Herkes mi Harika Çocuk?

61 okuma

Harika Çocuk!

Günümüzde çokça duyulan ve paylaşımlarda gördükçe, röportajlarda okudukça içinin boşalmaya başladığını üzülerek takip ettiğim bir söyleme dönüştü. Kimi zaman haber yaparken dikkat çekebilmek, kimi zaman ise mesleki yetkinliği olmayan kişilerin kendi reklamlarını yapabilmek adına, kişiler üzerinde oluşturdukları baskıyı düşünmeden, beklentiyi ne kadar yükselttiğinin farkına varmadan gazetelerde, söyleşilerde ve sosyal medya platformlarında bolca kullandıkları bir tanım…

Son dönemlerde yurt içi ve yurt dışında kazandıkları yarışmalarla adlarını duyuran öğrencilerimizin haberlerini sıkça duyuyoruz ancak herkesin reklamını yaptıracak bir mecraya ulaşma şansı olmadığından sizlere birebir ulaşamasa da okuduklarınızdan fazlası her gün kulağımıza doluyor ve gururumuz artıyor. Bu çocuklarımız genelde “Harika Çocuk” olarak lanse ediliyorlar. Küçük yaşlarda kazanılan bu başarıları bir akademisyen olarak değerlendirdiğimde özellikle 8-12 yaş aralığındaki (aşağı-yukarı oynayabilir) performans beklentilerinin çalışkan, doğru yönlendirilen bir öğrenciyle ve özellikle Türkiye’de hazırlık birimleri (ortaokul-lise) eğitimi veren konservatuvarlardaki başarılı eğitim düzeyiyle karşılanabilmesinin, söz konusu başarıların kazanılabilmesinin artık çok olası bir hale geldiğini gözlemleyebiliyorum. Bu kurumlarımız açısından müthiş bir başarı. Peki günden güne artan bu başarıların başrollerindeki kahramanları “Harika Çocuk” olarak nitelendirmek doğru mu? Odaklanmamız gereken kelime hangisi olmalı?

Gelin ülkemizde “Harika Çocuklar Yasası” ile kimler neler yapmış bir hatırlayalım ve söylemin gerçek anlamına yaklaşalım.

1948 yılında, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından hazırlanan 5245 sayılı Harika Çocuklar Yasası “İdil Biret ve Suna Kan’ın Yabancı Memleketlere Müzik Tahsiline Gönderilmesine Dair Kanun” adıyla çıkarılmıştı. Kapsamı 1956 yılında, 6660 sayılı yasa ile genişletilmiş, “Güzel Sanatlarda Fevkalade İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Hakkında Kanun” olarak adlandırılmıştı. Sadece müzik alanında değil, güzel sanatların tüm alanlarında faydalanılabilecek bir duruma getirilmişti. Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı 10 kişilik komisyon tarafından sınava tabi tutulan ve olağanüstü yetenekte olduğu tespit edilen öğrenciler yurt dışına gönderilip eğitim alabileceklerdi. Bu yasadan müzik alanında faydalanan isimleri sizlerle paylaşmak isterim: Verda Erman (piyano), Ateş Pars (kompozisyon ve piyano), Fuat Kent (piyano), İsmail Aşan (keman), Tunç Ünver (keman), Selman Ada (kompozisyon ve orkestra şefliği), Gülsin Onay (piyano), Hüseyin Sermet (piyano).

1968 yılından itibaren yasanın işletilemez hale gelmesi ve başarılı öğrencilerin sayısının git gide artmasıyla 1976 yılında Mithat Fenmen ve İlhan Baran yeni bir model geliştirdiler. Bu çalışma sonucu ortaya çıkan özel statü kapsamında Oya Ünler (piyano), Burçin Büke (piyano), Fazıl Say (piyano), Muhiddin Dürrüoğlu-Demiriz (piyano), Şölen Dikener (viyolonsel), Yeşim Alkaya (piyano), Çağlayan Ünal (viyolonsel), Ertan Torgul (keman), Özgür Balkız (keman) ve Çağıl Yücelen (keman) konservatuvarın yüksek bölümünü bitirdikten sonra yurt dışında eğitim almışlardır. En son 1998 yılında Emrecan Yavuz kurulan uzmanlar kurulunun verdiği karar doğrultusunda devlet himayesine alınmış ancak yasa uygulanamamıştır.

Şimdi saymış olduğum isimleri tekrar tekrar okumanızı rica ediyorum. Ülkemizi nasıl temsil ettiklerini, dünya çapında verdikleri konserleri, besteledikleri eserleri ve meslek hayatları boyunca başarılarına her geçen gün yenilerini eklediklerini bir daha hatırlayalım. Böylece eğitim süreçlerinin henüz başında kazandıkları başarılarla kendilerini tanıtmaya başlayan çocuklarımızı cesaretlendirmek ve takdir etmek için “Harika Çocuk” mu yoksa “harikasınız çocuklar” mı dememiz gerektiğine karar vermemiz çok daha kolay olacak.  

Hiçbir sıfata ihtiyaçları olmayan, yaptıklarıyla hepimize ilham veren, belki de Harika Çocuk olarak dahi anılmadan uluslararası platformlarda kazandıkları müthiş başarılarla bizlere gurur yaşatan günümüzde isimlerini sıkça duymaya başladığımız birkaç gencimizi saymadan yazımı bitirmek istemiyorum… Sevgili Can Çakmur, sevgili Kaan Baysal, sevgili Hande Küden, sevgili Denizcan Eren… Yaptıklarınızın ve izlediğiniz yolun tüm gençlerimize örnek olması dileğiyle…

1 Yorum

YORUM YAP

Your email address will not be published.