Harold Bauer ile Piyano Tekniği ve Eğitim

208 okuma

Şimdi altıncı Amerikan turnesinde olan Bay Bauer, müzik dünyasının ilginç kişiliklerinden biridir. Çağın meşhur piyanistlerinin izlediği yollar ele alındığında, Bauer’in eğitim süreci oldukça paradoksludur.

Genç yaşlarında ünlü kemancı Pulitzer’den özel dersler almıştır. Henüz 10 yaşında o kadar başarılı bir seviyeye gelmiştir ki, ilk Londra turnesini bir kemancı olarak yapmıştır.

Yıllar süren bu turnelerde tanıştığı Graham Moore isimli müzisyen Baker’e piyano çalma teknikleri hakkında detaylı birkaç fikir vermiş, Bauer daha sonraları bu teknikler üzerine çalışmış ve kendi kendine yol almıştır. Üstelik tüm bu fikir alışverişinin onu keman kariyerini bir kenara atmak zorunda bırakacağını bilmeden!

Geçen zaman ile birlikte enstrümana daha fazla ilgi vermiş, virtüözlerin çalışlarını derinlemesine incelemiş ve müzikte estetik üzerine düşünmüştür.

Şimdi ise tonlama dünyasında zirvede bir sanatçıdır.

-The Etude Music Magazin / Mart 1912


Eski Paris’in dar sokaklarında gömülü, antik sayılabilecek bir evde yaşamaktadır usta piyanist Bauer.

Paris’i bilmeyen birisi için inanması çok güçtür… Bu derece estetik tatlara sahip sanatçıların böyle köhne ve ticari sokaklarda, yıkıntılar arasında yaşadıklarına…

Kirli bir sokaktan geçtip, taş merdivenleri tırmandım. Tüm binaların kapıları birbirine benziyordu. Nefes nefese kalmıştım, karşımdaki düz tahta kapıyı çaldım.

Bauer’in evine gelmiştim. Dakikalar önce yaşadığım keşmekeşten eser kalmamış, pahalı ancak zevkli döşenmiş bir evin sakin bir odasında bulmuştum kendimi.

Geniş, büyük camlar yemyeşil bir bahçeye bakıyordu. Mutlak bir huzur ve sessizlik hakimdi etrafa.

Hemen arkadaki müzik odasında Bay Bauer özel ders vermekteydi. Chopin’in piyano sonatından temalar duyuluyordu.

Ders bittiğinde odadan çıkıp yanıma geldi.

“Evet, bu geçip gitmekten olan eski Paris’te nadir rastlanacak bir evdir. Sanırım 300 yıllık bir bina, rue de Bac bölgesinde böyle eski binalara hala rastlanabilir” diye yanıtladı “Dışarıdan girmek yasakmış gibi bir intiba bırakıyor binanız, ancak kapıdan içerisi bambaşka bir dünyaya açılıyor sanki… Bahçeniz mesela? Dışarıdan tahmini imkânsız bir güzellik” cümlemi.

Daha sonra müzik salonuna geçtik. Orada bir saate yakın sohbet ettik.

“Size gelirken yolda sürekli düşündüm, konuşmamız ne üzerine olmalıydı. Zira siz pek çok yayına ilham olan konular hakkında konuştunuz. Sanırım elimde tek bir soru kaldı, piyanoda yarattığınız harika tonlar ve bunu nasıl öğrettiğiniz?”

Bay Bauer bir an düşündü,

“Bunu yaptığıma emin değilim. Piyanoda tek bir güzel ton bana inandırıcı gelmiyor. Piyanodaki bir ton diğer tonlar ile ilişkili olarak doğru yerde ise güzel olabilir.

Siz veya ben… Hatta sokaktaki herhangi birisi, müzik hakkında hiçbir bilgisi olmamasına rağmen bir tek tuşa basar ve bizlerin çıkardığı o tonu çıkarabilir.

Güzel bir ton, birbirini takip eden iki veya daha fazla notanın çarpıcılığı ve şiddetleri farkının sonucu olabilir –  ki bu, çeşitliliği verir.

Düz ve eşit bir ton monotonluktur, ölüdür. Çeşitlilik ise yaşamdır.

