Londra’nın Devleri: Handel ve Bononcini

234 okuma

Ottoboni Etkisi

İtalya’nın kendine başına en büyük şehirlerinden birisi olan Roma’da sanat, topluma ağırlıklı olarak hakim olan din görevlilerine ve soylu ailelere muhtaç bir durumdaydı. Şehirde herhangi bir opera salonu da bulunmuyordu.

Bu gerici çabanın mimarı olan 12. Papa Pignatelli tarafından 1697 yılında kapatılan Tor di  Nona Tiyatrosu ile başlayan süreç, 1709 yılında açılan Capranica Tiyatrosu ile son bulmuştur. Bu süreç müzisyenlerin şehre olan akınını engelleyememiştir.

Her tip dini kutlama ve ayin için kaçınılmaz olan müzik eşliğine olan talebin yanı sıra, kardinallerin arasındaki soylu ve varlıklı amatörlerin içlerinde de ‘yeni müzik’ için dizginlenemez bir heves vardı.

Pek çok din görevlisinin kendi yerel orkestraları vardı. Bizzat bestelemiyor olsalar da patronları oldukları orkestralar için metin/söz yazıyorlardı. Bu din görevlileri arasında müziğe olan tutkusu ve serveti ile öne çıkan en önemli isim Papa 8. Alexander’ın yeğeni, henüz 22 yaşında ‘atanmış’ kardinal Pietro Ottoboni’dir.

Kardinal Pietro Ottoboni
(1667 – 1740)

Ottoboni, 12. Papa Pignatelli’nin yasağından önce Domenico Scarlatti’nin babası Alessandro Scarlatti, Giovanni Bononcini ve Francesco Pollarolo gibi yetenekli genç bestecilerin operalarını sahneletmiştir.

Ottoboni’nin şahsi mülkü Palazzo della Cancelleria’da gerçekleşen meşhur Çarşamba günü müzik buluşmaları, Handel için önemli bağlantılar ve İtalya’nın önde gelen bestecileri ile tanışma fırsatıydı. Bu bağlantılar, bir diğer deyişle Ottoboni mensubiyeti, müzik ile ilgili tüm İtalyanların Handel oradayken Londra’ya gitmesine vesile olmuştur.

Handel’in Kraliyet Tiyatrosu’nda ki opera metin yazarları (librettist) Nicola Haym ve Paolo Antonio Rolli ile orkestra lideri Pietro Castrucci ve Muzio Scevola yazarı çellist Filippo Amadei (Pippo Mattei),  kardinalin yakın çevresindeki sanatçılardı.

Cancelleria Saray buluşmalarında Handel için en büyük kazanım şüphesiz Arcangelo Correlli ile tnaışması olmuştur.

Handel, henüz baton ile sahne alan şeflerin olmadığı bir yüzyılda, Correlli’den öğrendiği kontrol teknikleri ile temiz bir ses yakalamayı başarmıştır.

Domenico Scarlatti , bu disiplin dolu yönetimi keman sanatçısı Francesco Geminiani’ye şöyle tarif eder:

 ‘…orkestrasını yönetme şekline şok oldum, alışılmadık ihtimamı konçertolara sıradışı bir etki katıyor…’

Correlli için en önemli kriter, orkestrada çalan yaylı saz arşelerinin aynı anda hareket etmesidir. Aksi durumlarda orkestrayı anında durdurmasıyla da ünlüdür. Bu sert yönetim tarzı ve yüksek profesyonel standart ısrarı, daha sonra Handel’in de müzik tarzına yön vermiştir.

Zachow’un Öğrencisi Handel

Friedrich Wilhelm Zachow 1663 yılında Leipzig’de dünyaya gelmiştir.

Bestecilik ve icra performansı ile ilgili en etkileyici yorum Martin Fuhrmann tarafından Die an der Kirchen Gottes gebauete Satans-Capelle ‘de şöyle anlatılır:

1692 yılında Halle’de eğitim alıyordum. Zachau ismi yeni yeni duyulmaya başlıyordu. Bir müptela gibi pazar günleri onu dinlemeye mutlaka giderdim. Saale üzerinde bir köprü olmasa, sadece onu  değil, meşhur öğrencisi Bay Kirchhoff’u dinlemek için yüzmeyi de göze alırdım.

Handel, hocası Zachow’dan sadece bir aryanın kalıplarını, dinamiklerini, kuvvetli ve maceracı bas dizelerini ve koro kompozisyon tekniklerini değil, ileride kendi yeteneği ile mükemmele taşıdığı enstrümanların zarif kullanımını, renk ve ton üretimini de öğrenmiştir.

Günümüze ulaşmamış olsa da Handel’in hocası ile çalıştığı dönemde sahip olduğu kitabında Kerll, Froberger ve Krieger gibi uluslararası isimlerin olduğu da bilinir.

Peki Handel hangi konularda ders almıştı? Zachow ünlü öğrencisine temeli sağlam harmoni dersleri ile çağdaş dönem bestelerini öğretmiş, bu bestelerin nota ve kalıplarını da analiz etmesini istemiştir.


