Klasik Dönem Sanat Anlayışı

253 okuma

Klasik dönem, sadeleşme, karmaşadan uzaklaşma çağıdır. Bu özellikleri ile kendisinden önceki dönemlerden kolaylıkla ayrılır. Bu dönemi anlamak için öncelikle tarihe ve o dönemin şartlarına bakmalıyız. Örneğin Fransız İhtilali. O dönemde toplumlar kraliyet ailesi, ruhban sınıfı, burjuva sınıfı ve alt tabaka olarak sınıflara ayrılmışlardı. Bu sınıflandırma o dönemin müzik ve sanat anlayışına yansımış, kendi dönemine uygun bir anlayış ve düzen ortaya çıkarmıştır. Müzik tarihinde 18. yüzyılın ikinci yarısından (Bach’ın ölümü ile başlayıp –Beethoven’ın ölümü) ile son bulan 1827’ye kadar süren bu dönem Klasik Çağ Dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemin başlamasına en önemli faktör piyanonun icadıdır. Net bir dokuya sahip olan bu dönem sadeliği ve günümüze ulaşan besteleri ile adını tarihin silinmez sayfalarına yazdırmıştır.

Klasik Dönem ve Viyana

İlk Viyana Okulu, 18. yüzyılın sonlarında Viyana’da Batı sanat müziğinde Klasik dönemin üç bestecisine atıfta bulunan bir isimdir: Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven. (Franz Schubert ara sıra listeye eklenir)

Almanca konuşulan ülkelerde Wiener Klassik terimi kullanılmaktadır. Bu terim, klasik olarak Barok ve Romantik müzik olarak adlandırılan diğer dönemlerden ayırmanın bir yolu olarak, bir bütün olarak müzikte Klasik döneme daha geniş ölçüde uygulanır. “Viyana Okulu” terimi ilk kez 1834’te Avusturyalı müzikolog Raphael Georg Kiesewetter tarafından kullanıldı, ancak sadece Haydn ve Mozart’ı okulun üyeleri olarak saydı. Diğer yazarlar da onu takip etti ve sonunda Beethoven listeye eklendi. İkinci Viyana Okulu ile karışıklığı önlemek için bugün “ilk” adı eklendi.

Bernardo Bellotto, il Canaletto – View of Vienna from the Belvedere

Schubert hariç, bu besteciler birbirlerini kesinlikle tanıyordu, Haydn ve Mozart ara sıra oda müziği ortakları bile oldular. Yine de, İkinci Viyana Okulu veya Les Six gibi 20. yüzyıl okullarıyla bağlantılı kasıtlı bir iş birliği anlamında bir okul oluşturmadılar. Bir bestecinin Berg ve Webern’in Schoenberg tarafından öğretildiği şekilde bir diğeri tarafından “okullandığına” dair bir kanıt da yoktur, ancak Beethoven’ın bir süre Haydn’dan ders aldığı doğrudur. İlk Viyana Okulu’nu Anton Bruckner, Johannes Brahms ve Gustav Mahler gibi daha sonraki figürleri içerecek şekilde genişletme girişimleri sadece gazetecidir ve akademik müzikolojide hiç karşılaşılmamıştır.

O dönemde Avrupa’nın her yerinde iyi müzik yapılmaya başlanmış en alt tabaka sınıfında konumlandırılan aileler bile müziğe önem vermişlerdir. Buna istinaden o dönem Avrupa’da ki okullar her ne kadar iyi olsa da ailelerin gönlünde çocuklarını  Viyana ‘ ya gönderme isteği vardır. Viyana bu dönemin önemli sanat merkezi olmuştur ve bu dönem için  sanatın başkenti diyebiliriz.

Klasik Dönem ve Müzik

Bu dönemde müzikte denge ve biçim uyumu söz konusudur. Bu dönemdeki en önemli çalgı müziği biçimi sonattır. En önemli yeniliği ise geçmiş yılların “senfonia” sından farklı olan senfonidir. Senfonik yapılar filizlenmeye başlar ve piyanonun sesi ilk defa bu dönem duyulur. Muazzam sanat dolu bestelerin sahibini bulduğu bu dönemde sonraki nesiller için önemli ve teşvik niteliğindedir.

