Özgür Sesler

187 okuma

Moskova’nın belki de en önde gelen sanatçılarından biri olan Wassily Kandinsky 20. yüzyıla damgasını vurmuştu. Eserleri oldukça ses getirmişti evet, ancak reddedilemez bir gerçek vardı ki o da seslerin de bir açıdan Kandinsky eserlerini var etmesiydi. Bunun da ötesinde, düşüncelerine müzik ışık tutuyordu kimi zaman. Öyle ki, sinestezi yönü oldukça belirgin olduğu söylenen Kandinsky, duyuları birlikte algılayabiliyordu. “Sarı-Kırmızı-Mavi No.314” eseri de buna bir örnek niteliğindeydi.

Sarı-Kırmızı-Mavi No.314, Wassily Kandinsky (1925)

Bu eserindeki renkler ve formlar her bir enstrümanın ya da anahtarın belirteciydi. Sarıdan gelen trompet sesiydi; flütler, çello, kontrbas ise mavinin tonlarındandı. Vermilyon ya da Çin kırmızısı olarak anılan kırmızı tonu ise tubayı temsil ediyordu. Renklerin ve şekillerin öncülüğündeki canlı bir orkestraydı bu! Bu eserin ardında böyle bir hikayenin oluşturulmasında Kandinsky’nin müzikal geçmişi ve gelişmiş müzik anlayışının yatıyor olması ise çok muhtemeldi. Keza sanatçının eşi Nina Kandinsky, onun bu özelliğine dair erken çocukluk döneminden itibaren renkleri tutkuyla sevdiğini yazdı ve ortak bir sinestetik özellikteki her renk için belirli bir koku ve müzikal sesi ayırt ettiğini iddia etti. 

Soyut sanatın enlerinden sayılan Kandinsky’nin bununla kalmayan sinestezi gücü, edebiyata da yansımıştı. Disiplinlerarasılığın zirve noktasında yer edinen sanatçının “Sesler” isimli bir düzyazı-şiir içerikli eseri de bulunmaktaydı. 1912 senesinde yayımlanan bu kitabın izlenimcilik, dışavurumculuk ve Rus fütürizmine etkisi büyüktü. Bunun ötesinde kendi de aynı sonucu amaçlamış olmalıydı ki şu sözleri söyledi: 

“Resim için savaştık ama tek başına resim yeterli olmayacak. Eski, dar kavramların yarısını ortadan kaldıran, sanatlar arasındaki duvarları yıkan … ve sonunda sanat sorununun bir biçim sorunu değil, bir manevi içerik sorunu olduğunu kanıtlayan sentetik bir kitap fikrim vardı.”

Sanatlar arası duvarları ortadan kaldırmak oldukça iddialı ve gerçekleştirmesi zor bir söylemdi. Birlik ve beraberliği temsil etmek açısından da bir o kadar gerekliydi o dönem adına. Çünkü müzikte de etkisini göstermeye başlayan makine çağı, farklı yaklaşımların ortaya çıkmasını sağladı. Bazıları için heyecan verici olan bu düşünceler kimileri için de kulak tıkanması gereken türdendi. Fakat unutulmamalıydı ki, yenilikçi ve farklı düşünceler bizi hep bir adım öteye taşıyanlardı.

ŞARKI
 
Bir adam oturuyor 
Daracık halkasında,
Daracık halkasında
Sıkışmışlığın.
Hoşnuttur adam.
Yoktur kulakları.
Eksiktir de gözleri.
Kızıl güneş topunun
Kızıl uğultusundan
Geriye eser kalmamıştır.
-Devrilmiş olan,
Ayağa kalkmalıdır.
Ve konuşmayan,
Bir şarkı söylemelidir.
Ve kulakları olmayan
Gözleri eksik adam,
Kızıl güneş topunun
Kızıl uğultusuna dair
Bir şeyler bulup çıkarmalıdır.
 
Wassily Kandinsky

Kandinsky’nin “Sesler” kitabındaki “Şarkı” isimli şiirde okuyucuyu harekete geçiren ve ona güç veren ses, yeni düşüncelerin varlığı ve ilerleyişi için çok büyük bir motivasyondu. Bu bağlamda benim üzerimde 20. yüzyıl müziğindeki gelişmelerine yönelik bir destek kolu izlenimi yarattı Kandinsky’nin “Şarkı”sı. Schoenberg’in eserlerine olan ilgisi bilinen ve sanatlar arası geçişlerinin gerçekliği göz ardı edilemeyecek olan Kandinsky, sanki müzikte gelişen fütürist manifestoları içeriden uyaran bir destekleyici niteliğindeydi. Kim bilir belki de müziğin onun üzerindeki etkisi ve onunla kurduğu derin ilişkisi, bu desteği göstermesini bir borç olarak bilmesindendi.

Yukarıda sözü geçen Rus fütürizmi etkisinin yanında, aynı senelerde müzikte de fütürist görüşler sesliydi. Yeni savunulan yaklaşımlar arasında sesin özgürlüğe kavuşması vardı. Makineleşen topluma eşlik eden müzikte, gürültüyü müziğe dönüştürme fikri yatıyordu. İlk başlarda istenen sonuca varamayan girişimler başarıya zamanla ulaştı. Zaman tek başına çözüm değildi belki de; Kandinsky gibi gizli uyarıcılar ve başka birleştiriciler sayesinde seslergürültüye dönüşmüştü. Gürültünün müziğe dönüşmesi için dönemin önde gelen bestecileri zaten hazırdı. 

Örneğin 1883 doğumlu Fransız besteci Edgard Varese’nin, 1931 yılında bestelediği Ionisation eseriyle anlatmak istediği, şehir gürültüsünün dinlenmesinin yoğunluğuydu. Gerçek olanı yansıtmayı amaçlamış ve bu büyülendiği şehir gürültüsünün bir müziğe dönüşmesi için çabalamıştı. Düzensizliğin içinde bir düzen yaratmış; gürültüden müziğe varmıştı. Ne var ki bu eser birçok ilke imza atmış, birçoğuna ilham olmuştu. Doğaldır ki kimileri beğenmeyecektir bu fikri. Fakat düşünceye düşünceyle karşı çıkılmalıdır. Başka yollarla engellemek ya da önüne geçmek gelişimi daima geride bırakır. Çünkü her zaman özgür olmalıdır insanlar, insanlar gibi müzikler.


KAYNAKÇA

Amy Ione & Christopher Tyler (2003). Was Kandinsky a Synesthete?, Journal of the History of the Neurosciences, 12:2, 223-226, DOI: 10.1076/jhin.12.2.223.15540 

Amy Ione & Christopher Tyler (2004). Neuroscience, History and the Arts Synesthesia: Is F-Sharp Colored Violet?, Journal of the History of the Neurosciences, DOI: 10.1080/09647040490885493

Kandinsky, W., 2015. Sesler, Altıkırkbeş Yayın, sf. 67.

Chilingirian, S., Hall, G., Hayes, M., Lankester, M., Lutchmayer, K., Mcgowan, K., Ogano, K., Rashbrook, S., Reitz, C., L., Rutherford-Johnson, T., Shirley, H., 2019. Klasik Müzik Kitabı. ALFA Publishing, sf. 264-268.

Wen-Chung, C. (1966). Varèse: A Sketch of the Man and His Music. The Musical Quarterly, 52(2), 151-170. Retrieved March 27, 2021, from http://www.jstor.org/stable/741034

https://www.bauhaus-dessau.de/ ve Google Arts & Culture

YORUM YAP

Your email address will not be published.