Marmite Besteciler

153 okuma

Merhaba, Avrupa’da Marmite Composers olarak bilinen bir kavramdan bahsetmek istiyorum. Türkçe’de “Marmite” kelimesinin tam karşılığı olmadığından bu kelimeyi bu şekliyle kullanmam gerekti.

Hani bazı şeyler vardır ya da bazı kişiler, yerler, çok severiz, beğeniriz, tavsiye ederiz ve tavsiye ettiğimiz kişi beğenmez. Aynı duyguları paylaşmaz bizimle, hatta aksine sevmeyebilir, nefret edebilir.

Cambridge’in sözlüğünde “Marmite”; Birinin hoşlandığı, sevdiği bir şey ya da kişiyi, bir başkasının sevmemesi anlamına geliyor. Halk arasında bu tanımdan doğan kavram besteciler için de çok sevenler ve nefret edenler gibi daha güçlü bir anlamda kullanılıyor.

Klasik müzik dünyasını düşündüğümüzde sayısız kıymetli bestecinin olması bu kavramın Avrupa’da ülkemizden daha sık duyulmasına sebep oluyor elbette. Marmite Besteciler hakkındaki bu yazımı okurken şimdiden aklınızdan geçen isimler olduğunu tahmin ediyorum.

İlk olarak siz de tahmin edersiniz ki 22 Mayıs 1813’de Almanya’nın Leipzig şehrinde dünyaya gelen Wilhelm Richard Wagner Marmite Besteci olarak tanınıyor. Wagner’in eserlerinin oldukça uzun olması, hem dinleyenleri hem de eseri icra eden sanatçıları
yorduğundan seveni çok olduğu gibi nefret edeni de var. Elbette tek sebep bu değil.

Yine hem müzisyen, hem filozof hem de politika ile ilgilenen Wagner’in anti-semitik bir kişilik olarak tanınması, onu sevmeyenler için ayrı bir gerekçe oluşturuyor. Wagner’in müziğine duyulan hayranlık ve büyük sevgiyi anlatmak için bir alıntı ile
devam etmeliyim.

Wagner, Alman bestecisi, müzik ve sahne sanatları alanında önemli bir estetik kuramcısıdır. Onun düşünce dizgesinde Alman mitoloji geleneği, mutlak idealizm ve diğer bir yönüyle de Schopenhauer’un pessimist felsefesinin izleri görülür. Wagner müzikli dramları, Grek tragedya sanatının altın çağındaki sanatsal sentezi yeniden oluşturmak ideali ile ortaya çıkar ve bütün sanatların birlikteliğinden hareketle yeni bir birleşik sanatlar kavramını ortaya atar. Wagner, bu kuramını “Gessamkunstwerk” olarak açıklar.

Müziğin, şiirle olan sentezi sonucunda en yüksek trajik sanatın yeniden oluşturacağı ve bu sentez sayesinde sanatların yeniden özgürleşeceğine vurgu yapılır. Wagner, müziği, sadece müzik olarak ele almaz. Onda müzik “kendinde ve kendisi için varlık” alanı olarak değerlendirilir. Wagner müziği felsefi bir paradigma tarafından belirlenir. Bu paradigma, bazı dönemlerde Schopenhauer-Budizm bazı dönemlerde ise mutlak idealist bir noktada gelişir. Bütün operalarında var olan “mitsel ve metaforik” anlam katmanları ve “sonsuz ezgi kavrayışı” onun eserlerini “geleceğin müziği” olarak bugüne yöneltmiş ve Wagner ismini bestecilik yanında bir filozof olarak da anılma noktasına getirmiştir.”

ÜLGER,Emir


Yukarıdaki alıntıda Wagner’in müziğinin “Geleceğin Müziği” olarak görülmesinin kanıtlarını günümüzde görüyoruz.
Wagner’in imzası olan Leit-motif tekniği ile eserdeki olay ya da karakterlere, onları hatırlatacak,ayırt ettirecek ayrıcalıklı notalar yazıyordu. Bir karakter sahneye geldiğinde, ya da bir olay olduğunda onun kendine ait bir müziği oluyor ve izleyen bu müzikle birlikte kahramanı ya da olayı hatırlıyor, biliyor ve anlıyordu. İşte bu leit motif tekniği günümüzde Star Wars, Game Of Thrones gibi pek çok büyük film prodüksiyonlarında da kullanıldı.

Wagner leit-motif tekniğini Rienzi (1837-1840), Uçan Hollandalı (1840-1841), Tannhauser (1842-1843), Lohengrin (1845), Nibulungen Yüzüğü (1848-1874), Tristan und Isolde (1857-1859), Nürbergli Usta Şarkıcılar (1845-1861) ve Parsifal (1865) adlı müzikli dramlarında kullanmıştır.

