Gerçek ve Kurgu: Beethoven’ın Kaleminden

186 okuma

“Ben her şeyim; olan, olmuş ve olacak. Hiçbir ölümlü henüz peçemi kaldıramadı.”Bu anlamlı cümleleri çalışma masamın karşısına, çerçeveletip astım. Fars edebiyatına merakımı gidermek için J. G. Herder ve J. Hammer’ın çevirilerini okurdum. Şaşırdınız mı? Doğru ya… Siz beni sadece ‘sosyopat’ bir insan olarak tanıdınız. Öyle tanıtılmam beni daha cazip kılmış olsa gerek. Hakkımda yazılıp çizilen onca kurguya rağmen ‘gerçek’ ve ‘insan’ olan Beethoven sürekli görmezden gelindi. Ne tuhaftır ki Mozart ve çağdaşları olabildiğince gerçek anlatılırken, benim o bitmek bilmez çılgınlıklarım (!) sürekli ön planda bir dizi senaryosu gibi çekiştirilip durdu.

Şimdi size kendi kelimelerim ile hikayemi anlatacağım. Sadece gerçekleri yazacağım, ancak ihtimaldir ki alışageldiğiniz ‘sosyopat’ size daha cazip gelecek ve burada yazılanlar zihniniz tarafından kabul görmeyecektir. Haydn ile ilişkim: Sürekli ağızda gevelenen şu meşhur hikayeniz ile başlayalım. Hocamın benden ilk bestelerime “Haydn’ın öğrencisi” yazmamı istemesi, ancak benim kabul etmemem. Derslerimde bağımlı, bestelerimde özgür olma isteğim! Viyana’ya ayak bastığımda 22 yaşındaydım. Haydn ile ilk tanışmama ilişkin o meşhur anekdotu bilir misiniz? Peki Prens Anton Esterhazy’nin benim için kullandığı kelimeyi?

Söyleyeyim o halde: “Sürülmemiş tarla “Çene yapımdan ötürü dişlerimin aldığı şekil ile bir prensin dalga geçmesi ne harika öyle değil mi? Haydn ile 1793 yılının sonuna kadar beraber çalıştık. Hocam 19 Ocak 1794 tarihinde İngilte’ye gitmek için Viyana’dan ayrılmıştı. Viyana’da ilk tanıştığım kişilerden birisi olan Joseph Gelinek, aynı zamanda en büyük sıkıntımı paylaştığım kişi olmuştur. Tahmin edebiliyor musunuz? Elbette Haydn.

Şahsi bir problem değil, sadece hocamın çok yoğun olması ve bana bir türlü beklediğim zamanı ayıramaması! Gelinek yakın dostu Schenk ile konuyu görüşmüş, Haydn’ın haberi olmadan bana gizlice kompozisyon dersi vermesi için onu ikna etmişti. Schenk’in öğrencisi olduğumda, hocam Haydn ile kontrpuan üzerinde tam altı ay geçirmiş durumdaydım. Maddi durumum da oldukça kötüydü. Haydn bana yardımcı olmak için Kasım 1793 tarihinde Prens’e ithafen 100 dukalık harcırahımın yetmediğini, Viyana’nın pahalı bir şehir olduğunu, takip eden yıllar için 1000 florin ödenek almamın yerinde olacağını yazmıştır.Bu arada yeri gelmişken bahsedeyim, Haydn’dan aldığım derslerin ücretini Cologne Prensi Arşidük Maximilian – yani beni Viyana’ya gönderen kişi – ödüyordu. Haydn ile beraberken tek harcamam ona ve kendime aldığım kahve ile çikolatalardır. Bu ayrıcalıklı durumu “Berlin Müzik Gazetesine” yazan ise eski hocam Neefe’dir.

İlan özetle şöyle söyler: “… tüm masrafları kendine (Prens’e) ait olmak üzere… “Ayrıca not düşülsün, Haydn’ın 76. yaş günü onuruna düzenlenen konserde onu kapıda karşılayan soylular arasında ben de vardım! Tekerlekli sandalyesi ile salona giriş yaparken “Çok yaşa Haydn!” sesleri ile alkışlanıyordu eski hocam…

Viyana’da gerçekleşen tüm programlar da Mozart ve Haydn kadar benim eserlerime de yer verilmiştir. Sağırlığım: 1801 yılında dostum Wegeler ve Amenda’ya yazdığım mektuplarda sağırlığımı açıkça yazıyor, gizli tutmalarını rica ediyorum. “…son 2 yıldır sosyal ortamlardan kaçınıyorum…” ifadesine yer verdiğime göre 29’lu yaşlarımda bu sıkıntıyı çekmeye başladığım aşikâr. Not alınız: 1799 yılında kulak çınlamam başlamıştı. 1801 yılında yazılı olarak durumumu yakın dostlarıma ve doktorum Wegeler’e ifade etmeye, çare sormaya başlamıştım. 1817-18 yıllarında müziği duyamıyordum. İletişim kurmak için kâğıda yazmanız gerekiyordu. 1820 yılında yeğenim Karl’ın velayeti için yüksek mahkemeye yaptığım itiraz, sağırlığımın da içerisinde olduğu pek çok gerekçe ile reddedilmişti. 1823 yılında artık beste siparişleri alamıyordum. Halk önünde icrayı tamamen bırakmıştım…5 Ekim 1823’de Weber’in bana ziyaretini hatırlıyorum…

