasından birçok ülkenin gözdesi halinde. 1900’lü yıllara gelindiğindeyse sanayileşen ve gelişen Avrupa’da Fransa da haliyle gelişiyor. 1900 yılında gerçekleşen Paris Dünya Fuarı, tüm dünyadan katılımcıların, ülkelerindeki teknolojik gelişmeleri tanıttığı bir fuar olarak, son yıllarda arka arkaya gelen icatların büyük ilgi topladığı bir gösteri alanına dönüşüyor.

Ballets Russes ‘un Yıldızları

İşte bu görkemli zamanlarda , Artık Avrupa‘nın da sahiplendiği  Diaghilev, bir süreliğine ülkeye geri dönüyor ve Rus imparatorluk tiyatrolarının mücevheri olan Maryinsky Tiyatrosu’na “özel görevlerden” sorumlu olarak davet ediliyor . Bu çok özel görevlerinden biri de imparatorluk tiyatrolarının yıllığını düzenlemek. Siz de kabul edersiniz ki buraya kadar tanıdığımız hayalperest Diaghilev ‘e pek de uymayan görevler bunlar . Eh tabi tahmin ettiğimiz üzere şımarık çocuğumuz buradan da sıkılıyor , bürokrasiyle uğraşmaktaki sabırsızlığı ve küstahlığı nedeniyle 1911’de ayrılıyor . Ancak Marinsky’de , bale dünyasını kökünden değiştirecek ve ilerleyen yıllarda Paris’i adeta fantastik bir evrene çevirecek bir ekiple tanışıyor, Vaslav Nijinsky, Anna Pavlova, Michel Fokine … Böylece sanat dünyasının yeni kapıları ardına kadar açılıyor.

Bale tarihini yönlendirecek ve uzun yıllar adından söz ettirecek bu rüya takımımız , Paris’teki ilk sahnesini 1909’ yılında gerçekleştiriyor . İlk yılın repertuvarında; Le Pavillon d’Armide (Tcherepnin ), Prens Igor (Borodin ) Kleopatra ( Arensky ) Şehrazat ( Korsakov) gibi baleler var . Hikayemizin ana kahramanı Diaghilev opera / bale binasının kapısından tutun içerdeki çiçeklere kadar bütün dekorasyon ile kendi ilgileniyor . Fakat iş sahne detaylarına gelince, yerini takımın sanatçılarına usulca bırakıyor . 1909 ‘dan 1915 yılına kadar sahnelenen neredeyse tüm balelerin koreografisinde Michel Fokine ‘ i görüyoruz . Fokine, basmakalıp bale geleneklerinin dışına çıkmayı arzuluyor. Geleneksel bale ustalarınıntekniklerinin bir limit olamayacağını düşünüyor . Ona göre bu teknikler, sadece sanatçının kendisini ifade etme yollarından biri . Aynı zamanda, pek çok balet ve balerinin, sahne kıyafetlerinin ve sahnedeki figürlerinin, oynadıkları oyunun temasına ve ruhuna uygun olmadığını düşünüyor. Bu sebeple, bale sanatının, modası geçmiş kıyafetlerden ve figürlerden kurtarılması gerektiğini vurguluyor. Bir koreograf olarak, balerinleri bale ayakkabılarından çıkartıp, el ve vücutlarını daha özgürce kullanabildikleri eserlerde dans ettiriyor .

Bu yenilikçi gencimiz bir gün , Emperyal Bale Topluluğu yöneticilerine yepyeni reform sayılacak önerileriyle gidiyor . Bu önerilerden biri, 1907 yılında sahnelenen “Eunice” isimli balede ,sanatçıların çıplak ayak dans etmeleri. Bu teklifi reddedilince – çünkü Çaykovski sonrası olacak şey değil yahu , balerin dediğin pointe ve tütüsüz olur mu canım! – Fokine dansçıları, onların taytlarının üzerini ayak parmağı şeklinde boyayarak ve  yalın ayak dans ediyorlarmış  izlenimi vererek sahneye çıkartıyor. Anlayacağınız bu dahi çocuğumuz tam da bizim Diaghilev ‘ e göre . Yani tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş …Ekip her üyesiyle beraber müthiş bir ahenk yaratıyor Ekibin diğer üyelerinden Fokine ‘ in gözde bale sanatçıları Anna Pavlova ve ilerleyen senelerde Charlie Chaplin ‘ in bile aklını alacak Vaslav Nijinsky ‘ den bahsetmeden geçmek olmaz.

