Erotikous ve Eros

245 okuma

Sanat ve güzellik ihtiyacı, dolaylı bir cinsel esrime ihtiyacıdır.
Friedrich Nietzsche

Paul Delvaux, Uyuyan Venüs 1944

Erotizm, ölüm ve eros insan hayatının sürekliliğini sağlayan yanlarıdır. Her biri kendi içinde bağımsız, hükmedilemez ve güçlüdür. Ölüm ve erotizmi, Hegel’in köle-efendi diyalektiği bağlamında değerlendirebiliriz, köle ve efendi arasında bir ölüm-kalım savaşı vardır. Ölmemek adına köleliği tercih etmek, kendi benliğinden, olacağın kişiden kaçmak demektir, hâlbuki ki bu varoluşu kabullenip, efendiye dönüşmek, ölümsüzleşmeyi getirir. Ölme özgürlüğümüzün farkında olmak, yaşama özgürlümüzün de farkında olmamız anlamına gelir. Çünkü ölme özgürlüğü olmadan yaşayan bir insan, hayatını tehlikeye atmadan yaşar. Hegel bu durumu; ”Kendisiyle birlikte ölüme kadar gitmek yerine, kendi olarak ölümün içinde durarak, kalmalı.” sözleriyle tarif eder.

Eros kavramı Hegel için, mutlak bir kapanma olarak adlandırılır. Mutlaktır çünkü; ”Schluss ” olarak tabir edilen kavram,
” kapanış” anlamına gelir. Schluss , ”başka” kavramını da içine alan uzun ve yavaş gerçekleşen bir süreçtir. Hegel’in sözleriyle devam edecek olursak; ”Aşk mutlak kapanıştır, çünkü kişinin benliğini teslim etmesini ,yani ölümü şart koşar. Aşkın hakiki esası, tam da kendine dair bilincini bırakmaktan, kendini bir başka benlikte unutmaktan ibarettir. ” der. aşkın yolu ölümden geçer derken asıl kast edilen, insanın bir başka‘da ölüp bu ölümün ardından kendine dönüşüdür. bu yüzdendir ki şiddetli Eros, beraberinde yeni doğumun sancılarını getirir. Bu sancılı Eros süreci, yeni ”beni” armağan eder bize. Erken İtalyan Rönesans’ının en etkili hümanist düşünürlerinden Marsilio Ficino, Eros’u; ‘‘ Beni seven seni severek kendimi sende, beni düşünen sende tekrar buluyorum ve kendimden vazgeçtikten sonra, beni muhafaza eden sende kendimi tekrar geri kazanıyorum.” Eros’un gücü burada yatar, kendini bir başka içinde kaybetme ve yeniden bulma kudretidir. Kendi varlığınızı, bir başka varlık içinde yeniden kazanamadığınız her ilişki sadece ölümü barındırır.

H.Bosch,Hell ( Detay)

Eros’u bu kadar etkili kılan,Erotizim’dir

Erotizim Antik Yunan Mitolojisinde, aşk tanrısı Eros’a atfen türetilmiş ve tüm dünya üzerinde aynı şekilde kabul gören bir terimdir. Antik Yunan kültüründe; ruhsal tatmini sağlayan ve aşka teşvik eden anlamına gelen erotizm: “Güzel duygusal coşkuyu da dile getirir.”1 Ortak bir kültür öğesi olarak kabul gören erotizm, sanatsal bağlamda “şehvet uyandıran resim vb. gibi şeylere verilen ad”2 anlamını taşımaktadır. Bununla birlikte çok eski çağlardan itibaren sanat yapıtında erotizm temasına, toplumlara ve coğrafyalara göre farklı şekillerde yer verilmiştir. Foucault’a göre tarihsel açıdan cinsel gerçekliği üretmek için erotik sanat anlamına gelen ars erotica ve cinsel bilim anlamına gelen scientia sexualis olmak üzere iki yöntem bulunmaktadır. Batı toplumları, scientia sexualis’yı temsil ederken, Çin, Japonya, Hindistan ve Roma gibi doğu toplumları ars erotica’yı temsil etmektedir.

