Müziğin Gücü Üzerine: Kafka

145 okuma

’ Dua ve sanat iradenin tutkulu eylemleridir. Birisi iradenin normal olasılıklarını  aşmak  ve geliştirmek ister. Dua gibi bir sanat, karanlığın içinden uzanmış  bir eldir ve ona hediyeler kazandıran bir el  haline dönüştürecek bir zarafet dokunuşu arar. Dua, kendi varoluşunun  kırılgan  küçük beşiğinde yatağa  sonsuz  parlaklığını getirebilmek için, kendi içinde tükenmek ve ölmek  arasında uzanan  mucizevi gökkuşağına dönmek  anlamına  gelir. ‘’

Kafka

Müziğin eşsiz gücünü düşünen ünlü düşünürlerden biri olan Nietzsche , “Müzik olmasaydı hayat bir hata olurdu” dedi . İki nesil sonra, kasvetli bir deha ve güçlü karanlık ifadelerle aydınlanma yeteneğine sahip başka bir yazar olan Franz Kafka (3 Temmuz 1883 – 3 Haziran 1924), genç yürüyüş arkadaşı ve ideolojik muhatabı Gustav Janouch ile sanat ve müzik üzerine yaptığı konuşmalar bugün müzik ve ruhların ahenkli sesi için ışık tutmaktadır.

1922 yazında bir yürüyüş sırasında, konuşma müziğe gelir – on yedi yaşındaki Gustav tutkuyla çalışmak istediği bir konudur müzik, ancak babası müzik ile ilgili  her şeyi Gustav’a  yasaklar. Bu durum üzerine Kafka genç arkadaşına şöyle der:

‘’Müzik ruhun sesidir, öznel dünyanın doğrudan sesidir.’’

Daha sonraki bir sohbette, Gustav akıl hocası ile ‘’The Music of Silence’’ adlı kısa öyküsünü paylaştığında Kafka, müziğin ruhu nasıl büyülediğini açıklıyor:

‘’Yaşayan her şey akış halindedir. Yaşayan her şey ses yayar. Ama biz onun sadece bir kısmını algılıyoruz. Kan dolaşımını, vücut dokumuzun büyümesini ve çürümesini, kimyasal süreçlerimizin sesini duymuyoruz. Ancak hassas organik hücrelerimiz, beyin lifleri, sinirler ve cilt bu duyulamayan seslerle doludur. Çevrelerine tepki olarak titreşirler. Bu, müziğin gücünün temelidir. Bu derin duygusal titreşimleri serbest bırakabiliriz. Bunu yapmak için, belirleyici faktörün kendi iç ses potansiyelleri olduğu müzik aletlerini kullanıyoruz. Yani belirleyici olan sesin gücü ya da tonal rengi değil, gizli karakteri, müzik gücünün sinirleri etkilediği yoğunluktur.’’

Başka bir sohbette, müzik ve şiir arasındaki paralellikleri ve farklılıkları ele alıyor. Patti Smith’in yaklaşık bir yüzyıl sonra düşüneceği bir şey. Kafka, Gustav’a şunları söylüyor:

‘’Müzik yeni, daha incelikli, daha karmaşık ve dolayısıyla daha tehlikeli zevkler yaratır… Ancak şiir, zevklerin vahşi doğasını aydınlatmayı, entelektüelleştirmeyi, arındırmayı ve dolayısıyla onları insanlaştırmayı amaçlar. Müzik duyusal yaşamın bir çarpımıdır; şiir ise onu disipline eder ve yükseltir.’’

Bir insanın duyumsayabileceğinden çok daha fazlasını hissederek şu sözlerle devam ediyor Kafka;

‘’Benim için müzik daha çok deniz gibidir… Güçlüyüm, şaşkınlık içindeyim, büyülendim ve yine de korkuyorum, sonsuzluğundan çok korkuyorum. Ben aslında kötü bir denizciyim.’’

Yine de Kafka için bunalmanın büyüklüğü, aşkının yoğunluğunun belki de en doğru ölçüsüdür. Bir keresinde güzel ve yürek burkan aşk mektuplarından birinde “Ne giydiğinizi bilmek istemiyorum” diye yazmıştı , “bu  o kadar kafamı  karıştırıyor ki hayatla başa çıkamıyorum.”der. İlişkilerimiz gibimüzikte en büyük öğrenme deneyimlerimizi oluşturuyor.

Gustav, babasının müziğe vetosuna yakındığında ve kendi hayatının sahibi olmanın Ona babasının isteklerine karşı gelme ve tutkusunun peşinden gitme hakkı verip vermediğini merak ettiğinde, Kafka soruyu sanatçıların neden sanat yaptıkları üzerine daha geniş bir meditasyona dönüştürüp cevaplar:

‘’Kendi kafanı kullanmak, onu kaybetmenin en kolay yoludur … Elbette, müzik çalışmanıza karşı bir şey söylemiyorum. Aksine! … Tek güçlü ve derin tutku, akıl testine dayanabilenlerdir… Her sanatın arkasında tutku vardır. Bu yüzden müziğiniz için mücadele ediyor ve acı çekiyorsunuz… Ama sanatta her zaman yol budur. Kazanmak için insanın hayatını bir kenara atması gerekir.’’

Simone Weil

Başka bir sohbette, konuyu yeniden ele alıyor ve sanatın fedakarlıklarını dini bağlılığa benzetiyor. Simone Weil’in “dikkatin cömertliğin en nadir ve en saf şekli olduğu [ve] en yüksek dereceye kadar dua ile aynı şey olduğu” şeklindeki sürekli iddiasını akla getiren bir düşüncede – ve cömertlik değilse sanat başka ne olabilir? en yüksek derece? Der ve – Kafka, Gustav’a şunları söyler:

‘’Dua ve sanat tutkulu irade eylemleridir. Kişi iradenin normal olanaklarını aşmak ve geliştirmek ister. Dua gibi sanat, karanlıkta uzanmış, onu armağan veren bir ele dönüştürecek bir zarafet dokunuşu arayan bir eldir. Dua, kişinin kendi varoluşunun kırılgan küçük beşiğinde, sonsuz ışıltısını yatağa getirmek için, kendini olmak ve ölmek arasında uzanan, içinde tamamen tüketilmek üzere mucizevi gökkuşağının içine atmaktır.’’

Farklı farklı tarzlarda veya başka bir varoluş düzleminde müzik, insanın en önemli ve anlatılamaz deneyimlerinin yerini doldurur. Notaların gizemli dizilişi, dinleyicinin zihninde, bazen bu deneyimlerin hayaletini, hatta bzen yaşamın tüm gücüyle deneyimlerin gücünü çağrıştırır.Müzik deneyimlerimizi yansıttığı gibi bu alanı genişletten önemli bir yere sahiptir.

Anlatamadığımız her şey için müzik yardım eder. Anlatılmaz olanın ifade edilmesi gerektiğinde tıpkı Shakespeare’in kalemi bırakıp müzik istemesi gibi duygularımızın yardımına koşar. Peki müzik yetmezse son çare ne olacak ? Sessizlik !

Müzik, aynı zamanda tüm sanatların en harikası en canlısı çünkü en soyut ve saf halidir. Zaman ve mekandan uzakta , doğru yönü bulmamızı, yumuşak tonlarıyla en sert kalbe işlenişini ,neşelendirmesini ve Nietzsche’nin de dediği gibi bizi yüceltmesini dilerim.

YORUM YAP

Your email address will not be published.