Anna Pavlova

Anna Pavlova , 19. yüzyılın sonları ve 20.yüzyılın başlarına damgasını vurmuş bir Rus balerin. Pavlova klasik bale tarihinin en iyi balerinlerinden olarak gösteriliyor. Ballets Russes ‘ in baş balerini olan Pavlova en çok Kuğunun Ölümü rolüyle tanınıyor . Ayrıca ekibiyle birlikte dünya turnesine çıkan ilk balerin. Hastalanıp ameliyat olması gerektiğinde, doktoru ona ameliyat olursa bir daha asla dans edemeyeceğini söylüyor . Pavlova ise ‘ Eğer bir daha dans edemeyeceksem ölmeyi tercih ederim’ diyerek , sanatına ne kadar tutku ile bağlı olduğunu gösteriyor . Pavlova döneminde o kadar meşhur oluyor ki adını bir tatlıya veriyor.; Pavlova Tatlısı … Tatlının 1920’lerde Avustralya ve Yeni Zelanda‘ya yaptığı turlar sırasında ya da sonrasında Anna Pavlova‘nın onuruna yaratıldığına inanılıyor. Yaratıcısının uyruğu, iki ülke arasında uzun yıllardır tartışma kaynağı oluyor . Kuşkusuz bu tatlıyı kim bulduysa Pavlova ‘nın güzelliğinden bir hayli etkilenmiş olmalı!

Gelelim Charlie Chaplin ‘ in ‘ dünyada birkaç dahi gördüm , ve Nijinsky de onlardan biri dediği , Vaslav Nijinsky ‘ e . Diaghilev ile tanıştığında yıl 1908. Bu tarihten sonra iki iyi arkadaş oldukları gibi, Nijinsky’nin kariyeri de genellikle Diaghilev tarafından idare ediliyor . Diaghilev tarafından bale ve dans şirketleriyle düzenlenen Paris turuna dahil oluyor . Popülerliğinin ilk adımını ise 1910’da atıyor . Gittiği Güney Amerika turundan sonra Avrupa’ya döndüğünde, Diaghilev şirketten atıyor güzelim baletimizi . Bunun üzerine kendi bale grubunu oluşturmak için teşebbüslerde bulunuyor .. Ancak olumlu bir sonuç alamıyor . 1914’te Birinci Dünya Savaşı’yla beraber içeri alınıyor , ve eski dostu Diaghilev tarafından ( o kadar laf ettik vefalı çıktı) 1916’da serbest bırakılması sağlanıyor. Aynı yıl serbest kaldığı gibi Ballets Russes’in Amerika turu için New York’a gidiyorlar . Nijinsky, kişisel performansları övülse dahi, ekibi gelişigüzel yönettiği için ağır mali kayıplara yol açıyor İşte bu zamandan sonra işler hep kötüye gidiyor . Yıllar geçtikçe Nijinsky akıl sağlığını kaybetmeye başlıyor . Şizofreni teşhisi koyulduğu dilden dile dolaşsa da 1950’de Londra’da hayata gözlerini yumduğunda doktorlar bu gidişin sebebi için ‘’böbrek yetmezliği’’ diyorlar . İşte böylece bir yıldız daha kayıp gidiyor dünyadan … Ardında bıraktığı , koreografisini yarattığı , 20. Yüzyılın sansasyonel eseri Stravinsky’ in Bahar Ayini ( La sacre du printemps) balesi ile ölümsüzleşiyor Nijinsky…