Konuşurken bile vurgulama yaparız, bu bahsettiğim şeylerin basitleştirilmiş bir örneğidir.”

Ton Çeşitliliği

“Bir şarkıcı veya kemancı, tek bir notayı çeşitlilik ile güzel hale getirebilir. Ancak bunu piyanoda yapmak mümkün değildir. Tek bir notayı renklendiremezsiniz, ancak bunu birbirini izleyen notalar ile yapabilirsiniz. Nasıl mı ? O notaların farklılıklarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini kullanarak elbette.

Melodik bir bölümde yazılı bir notayı tek başına duyduğumda fazla tatsız gelebilir, ancak diğer notalar ile ait olduğu yerde güzel tınlar. Bu, tonların birbirleriyle olan ilişkisidir ve güzel ton yaratmayı sağlar.

En genel problemlerden birisi, piyano öğretmenlerinin ve öğrencilerinin enstrümanı iyi anlamamış olmasıdır.

Bir şancı kendini, flüt veya keman sanatçısı enstrümanını çok iyi tanır, ancak piyanist, zaten elinin altında hazır olan tuşlara sahip olduğundan kendini bu konuda fazla yormaz.

İyi bir piyanist, tuş mekanizmasını, bir tuşa basıldığında piyano içerisinde olan biteni çok iyi bilmelidir.

Piyano öğrenmek için pekçok başarılı metod olduğunu biliyorsunuz. Bana göre hepsi çok uzun olma eğiliminde, yorucu ve kritik noktalara değinmiyor.

Piyanistler bana geldiklerinde yılların birikimi ile çalıyor, ancak görünen o ki yıllar amaçsız boş çalışmalar ile geçmiş oluyor.

Örneğin beni ele alalım. Gereklilik yüzünden oldukça hızlı yol almak zorunda kaldım. Parise yıllar önce kemancı olarak gelmiştim, ancak daha sonra bu alanda benim için yer olmadığını anladım.

Bir fırsatım daha olmuştu. Bir kemancı ve çellist ile ensemble çalışması… Hızlı bir şekilde piyano kabiliyeti kazanmak için hemen çalışmalara başlamıştım.

Tanıdığım tüm piyanistlere giderek danıştım – ki çok fazla piyanist tanırım – ve şu yanıtı aldım: “Saygı görecek seviyede çalabilmek için aylarca teknik çalışman gerekecek.”

Ancak onlara böyle bir zamanımın olmadığı söyledim. Daha sonra istediğim efektleri ve tonlamaları alabilmek için çalışmaya yöneldim. Elimin pozisyonu, kavisli mi düz mü olduğu beni hiç ilgilendirmiyordu. İstediğim efektleri almaya başlamıştım…

Zaman geçtikçe, bu işten keyif almaya başladığımda, elin ve parmakların pozisyonu üzerinde düşündüm. Ancak fikrim değişmedi, zamanın büyük kısmı dış faktörlere harcanıyor ve konunun özüne hizmet etmiyordu.

Örneğin, piyanistler yıllarca gamları eşit ve dengeli çalabilmek için uğraşır. Şimdi buna hiç inancım kalmadı. Bir gamın eşit ton ve ritim ile çalınması gerektiğinden bile emin değilim…

Yeni başlayan birinin gam çalışı şöyle oluyor…”

Piyano başına geçerek birbirlerinin içinde kaybolmuş notalardan oluşan bir gam çaldı.

Daha sonra “Doğru eğitimi aldıklarını sandıklarında ise şöyle çalarlar…”

Bu seferki çalışında ise tüm notalar ayırt edilebiliyordu…

“Bana göre böyle bir öğreti sadece hatalı değil, aynı zamanda zehirlidir!”

Yani siz gam çalışmanın yararlı olmadığını mı ifade ediyorsunuz?

“Ben gam çalışmayı tavsiye ediyorum. Başparmağın elin altına kıvrılması konusunda pratik sağlar! Fakat, duygusuz, ritmi ve çeşitliliği olmayan salt teknik çalışları tavsiye etmiyorum”

“Özetle şöyle örneklendirebilirim; yüksek, yumuşak, hızlı ve yavaş. Bu ham bölümler sizi yanıltmasın… Bu şekilde sonsuz gölge ve renklendirme yapılabilir. Çeşitlilik ve farklılık muazzam derecede önemlidir – bu hayatın kendisidir!”