1851’deki Opera ve Drama adlı yazısında Wagner şöyle yazar: “Bu motifler (ör. Siegfried) daha sonra vokal ya da çalgı bölümlerinde yeniden ele alındıklarında, önceden söylenmiş olan sözcüklerle bağlantılı olmaları ve aynı imgeleri uyandırmaları gerekmektedir” şöyle devam eder: “dramın, bütününe yayılan bu leit-motif tekniğiyle, her şeyin birbirine bağlanmıştır”[Wagner:1996:300].

Böylece geleneksel müziğin sınırlı ezgileri, yerlerini genişletilmiş “sonsuz ezgiler”e bırakmaktadır. Bu teknik, müziksel düşüncelerin
geliştirilebilmesi için yeni bir olanak sağlar. Böylece müziksel anlatım olanağı genişlemiş ve müziksel düşüncedeki diyalektik moment harekete sokulmuştur. Bu gelişmeyle Wagner müziği, “Sonsuz Ezgi” yaklaşımı ile Schopenhauer müzik felsefesinin paradigmalarından uzaklaşmakta ve Hegel’in “kötü sonsuz” düşüncesine benzer bir noktaya ulaşmaktadır. (Ülger, Emir)

Pek çok klasik müzik sever Wagner’in müziğindeki gücü, farklılıkları, felsefeyi çok seviyordu. Onu Marmite Besteci yapan özellikleri yazmakla bitmez belki ancak bir filozof besteci olarak tanınan Wagner unutulmaz ve çok özel bir besteciydi elbette.

Gelelim bir diğer Marmite Besteci olarak bilinen 7 Mayıs 1833 Almanya Hamburg’da dünyaya gelen Johannes Brahms’a. Brahms’ın müziğini de kimileri çok severken kimileri de nefret edebiliyor. Herkes büyük bestecinin olağanüstü müziğine ve yaşamına saygı duysa da, sevmiyor.

19. Yüzyılın en önemli bestecilerinden biri olan Johannes Brahms eserleri ile romantik döneme damgasını vurmuştur. Güçlü yaratıcılığı ile eserlerinde klasik ve romantik müzik anlatımlarını kaynaştırmıştır. Yaşadığı süre boyunca söylemini ve hayal gücünü yansıttığı bir çok senfoni, oda müziği, orkestra, koro müziği, lied, ve piyano yapıtları yazmıştır. Yazdığı bazı eserlerinde L. van Beethoven gibi birçok bestecinin etkileri görülmesine rağmen kontrpuan sanatındaki ustalığı ve şiirsel dehası ile kendisine özgün bir anlayış ortaya koymuştur. Müzikal dilini tanımlamak için özgür ama eğlenceli sloganını benimseyen besteci, bestelediği eserlerin başarısı ile on dokuzuncu yüzyılın en önemli bestecilerinden birisi olmuştur. (Çalışkan, Vahdet)

Brahms’ın da şiirsel, çağının ötesinde ama gelenekten kopmamış eserlerini çalan usta çalgıcıların zorlandığı biliniyor. Brahms’ın müziğini karanlık bulan ve sevmeyenler gibi, çok sevenler, aşırı romantik ve şairane bulanlar da var. Pyotr Tchaikovsky’nin Nadezhda Von Meck’e 1877’de yazdığı mektubunda şöyle diyor: “Brahms’ın 1. Senfonisini çalışıyordum. Benim görüşüm kasvetli ve soğuk. Gerçek derinlik olmadan, derin olma iddialarıyla dolu”.

Igor Stravinsky ise bir röportajında Brahms ile ilgili şöyle diyor: “Brahms için harika şeyler hissediyorum. O’nun en az ilham verici eserinde bile üstün bilgeliği hissedebilirsiniz”. Ünlü şef Sir John Eliot Gardiner, Brahms’ın Op.52 The Liebeslieder Waltzes eserini
Bramsh’ın sevdiği bir çok eserinden biri olduğunu söylüyor. Akademik kurallar ve kısıtlamalardan bağımsız, hayal edebileceğinz en coşkulu, şiirsel ve gülümseten bir seri olduğunu ekliyor.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir diğer Marmite besteci Robert Schumann.

Schumann’ın eserleri 19.yy atmosferini çok iyi yansıtıyordu. Romantik dönem olarak da bilinen 19.yy’da besteciler, yazarlar, şairler, ressamlar kuvvetli bir bağ ile çalışıyorlardı ve bu Robert Schumann’ın benimsediği ilkelerle çok örtüşüyordu. Kendi manik depresif ruh hali ve Clara ile olan
aşkı ile de birleşince eserlerine kaçış, gerilim, belirsizlik, aşk, acı, gizem, gizlilik gibi duygular yansıyordu.