Günlüğüne şöyle yazmış: “Sağılığı ne üzücü! Herşeyin kâğıda yazılması gerekiyordu!” Soyluların bana olan tutkusu: Viyana’da hor görüldüğüm dönem, Westphalia kralı tarafından davet aldım. Hayatım boyunca bana düzenli olarak 600 duka altın ödemeyi teklif etmişti. Gitmeme ramak kala şehrin önde gelen soyluları kalmak için isteklerimi sordu – bende yıllık 4.000 florin talep ettim; kabul ettiler ve sözleşme imzaladık. Ödemeyi üstlenenleri öğrenmek isterseniz: Arşidük Rudolph 1.500 fl., Prens Lobkowitz: 700 fl., Prens Ferdinand Kinsky: 1.800 fl. Müzik yapamaz duruma gelsem de hayatım boyunca ödeme alacağım garanti edilmişti ve ben hiçbir yere gitmiyordum…Vicdanım: Mendelssohn’un 1831 yılında Milan ziyareti herşeyi ortaya koyuyor olmalı. Baronez Dorothea von Ertman benim sıkı hayranlarımdandı. Kızı öldüğünde evine gitmek istemedim, ama onu kendi evime davet ettim. Davetimi kabul edip geldi. Hiçbir şey konuşmadan ona bir saat piyano çaldım. Baronez o günü şöyle anımsar: “Bana her şeyi söyledi ve en sonunda huzur bulmamı sağladı “Madam Antonie Brentano’nun rahatsızlığını hatırlıyorum… Kimse ile konuşmadan odasına girerdim. Bir saate yakın doğaçlama piyano çaldıktan sonra yine sessizce odasından ayrılırdım…

Ta ta ta tam! Evet, çok sevdiğiniz 5. senfonim ile ilgili de bilgi paylaşmak isterim. Kont Oppersdorf ile 1807 yılında imzaladığımız sözleşmeye göre 500 florin bedele onun olacaktı. Kont ödemenin kalanını yapmayınca satışı yapmadım, notaları da vermedim. Onun yerine 5. ve 6. senfoniler ile birkaç eserimi Breitkopf ve Hartel’e sattım. İlk talebim 900 florin’di. Daha sonra 700’e düşürdüm ancak 600 florin karşılığında satışı gerçekleştirebildim. Neleri sattığımı merak ediyor musunuz? 5 ve 6. senfoniyi, piyano için iki trio ve bir adet viyolonsel sonatı! Peki bu para ile ne alınabilir? Fikir yürütmenize yardımcı olmak adına birkaç fiyat paylaşayım; bir çift bot 30 florin, paltolar ise 160 florin ediyordu. Ne zaman benimle ilgili bir şey anlatılsa, mutlaka şüphe ile yaklaşınız, bizzat araştırınız.

İmza: L. v. Beethoven


Sağır: Beethoven’ın Trajedisi

1799 yılında semptomları su yüzüne çıkmaya başlayan sağırlığının sebebi kesin teşhise sahip olmasa da çocukluk arkadaşı Alman asıllı doktor F. G. Wegeler’e yazdığı (29 Haziran – 16 Kasım 1801) mektuplar da Beethoven semptomlarını tüm detayları ile izah etmektedir. Bestecinin kendi ifadeleri ve 27 Mart 1827 tarihli otopsi bulguları (Dr. Joseph Wagner), sinirlere bağlı veya kulak salyangozu iltihabı türevi bir sebep yüzünden sağır olduğunu işaret ediyor. Bu tarz sağırlık, yalnızca şiddetli geçirilen bir enfeksiyonun kulak sinirlerinde yaptığı tahribat ile mümkün. Bu savın temeli ve referans noktası Salzburg’da yaşayan, kendisi de sağır olan cerrah Dr. Aloys Weissenbach’ın kendisidir. Dr. Aloys besteci ile yaptığı görüşme sonucunda, Beethoven’ın geçmişinde tifüs hastalığına yakalandığını, bu süreçte oldukça yıpranan sinir sisteminin talihsiz sağırlığına sebep olduğunu not etmiştir. (Meine Reise zum Kongress, Wien, 1816) Aloys, bestecinin bu hastalıktan önce oldukça hassas ve problemsiz bir işitme yetisine sahip olduğunu da teyit etmiştir.