Vaslav Nijinsky -1912

Paris’te Skandal: Bahar Ayini

Şimdi kendinizi 1913 ‘de, Avrupalı bir sanatsever olarak hayal edin . Bir bahar akşamı , en şık kıyafetiniz ile Paris , Théâtre des Champs-Elysées ‘de birazdan duyacaklarınız ve göreceklerinizden habersiz şarabınızı yudumluyorsunuz. Gülüşmeler yerini fısıltılara bırakıyor. Sessizliğin içinden fagotların çaldığı , kadifemsi slav melodisi bütün salona yayılıyor . Alışılmadık fakat güzel … Yalnızca birkaç saniye içinde her şey birden değişiyor . Disonans ( uyumsuz ) akorlar , takip etmekte zorlandığınız komplike ritim kalıpları . Perdeler açılıyor . Arka dekorda kocaman bir dağ . Bir grup etnik kostüm içindeki dansçı anlam veremediğiniz hareketler ediyor. Ritimler karmaşıklaşmaya tüm hızıyla devam ediyor . Fakat o da ne !? Yaşlı büyücüye benzer bir dansçı sahnede elinde ağaçtan bir değnek ile dans etmekte . Ardından bütün dansçılar bir araya gelip birtakım ritüellerle baharın gelişini kutluyorlar . Bütün bu gördükleriniz ve duyduklarınızdan sonra soruyorum size; ne düşünürdünüz ? Belki de daha birkaç gün önce Kuğu Balesi izlemiş ve Rus Balesi’nin müthiş estetiğine hayran kalmıştınız . Peki şimdi ne olmuştu ? Bu koreografi bu müzik .. Yeni bir estetiğin, yeni bir çağın habercisi miydi bunlar ? Kafanızda bu sorularla meşgulken , salonda yuhalamalar yükseliyor .. Daha henüz eserin yarısını bile dinlemeden seyirciler salonu terk etmeye başlıyor . İşte böyle hadiseli bir şekilde dünya sahnelerine adımını attı “Bahar Ayini”

Nicholas Roerich’in orijinal kostümleri ile dansçılar. Soldan sağa, Julitska, Marie Rambert, Jejerska, Boni, Boniecka,Faithful.

Stravinsky ve Bahar Ayini ( La sacre du printemps)

Her şey Stravinsky’ nin bir gün ilginç bir rüya görmesi ile başlıyor . Rüyasında, bir yük vagonunda yanında bir boğa ile kuzeye doğru seyahat etmekte . Boğanın , bazı kültürlerde baharın sembolü olduğu şaşırtıcı olmasa gerek ki , Stravinsky esere’ Bahar Ayini ‘ adını veriyor Rüyasının epey etkisinde kalmış olan bestecimiz , o sıralar tamamlamakta olduğu Ateş Kuşu Balesi (L’Oiseau de Feu ) ile eş zamanda Bahar Ayini’ni yazmaya başlıyor. Rüyadan sonra Stravinsky birkaç kez daha ilginç sahneler hayal ediyor . 1936 tarihli otobiyografisinde bu hayallerini şöyle anlatıyor ; “Bir gün (1910’da), Saint Petersburg’da L’Oiseau de Feu’nun son sayfalarını bitirirken, uçup giden bir vizyon gördüm … Hayalimde ciddi bir pagan ayini: bilge yaşlılar, bir daire içinde oturmuş, genç bir kızın ölümüne dans etmesini izliyorlardı. Bahar tanrısını yatıştırmak için onu kurban ediyorlardı. Bahar Ayini’nin teması buydu.” Stravinsky bu rüyasını , sahnelenecek balenin bir diğer önemli kahramanı ressam Nicholas Roerich ile paylaşıyor .İki arkadaş , bunu yıllarca aralarında sır gibi saklıyorlar . Stravinsky’ nin pagan geleneklerine bu kadar yakından ilgili olmasının bir diğer sebebi de , Rus şair Sergey Gorodetsky’nin “Yarila” isimli antolojisinden şiirler okuyor olması . Bu şiirlerde, bilge yaşlılar , pagan kültürü ve atasözleri yer alıyor . Bestecimiz de bunlarla haşır neşir olunca ortaya bu güzel eser çıkıyor.

Fantastik Dörtlü; Stravinsky , Nijinsky , Roerich , Diaghilev

Diaghilev , eserin provalarını sessizce ve hayranlıkla izliyor . Yenilikçi gencimiz Nijinsky , daha önce eşi benzeri görülmemiş bir koreografiyi dansçılara çalıştırıyor .Başlarda dansçılar, bu yeni alışılmadık hareketlerde , müziğin zor ritminin  de etkisiyle epey bir zorlanıyor. Sadece dansçılar değil, orkestra da Stravinsky’ nin bu karmaşık müziğini çalmakta zorlanıyor . Hatta rivayete göre , orkestranın müziği daha kolay anlayabilmesi için Stravinsky , bir gün elinde eserin hepsini 4/4 lük yazdığı bir partisyon ile geliyor . Provalardan sonra müzisyenlere, notaları yakmalarını söylüyor.

Stravinsky'nin el yazısı notası

Gelelim, Stravinsky ile Roerich ‘ in arasında artık bir sır olmayan ve bale dünyasını yerinden oynatacak eserimizin konusuna ; Bale iki kısımdan oluşuyor ; Yeryüzüne Tapınış (L’Adoration de la Terre) ve Kurban(Le Sacrifice) .Her iki kısım da kendi içinde çeşitli danslara ve ritüellere ayrılıyor .