“Artık farkına varmışsınızdır, piyano tekniği diye bir konsepte inancım yok. Bu konuda harcanan aşırı zamana da. Böyle harcanan zaman piyanisti hiçbir yere götürmez. Gamların da çalınırken eşit olmaması gerekir, çeşitlilik ve hayat dolu olması gerekir. Aksi halde makinelerin çalışı ile ayırt edilemez.

Ritmik olarak eşit denebilir, ancak güzel bir gam çalışın ritmik ve tonal çeşitlilikleri olmalıdır.”

“Yeni bir parçaya başlanırken teknik kısmı ile başlanması doğru değildir. Ben, önce müzikal kısmı ele alırım. Bestecinin parçayı bestelerken neler düşündüğünü, hangi tema ve fikirlerin izlendiğine yoğunlaşırım. Bir bütün olarak resmi gördüğümde ise detaylara girerim.”

“Bu bağlamda Ruskin’in Modern Ressamlar dergisine yaptığı bir açıklama kendimi daha iyi ifade etmeme yardımcı olacaktır. Şöyle der; Raphael ve çağdaşları geriye pek çok tamamlanmamış resim ve renk çalışması bırakmıştır. Bu, onların, mükemmel seviyeyi yakalamak için sanatlarında yaptığı deneyleri göstermektedir. Sanatı, teknikten önce ele aldıklarını da ispatlamıştır.”

 Kısıtlayıcı Kurallardan Kurtulun

“Atalarımızın piyano sanatı üzerine getirdikleri alışılagelmiş kurallar pek çoğumuzunda eğitiminde takip ettiği disiplinli bir çizgiydi. Ancak bu, takip edilen yoldan daha iyi bir yol olmadığı anlamına gelmez.

Kendimizi ve gücümüzü limitlemek, ona sınırlar çizmek istemeyiz.

Nasıl olurda bir parçayı iki defa aynı şekilde çalabilirsiniz? Siz, dün ki sizden farklısınız.

Duygu ve hisleri olan varlık insandır, tekrarlar makineler için var olabilir.

Socrates ve Platon’un meşhur tartışmasını hatırlayın. Gerçek bir sanatçı olabilmek için, bir aktör rolünde canlandırdığı tüm duyguları yaşamalı mıdır ? Sokrates’in tezi, “eğer gerçek bir sanatçı olabilmek için gereken bu ise, ölüm sahnesinde gerçekten öldürülmelidir” olmuştur.

Hız Sorunu

Bay Bauer, piyano icrasında hızın ve nasıl hızlı olunabileceğinin açıklamasını şöyle yaptı:

“Hızın kalitesi, insanın kendi doğası ile özdeştir. Bir çocuk bile bu kaliteye sahipse, beş notayı çalınması gereken hızda sunabilir.

Bir kişi, diğerine göre daha hızlı yürüyebilir ve kısa sürede çok yol alabilir. Ancak zamanın bu şekilde ölçülmesi de kısıtlayıcı bir faktördür.

Esas soru bestenin ruhunu anlamakta yatar. Arka planda biraz hızlı veya yavaş çalmış olmak bu tartışmanın konusu bile olamaz.

Güç Kazanma

Pek çok piyanist gücün ne olduğunu bilmiyor. Fazla kuvvet uygulayarak yeterli seviyede güce sahip olacaklarını düşünüyorlar. Özellikle kadın öğrenciler bu eğilimde.

Oysa esas güç karşıtlık, kontrasttır. Bazı pasajlarda gerekli olan kuvveti elbette vermeliyiz, ancak bu yine de bir tonun güzelliği konusunda beni teyit eden bir sonuca varır. Tek başına çok yüksek sesli bir rahatsızlık olan nota, doğru yerde ve ilgide geliyorsa güzeldir.

Gücün kalitesi ve derecesi kontrasta bağlıdır. Bu seçim ise sanatçının eseri ne kadar özümsediği ile ilgilidir.

Bu, onun, parçanın ruhsal ve duygusal anlamını ortaya çıkarmak için bir fırsatıdır.

YORUM YAP

Your email address will not be published.