Günümüz tıp literatürüne göre de tifüs ’ün merkezi sinir sistemi ile mücadele ettiği bilinmektedir. Söz konusu rahatsızlığın 1796-97 yazında yaşanmış olduğu düşünülüyor. Tarih: 1 Temmuz 1801, Muhatap: Karl Amenda: “Asil dostum, bilmelisin ki işitmem kötüleşti. Beraberken de semptomları hissetmiştim ancak sessiz kalmayı tercih ettim. Şimdi daha da kötüleşti ve bir tedavisi var mı yok mu bilinmiyor. Karnım ile ilgili olduğu söyleniyor, sağlığım daha iyi. Umarım işitme kabiliyetim de iyileşir.”, “Tanrım! İşitmem düzelse ne mutlu olurdum! Hemen yanına gelirdim.”, “Sağırlığım ile ilgili hiç kimseye bir şey söylememen konusunda sana yalvarıyorum.”. Tarih: 29 Haziran 1801, Muhatap: Wegeler: “Son üç yılda işitme yetim git gide daha da kötüleşti. Bu durumu sürekli karnıma bağlıyorlar, biliyorsun sürekli ishal sıkıntısı çektim ve bu vücudumu hep zayıf düşürüyor. Frank (Peter Frank, Viyana Devlet Hastanesi Baş Hekimi) tonik ilaçlar ile beni tedavi etmeye çalıştı, badem yağı ile işitme problemimi gidermek için uğraştı ancak fayda görmedim. Duyma yetim git gide kötüleşti, bağırsaklarımda hala kötü. Adi bir doktor ise soğuk duş almamı tavsiye etti, daha akıllı görünen bir diğeri ise ılık duşu tavsiye etti: bağırsaklarım düzeldi ancak duymam kötüleşti. Dört hafta önce Vering’e (Gerhard von Verin, ordu tabibi) gittim. Durumumun cerrahi müdahale gerektirdiğini düşündüm. Berbat ishalimi neredeyse kesmeyi başardı. Midem için ilaç, kulaklarım için ise bitkisel bir tedavi önerdi. O günden sonra kendimi daha güçlü hissettim ancak kulaklarım gece ve gündüz aralıksız çınlıyor.

İki yıl boyunca tüm sosyal ortamlardan kaçtım, insanlara “Ben sağırım” diyemezdim! Başka bir mesleğim olsaydı belki, ancak benim mesleğimde mümkün değil. Sana bir fikir verebilmesi için hayatımın akışından birkaç örnek vereyim: Sahnede ki sanatçıyı duyabilmek için orkestraya iyice yaklaşmam gerekiyor. Biraz mesafe koyarsam enstrümanların yüksek perde seslerini veya sanatçıyı duyamıyorum. Karşılıklı sohbetlerde sağırlığımın anlaşılmıyor olmasının sebebi insanların beni unutkan ve ilgisiz olarak tanıyor olması. Kısık konuşan birisi olursa tonları duyabiliyorum ancak kelimeleri hayır. Birisi bağırdığında ise tahammül edilemez oluyor! Durumum hakkında kimseye bir şey söylememeni rica ediyorum.” Bu mektup bize önemli ipuçları veriyor. Beethoven’ın kulaklarında yakındığı çınlama, sinir zedelenmesinin sonucu oluşan “tinnitus” ‘u işaret ediyor. Tiz tonları duymaktaki sıkıntısı da semptomları doğruluyor. Sinir dejenerasyonu ilk önce ve şiddetli şekilde yüksek tonlarda kendini göstermektedir. Tarih: 16 Kasım 1801, Muhatap: Wegeler: “Vering, birkaç ay boyunca kollarıma vezikatuvar uyguladı. Oldukça nahoş bir tedaviydi, kollarımı kullanamamak bir yana, acı kısmından bahsetmiyorum bile! Kulaklarımdaki çınlamanın azaldığı gerçeğini saklayamam, özellikle de sağırlığımın başladığı sol kulağımın, ancak işitme kabiliyetim de bir düzelme olmadı.


Karnım ve ishalim daha iyi durumda. Tavsiye ettiğin bitkisel terapileri uyguluyorum. Vering’den memnun değilim, ilgisiz! Schmidt (Johann Adam Schmidt, Anatomi profesörü) hakkında ne düşünüyorsun? Berlin’de bir doktor, yedi yıl boyunca sağır olan bir çocuğu tedavi ettiğini söylüyor. Son iki yılda hayatımın ne derece yalnız ve berbat geçtiğini tahmin edemezsin. İşitme kaybım gittiğim her yerde hayalet gibi beni takip ediyor!”

YORUM YAP

Your email address will not be published.