“Schumann için romantik müzik, büyük çabaları gereksindiren bir karışımdı. Sadece iyi bir teknik, doğru götürülen ses çizgileri, geliştirilmiş temalar ve orantı kendisine yeterli değildi. Müzik, ancak şiirsel bir düşünceyle hizmet ettiği oranda yüksek bir sanat olabilirdi.Bir havayı veremeyen, ruh hallerini yansıtamayan müzik, sanat değildi.”

Schumann, eserlerinde karmaşık bir müzik yazısı denemiştir. Eserlerinin güç anlaşılır oluşu konusundaki eleştirilere Schumann kendi sözleriyle şu açıklamayı getirmiştir: “Dünyada olup biten her şey ilgimi çekiyor; siyaset, edebiyat, insanlar. Bütün bunları kendime gore düşünüyorum ve fikirlerim eserler halinde doğuyor. Onun için bazen anlaşılması güç oluyor.

Şahinalp Günaltay, Aygül


Schumann kendi müziğinin zor anlaşılır olduğunu bilen ve buna cevap veren bir besteci olarak yaşamı boyunca tutkularıyla müzik yapan bir besteciydi. O’nun bu zor anlaşılır yanı, marmite besteci olarak bilinmesinde de etkili olmuştur. Marmite besteciler olarak bilinen liste oldukça uzun. Burada her birine değinmem imkansız ama son olarak The Times’ın müzik eleştirmeni İngiliz gazeteci James William Davison’ın da hiç sevmediği Chopin’e de değinmek gerekir. Liszt, Verdi, Berlioz da listede elbette ama bunları merak eder de araştırmak isterseniz size bırakayım değerli Parter okuyucuları.

Chopin’in olağanüstü pasajları, etütleri, impromptuları bazılarını hipnotize etse de kimileri tarafından sinir bozucu olarak değerlendiriliyor. Seveni çok ancak bir o kadar da sevmeyini var Chopin’in. Yine bir alıntı ile devam edeyim Chopin severlerin gerekçelerine.

Eserlerinde Polonya halk müziğini yaşatan Chopin, legato çalış tarzı, cantabile ve lirik melodik stili, ezgiyle bütünleşen süslemeleri, abartısız rubatosu, akıcı ve renkli armonileri, kromatizmi, pedal kullanışı ve üstün piyano yazısı ile ustalık, parlaklık ve saflık elde etmeyi başarmıştır. Chopin’in eserleri, bu saf, samimi ve duygulu müzikal stilinin sayesinde unutulmayacak bir şekilde tarihe geçmiş, büyük bir ün kazanmıştır.

Chopin, Polonya halk müziğini ve geleneklerini iyi bilmesiyle, ulusal müziğini bütün dünyanın müziği haline getirmeyi başarmıştır. Eserlerini hiç kimseyi örnek almadan yaratmış ve müziğe tek başına yenilikler getirmiş bir kişi olarak Chopin, diğer bestecilerin eserlerini çaldığında bile kendi üslupsal ilkelerine sadık kalmayı başarmıştır. Bu başarıyı sırf içinden gelen duygulara, hayat karşısında edindiği izlenimlere kendini kaptırması sonucunda elde etmiştir. Anayurt hasreti, vatanının düşman işgaline uğramış olmasının verdiği acı, aşklarının yarattığı sevinç ve hüsran gibi farklı ruh halleri, eserlerinde binlerce renk çeşidi yaratarak, melodi birliğiyle kaynaşıp bir bütün olarak ortaya çıkmıştır. Chopin, en karanlık renkler arasında ışıltılar, parıltılar görebilmiştir. Alçak gönüllü kişiliği gibi, sanatında da abartıdan kaçınmıştır. Eser içinde yer alan temaları geliştirerek kullanmaz, yalnızca sergilemekle ve tekrarlamakla yetinir. Eserleri çok doğal, saf ve derindir. Fakat her eserinde bir orkestra zenginliği vardır.

Dağlar, Işıl

Her zaman, herkesin ya da her şeyin seveni de sevmeyeni de olur ancak, bir Mozart, Bach Beethoven, Mahler gibi besteciler Marmite Besteci olmak bir kenara yüzyıllar sonra bile müzik sanatını en yüce ihtişamı ile bizlere yakınlaştırırlar.


Kaynaklar:
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/70544
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/321298
http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41483.pdf
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/321614

YORUM YAP

Your email address will not be published.