Klasik Çağ; Haydn, Mozart ve Beethoven’ ın müziğe sundukları yeni bir solukla bilinir. Onlar öğreticidir, biz ise öğrenci. Onların öğretileri ve tarifi olmayan bestelerini ruhumuzu ortaya koyarak dinlediğimizde kendimizden bir şeyler bulduğumuzu ve aslında ne kadar hayatın içinden bir şeyler anlatmak istediklerini göreceğiz. Müzik barok ve Rönesans’tan öyle farklıdır ki her bir beste kendi dünyasında devrim niteliğinde adeta. Bunu resmi olarak kanıtlamak gerekirse bestelerin çoğunun uluslararası kabul gördüğünün gösterebiliriz.

Bu dönemin sanatkarları, bestecileri ve zanaatkarları, barok dönemini fazla karmaşık bulmuşlardır ve müziğin asıl amacının unutulduğunu dile getirmişlerdir. Ek olarak çalgıların sesi ve ritim özeklerine göre toplumda taşıdığı sorumluluğun bilincinde belli ölçülere bağlanmış olması, klasik dönemde virtüözlüğün olağanüstü gelişmesine sebep oldu. (Selanik,1996, sf.130)

Klasik Dönem ve Resim

Konu genellikle insandır. İnsan yapısı, doğa gözlemine göre biçimlendiriliyor. Anatomi, doğru ve optik bir gözleme dayanır. Resimlerde, tek ve üçlü figürler dikkati çeker. Piramidal kompozisyon, tablo resimlerinin biçimlendirilmesinde önemli bir düzen görüşü olur. Profan konular, dini konuları ikinci plana iter. Kapalı kompozisyon dediğimiz, bütün figürlerin tablo içerisinde yer aldığı resim düzeni, dikkatle uygulanıyor. Resimlerde, tek bir noktadan gelen ışık değil, tablonun her tarafını aydınlatan üniversal ışık önem kazanıyor. Yani ışık-gölge, vücutları ile mekanı şekillendirmiyor. Işık-gölge, resim sanatının olgun klasik devresinde yavaş yavaş ortaya çıkar. Vücut ve mekan, renk perspektifi ile değil, çizgi perspektifine göre hacimleştiriliyor. Arkaik resmin mantıki ve yüzeysel vücut biçimi, tamamen ortadan kayboluyor.

Klasik üslup döneminden sonra, sanat eserlerinde başka bir biçimlendirme tarzı görülür. “Barok üslubu” adı verilen bu dönemde krallıklar büyümüş, imparatorluk halini almıştır. Saray olanca haşmetiyle gelişmiştir. Kentler büyümüştür. Sanatçı bu kez imparatorun saray konuları yanında, halk tabakasının hayatını da resmetmeye başlamıştır. Bu bakımdan ressam ya da heykelci, bir yanda saray mensuplarını konu edinirken, diğer yanda halkın içindeki önemsiz kişileri de tasvir etmeye başladığından, kişilere özgü doğal güzelliğin keşfedildiği görülür. Rönesans’ın etkileri mevcuttur. Resimde kullanılan temel öğeler; uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzelliktir. Kurallara bağlı kalınarak çizimler yapılmıştır. En önemli eserler bu dönemde verilmiştir. Örneğin Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosu bu dönemde yapılmıştır. En önemli temsilcileri; Leonardo da Vinci, Michelangelo Buonarroti ve Raffaello’dur.


Kaynakça:

Avludaki ses (1.basım)

Dergipark.org.tr

Göksu A. Rast Müziği Dergisi s(1020-1030)

Aydınlanmanın Müziği – Klasik Dönem ve Ustaları ( Topos yayınları)

YORUM YAP

Your email address will not be published.