I .Yeryüzüne Tapış

 Perdeler açılır ,ve bahar kutlamaları tepelerde başlar. Yaşlı bir kadın içeri girer ve geleceği tahmin etmeye başlar. Genç kızlar nehirden tek sıra halinde gelirler. “Kaçırılma Dansı”na başlarlar. Genç kızlar “Bahar Dansı ” olan Khorovod’u ( kadim bir doğu Slav Dansı ) dans ederler.İnsanlar birbirine zıt iki gruba ayrılır ve “Rakip Kabileler Ritüeli”ne başlarlar. Kutsal bir alayı, oyunları durduran ve dünyayı kutsayan Bilge’nin ( yaşlı kadın ) başkanlığındaki bilge yaşlılar başlatır . İnsanlar tutkulu bir dansa başlar , kutsarlar ve toprakla bütünleşirler.

Bilge Kadın ve arkasında kabile

II. Kurban

Genç kızlar daireler çizerek gizemli oyunlar oynarlar. Kader tarafından seçilen genç kızlardan biri, çemberle çevrilir ve bir dansla “Seçilmiş Olan” olarak onurlandırılır. Kısa bir dans ile genç kızlar atalara seslenirler. Seçilmiş kız , yaşlı bilge adamlara emanet edilmiştir. Kız, büyük Kurban Dansı’nda yaşlı adamların huzurunda ölümüne dans eder.

Seçilmiş Kurban

Skandal Prömiyer

Eserin prömiyeri 1913 yılında Paris Théâtre des Champs-Elysées ‘de Pierre Monteux yönetiminde gerçekleşiyor . Akşam, Nijinsky ve Karsavina‘nın ana rolleri oynadıkları Les Sylphides ( Chopin’ in piyano müziklerinin Glazunov tarafından baleye uyarlanmış hali ) ile başlıyor . Bu romantik müzik ve klasik bale koreografisinden sonra gelen Bahar Ayini ile izleyicilerin neye uğradıklarına şaşırdıklarını siz de tahmin edersiniz .Bazı görgü tanıkları ve yorumcular, seyircilerdeki rahatsızlıkların giriş sırasında başladığını ve “Baharın Kehanetleri”nde dans eden dansçıların perdesinin açılmasıyla daha da gürültülü hale geldiğini söylüyorlar . Şok edici olanın Stravinsky’nin müziği değil Nijinsky tarafından tasarlanan çirkin, dünyevi sallanma ve yalpalama olduğunu söylüyorlar .Otobiyografisinde Stravinsky, eserin ilk ölçülerinden itibaren başlayan alaycı kahkahaların onu iğrendirdiğini ve performansın geri kalanını sahne kanatlarından izlemek için salondan ayrıldığını yazıyor. Eserin , sahnedeki seslerle birlikte, dansçılara adım numaralarını haykıran Nijinsky’nin sesini boğduğu “müthiş bir kargaşaya” dönüştüğünü söylüyor. Anlayacağınız bizim çocuk yine başlarına dert olmuş . Fakat herkesin acımasızca eleştirdiği ve dalga geçtiği bu prömiyerden epeyce memnun biri var; Diaghilev. Gecenin sonunda herkes salondan kaçarken , Diaghilev Bahar Ayini için ‘ bu tam da istediğim şeydi ‘ diyor . Ne de olsa dahi emprezaryomuz her türlü sansasyonel işten hoşlanıyor , biliyoruz … Bu skandaldan kısa zaman sonra fantastik dörtlümüzün yaratmış olduğu Bahar Ayini , sanat tarihine adını altın harflerle yazdırıyor ve günümüzde halen devam eden birbirinden çeşitli yeni koreografilere ev sahipliği yapıyor.

Stravinsky ve Diaghilev

Referanslar:

Scherliess , Volker (1982) Meister werke der Musik -Igor Strawinsky La sacre du Printemps, Wilhelm Fink Verlag ,Münih Almanya

Grigoriev , Serge Leonidovich , çeviren ; Vera Bowen ( 1960) The Diaghilev Ballet , Penguin Books , Middlesex İngiltere

Scharschuch , Horst (1960 )Analyse zu Igor Strawinsky’s “Sacre du Printemps”,Gustav Bosse Verlag , Regensburg Almanya

YORUM YAP

Your email address will not be published.