Müzisyen, albüm yapacağı besteciyi tanımalı mıdır?

255 okuma

Sosyal medya kanalı ile gerçekleştirdiğim, bir müzisyenin, albümünü çıkaracağı bestecinin eserlerine doğru ruhu katabilmesi için onu iyi tanıması gerektiğini savunan anket, 820 katılımcı içerisinden 721 kişinin ’Evet’ demesi ile sonuçlandı.

Aksi görüş bildirenler içerisinde bana ulaşanlar çoğunlukla müzisyenin kendi yorumunu katması gerektiğini aksi halde her icranın standart hale geleceğini yazmıştı.

Peki esere karakterini kim verir? Elbette besteci. O halde icracı için çizilen hudutlar gözün görebileceği yakınlıktadır.
Bu hudutları yaşayarak tecrübe eden isimlerden birisi de Carl Czerny’dir.

1815 yılının sonunda Beethoven’ın Opus 16 eser numaralı beşlisi için piyano başına geçen müzisyen, icra esnasında kendi yorumunu katmış, notada yazılı olmayan süslemeler eklemiştir.

Konser sonunda ortalık yerde Beethoven tarafından azarlanan Czerny, ertesi gün hocasından ılımlı bir mektup alsa da bestecinin şu cümlesi not edilmelidir:

“…Besteci, eserinin tıpkı yazıldığı gibi çalınmasını ister. Genel olarak ne kadar güzel çaldığının bir önemi yok.”
(Allgemeine Wiener Musik-Zeitung, Eylül 20, 1845)


Beethoven’ın çizdiği hudutlar içerisinde hareket kabiliyeti kazanmak için, müzisyenin eserin yazıldığı dönemi ve hikayesini iyi bilmesi, bestenin ilham kaynağını analiz etmesi gerekir.

Bir diğer deyişle sipariş üzerine bestelenen bir eser ile bestecinin hayatında gerçekleşen ve kendisini derinden etkileyen bir olay üzerine bestelenen eserler arasında uçurum kadar derin bir fark vardır.

Peki çağımız müzisyenleri için sanat tarihi ve besteciler ne kadar önemli?

Czerny, öğrencisi olmasına rağmen hocasının hudutlarını iyi tayin edemediği için azarlanabiliyorsa günümüz icracıları çaldıkları besteciler hakkında sıkı okuyucu olarak bu cendereden çıkabilirler.

Öyle olup olmadıklarını iki örnek üzerinde inceleyelim.

Piyanist ve besteci Fazıl Say’ın 12 Ocak 2019 tarihinde sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşım, yukarıda sorguladığım kriterleri analiz edebilmek açısından ders niteliği taşımaktadır.

“Sağır Beethoven Nasıl Besteledi?” başlığı ile paylaştığı bilgiler yirmi bin’den fazla takipçisi tarafından beğenilmiş, bir diğer deyişle Say, yirmi bin’den fazla insana sanat tarihi yerine kurgu sunmuştur. O paylaşımdan alıntılar:

Say: 35-36 yaşlarında başlayan kulak rahatsızlığı…

Doğrusu: 29 yaşında başlamıştır. (Bkz. 1801 – Dr.Wegeler’e yazdığı mektup)

Say: Hocası Haydn’a büyük para borcu vardı.

Doğrusu: Beethoven Haydn’dan para ile ders almadı. Cologne Prensi Arşidük Maximilian seyahat dahil tüm masrafları kendi karşıladı. (Bkz. Hocası Neefe’nin 1793 yılında Berliner Musik-Zeitung’a verdiği ilan)

Say: Büyük gürültü ile çalıştığı için 30 küsur evden atılmış

Doğrusu: Gürültü nedeni ile, yalnızca bir defa, 1787 yılında ailesiyle oturduğu ‘Fischer House’ olarak bilinen Rheingasse’de ki evlerinden ayrılmak zorunda kalmışlardır. (Bkz. Forbes, Elliot. Thayer’s Life of Beethoven II. Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1967, S.71)

Gelelim Perahia’ya. Sony etiketi ile 2008 yılında çıkardığı Bach: Partitas 2,3 & 4 albümünde, eserler ile ilgili yaptığı röportaja da yer verilmiş. İki soru ve yanıtı şöyle:

Soru: Albümünüz için 2,3 ve 4. Partita’ları seçmişsiniz. Özel bir sebebi var mı?
Perahia: Hayır, birlikte iyi gittiklerini düşündüm. […]

Soru: Bu eserler Bach’ın ilk yayımlanan besteleridir. Onun için Opus 1 denebilir. Siz de bu eserleri seçmişsiniz..
Perahia: Bu konu hakkında fazla bilgim yok […]

“Cehenneme giden yol, kolaydır”

Vergilius: Aeneis

Batı müziği tarihi hakkında bilginiz olmasa bile yukarıda okuduklarınızdan sonra zihninizde pek çok soru oluşmuştur.

Buraya kadar anlattıklarım için eleştiri kurumu konservatuarlardır. Öte yandan eleştiri kurumunun görevini yapamadığı açıktır. Gelin Zekiye Antakyalıoğlu’nun oldukça yerinde sorusunu ve yorumunu okuyalım;

Akademisyenin görevi nedir? Gerçekten de bugün bir akademisyeni, iyi bir okur olduğunu iddia edenlerden, blog yazarlarından, çok kültürlü, zeki ve entelektüel olduğunu iddia ederek sosyal medyada eser yorumu yapanlardan, gazetelerin sanat editörlerinden veya amatör okuma grup üyelerinden ayıran şey nedir? Bu kişiler de kendilerini aynen akademisyen gibi çok okuyan, bilen, düşünen ve yorumlayan okur sınıfına koymaktadır. Yaptıkları eser yorumları da akademisyenden hiç geri kalmamaktadır. (Pasajlar, Mayıs 2019)

Say’ın Beethoven – Tüm Piyano Sonatları albümü 2020 yılının başında piyasaya çıktı. Sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlar dikkate alınırsa 2019 yılının tümü kayıt süreciydi. 32 piyano sonatının tamamını kayda alması 1 yıl sürmüştü.
Beethoven’ın 32 piyano sonatı, klasik müzik tarihi için devrim niteliğindedir. Bu denli derinlikli bir projeyi ele alan sanatçının besteci hakkında yüzeysel sayılabilecek bir bilgi birikimine dahi sahip olmadan stüdyoya girmesi üretilenin sanat değil ticari bir mamül olduğunu gösterir.

Efsanevi piyanist Dinu Lipatti’yi hatırlayalım! Beethoven’ın Waldstein sonatını çalması için ünlü yorumcu Artur Schnabel’in araya girmesi gerekti. Beethoven’ın 5. Piyano konçertosu için dört, Tchaikovsky için ise üç yıla ihtiyacı vardı. Çalışmalarında hiçbir şeyi şansa bırakmazdı. Gelecek beş yıl için çalışacağı eserler ve detaylı çalışma programı hep hazırdı. (Walter Legge, EMI Classical)

Yazımın son sözünü 1887 doğumlu Fransız piyanist, pedagog ve besteci Nadia Boulanger’e bırakıyorum.

Öğrencisi Dinu Lipatti’nin sanatına bakışını şöyle özetliyor:

‘… zor bir pasajı öylesine geçmek yerine, ölçüleri yüzlerce defa çalışırdı. Önemli bir beste üzerinde çalışırken besteciye layık olamama korkusu hep vardı… ’

YORUM YAP

Your email address will not be published.