Colonna’nın Öğrencisi Bononcini

Giovanni Bononcini 18 Temmuz 1670 yılında İtalya’nın Modena şehrinde dünyaya gelmiştir. Tanınmış besteci ve saray kemancısı Giovanni Maria Bononcini’nin (1642-78) oğludur.

18 Kasım 1678’de babasını, bir yıl önce de annesini kaybeden Bononcini üvey annesi ile yaşamak zorunda kalmıştır. Çocukluğu ise rakibininki kadar güzel geçmemiştir.

Henüz 13 yaşındayken yayımlanan Sinfonias Op. 3 eserinin ithaf notu oldukça dikkat çekicidir:

Ailemden beni sefalet ile tanıştırmaya yetecek kadar hayat aldım. Beni, henüz bebekken, ölerek, yoksulluğun kollarına bıraktılar.

Bu durum, muhtemeldir ki, ölene kadar Bononcini’yi küstah ve gururlu yapan yaşantının izahıdır.

Modena’nın yerlisi olan Bononcini, Bologna’da Giovanni Paolo Colonna ile çalışmıştır. Colonna, Filarmoni Akademisi’nin zengin müzikal geleneğinden gelen önemli bir müzisyendir.

‘Çelist ve besteci’ ünvanı ile Roma’dan ayrılan Bononcini, Viyana’ya giderek 16 yıl boyunca saray için operalar bestelemiştir.

Ünlü operası Astarto büyük başarı yakalamış, 20 defa sahnelenmiştir. Bononcini, opera sayesinde uluslararası üne de kavuşmuştur. Operanın provalarına katılan Lord Burlington sayesinde 19 Kasım 1720 tarihinde Londra’da perde açacak olan 2. Akademi sezonunun da açılış eseri olarak seçilmiştir.

Lord Burlington
(1694-1753)

İyi Olan Kazansın!

Lord Burlington’ın, iki besteci arasındaki ‘yetenek’ farkını ortaya çıkarmak için oldukça kurnaz bir fikri vardı. Lord, sezonun yeni operalarından birisi için, Pippo Mattei ile beraber, her birinin bir bölümü düzenlemesini istemiştir. Bir diğer tez ise, akademi direktörlerinin kendi aralarındaki kişisel çekişmeyi sahneye taşıyarak sevdikleri sanatçıya arka çıkmaları, zaten yarış eğiliminde olan barok üstadların da bu süreci hızlandırmış olmalarıdır. Her iki koşulda da fitil ateşlenmiş, bu iki devin sahne almasıyla gölgede kalacak olan güzel ilk bölüm Pippo Mattei’ye verilmiştir.

Opera için seçilen konu, Bononcini’nin daha önce iki defa bestelediği, Romalılar’ın Etrüsklere karşı olan savaşıdır. Birinci perde ‘Horatius’un Köprü Savunması’, ikinci ‘Mutius Scevola’nın Lars Porsenna’ya suikast teşebbüsü’ ve son perde ‘Cloelia ve kadın rehinelerin kaçışı’ nı konu alır. Tahmin edildiği üzere, Handel’in son perdesi, Mattei ve Bononcini’yi geride bırakmayı başarır.

Pippo’nun müziği naif olsa da kısa soluklu ve modası geçmiş bir ilk perde olmuştur. Bononcini’nin ikinci perdesi ise oldukça dokunaklı ve deyimseldir. Mutius’un elini yaktığı sahne büyük heyecan yaratmayı başarmış olsa da melodik dizelerin uzun soluklu olamaması ‘farklılık’ yaratamamıştır. Şancılar için doğru sahne ve yerde işlenmiş olan aryalar ile Handel’in müziği dikkatleri üzerine çekmiştir.

3. perde, her yönüyle iyi düşünülmüş ve bestecinin üstünlüğünü kanıtlaması kadar seyircileri de etkileyebilmesi için detaylı şekilde planlanmıştır. Handel’in temel arzularından birisi şancıların arasındaki kontrastı ön plana çıkarmaktı. Boschi’nin zengin aryasına eşlik eden gürültülü çello eşliği fagot tarafından desteklenmişti. Orta bölümde tek başına çalan obua ise eski dönem Octavia motifine güzel bir örnekti.

Senesino’nun zavallı halini ise takip eden Adagio sunmaktaydı. Perde iki adet düet içermekteydi. İlk düet 12/8, ikincisi ise 3/4 vuruş zamanlıydı. Yapısal içerik dikkatli şekilde ayırt edilmişti. Berselli ve Robinson’un düeti 12 ölçülük solo’lardan sonra bir araya getirilmiş, Senesino ve Durastanti ise daha iç içe harmanlanmıştı.

Opera 15 Nisan 1721 tarihinde prömiyer yapmış, sezon boyunca dokuz defa sahnelenmiştir. Hanover saray mensubu Fabrice’in, ilk temsilin coşkusunu yazdığı Dresden Kontu Flemming’den aldığı ‘milliyetçi’ yanıt dikkate değerdir:

‘Alman’ın diğer bestecilere üstünlük sağlamasına memnun oldum’




Kaynakça:

Keates, Jonathan, Handel – The Man & His Music, 1985
Ford, Anthony, The Musical Times, 1970,Vol. 111, No. 1529,ss. 695-697


YORUM YAP

Your email address will not be published.