Erotik olan cinsel yasaklara tabi olunduğu yerde vardır ve bu yasakların ihlal edilmesiyle (transgression) ilintilidir. Buradaki ihlali Hegel’in Aufhebung’una gönderme yaparak anlamak gerekir. İhlal hem yasağı deler ya da yadsır hem de kabul eder ve korur. Lanetli Pay’ kitabına baktığımızda Bataille’ın profan dünya içindeki yaşamı hayvani yaşamdan ayırt eden üç temel koşul bulunduğunu öne sürdüğünü görüyoruz. Bunlardan birisi çalışma ise ikincisi cinsel yasaklar üçüncüsü de ölümlülüğün bilincidir. Bu üçünden hangisinin önce olduğu, diğer ikisinin imkanının koşulu olarak görülüp görülemeyeceği sorusuna Bataille kesin bir yanıt vermek istemez. Varlığımızın ilk basamaklarında ilkel (hayvansı) itki ve dürtülerimiz ile hareket eden canlılar idik, gelişen amigdala ve iplerin kontrolünü ele alan frontalcortex , plaza hayatı, modern yaşamın getirileri bizi bu hayvansı dürtülerimizi baskılamayı öğretti. Enteresandır ki insan, bu dürtülerini baskılamayı öğrendiği gibi her seferinde de bu hayvansılığa dönme yollarını bulmaktadır. İnsan olduğunu, hayvansılığını deneyimleyerek insanlaştıran bir döngüdeyiz. Bu döngünün, ilkel yanına tabular, dinler, kutsallıklar yerleştirildi. İnsan, ilkel yanını daha yaşanabilir kılmak için bu kavramlar ile süsledi. Bu alanın içine ölüm ve erotizm girer. Hayvani dünyada kuralsız ve dolayısıyla ihlalin de söz konusu olmadığı bir cinsellik hüküm sürmektedir. Üreme, hayvanlar ve insanlar arasında ortaktır. Ama sadece insanların cinselliği erotiktir. Erotizm, basit cinsellikten farklı olarak, üreme işlevinden bağımsızdır. Ölüm gibi bir ihlal hadisesidir. Ve her ihlal hadisesi gibi şiddetle ilgilidir. Çünkü taşkınlık; tarafların kendisini kaybetmesidir, birbirlerini mahvetmesidir. Şehvet ile cinsel üremenin bir ilgisi yoktur. O oyunun başlatıcı ve mahvedici gücüdür. Salvador Dali’nin ” Aziz Anthony’nin Baştan Çıkarılışı’‘ ve Bosch’un ” Dünyevi Zevkler Bahçesi’‘ bu tarifin resmedilmiş en güzel örneklerindendir. Dali, münzevi bir hayata çekilmek için her şeyden vazgeçen Aziz Anthony’nin konusunu kendi çarpıcı üslubuna göre resmetmiştir. Bu klasik konuyu çarpıcı kılan ise, Dali’nin, seçtiği figürler ve karşı konulacak birinci günahın şehvet içindeki hallerin gösterisini yapmasıdır. Aziz Anthony’nin dünyevi hayatı bırakışını, iki dal parçasından oluşan haçından, üstünde kıyafet bile taşımamasından anlayabiliriz. Cinselliğin temsilcileri, at ve fil Aziz’e doğru gelmektedir. Kısrak, alevlenmiş yelesi ile coşkun ve arzulu cinsel tutkuları temsil etmektedir. Kısrak aynı zamanda ”kadın” imgesini de temsil etmektedir. Kısrağın bakışları bizi arkada bir filin üstünde altın kafeste taşınan davetkar kadın figürüne doğru götürür. Dali, fillerin üzerinde taşınan dikili taşlar ile fallik dönemin erkeklik imgesini anlatmaya çalışmıştır. İnce ve zayıf bacaklar üzerinde yürütülen günahın temsilleri, Aziz’in inançlı ve korkmuş haline karşı tezat oluşturmuştur. Ressamın, izleyicisine sunduğu tam da anlatmak istediğimin temsilidir, şehvet ve korku, kabus ve rüya, dünyevilik ve inziva iç içe geçmiş haldedir.

Salvador Dali, Aziz Anthony’nin Baştan Çıkarılışı 1946

Şehvet, şiddet dolu bir duygudur.

Bataille ; “Bana göre şiddet en başta şehvete dayanır, üreme organının dürtülerinden sorumlu olan şehvete… Erotizmin altında patlamayı hatırlatan bir şiddet bulunur.” der. En büyük günahlarımız ve yasak kelimeler burada kullanılır. Dinlerin hem öldürmeyeceksin hem de öldüreceksin karmaşası hem kutsal hem de tabu olmasından kaynaklanır. Yüzyıllar önce kurban verme ayinleri de ölümün ve yaşamın kutsallaştırılması için yapılmıştı. Aztek halkının, doğadan ve hayvandan aldıkları şeyleri kendileri için kurban ettiklerine inanıp, insan kurban etmeleri bu ölüm ve yaşam dengesini korumaya yönelikti, ve bir nevi azaltılan doğa ve hayvan yaşamına karşın insan yaşamınında azaltılmasına dayanıyordu.
Ölüm ve erotizm konuları Bataille’nin eserlerinde sıkça işlediği bir konudur. Ölüm-yaşam-erotizm birliği için şunu ifade eder,

“Erotizm, hayatın ölüm derecesinde onaylanmasıdır”.

 Ona göre, baştan, erotizmde saklı olan yaşamsallık vaadi ile ölümün verdiği acı arasında ilişki kurmak zordur. Çünkü, yaşamın ancak ölüm sayesinde yenilendiğini unuturuz. Oysa, ölüm ve erotizm özdeştir. İkisi de yaşamın sınırsızca harcanmasıdır. İkisi de akıllı, bilgili, amaçlı, işlevli, üretken –dolayısıyla süreksiz– insanın varlığına son verir. Erotizmin işi, bireylerin olağan hayatlarındaki kişiliği parçalamaktır. Bu iş daha çıplaklıktan başlar. Çünkü çıplaklık kendine sahip olmanın, süreksizliğin ötesine geçer. Başkalarıyla iletişime geçerek onlarla sürekli bir varoluş içine girmenin kapılarını açar. Ve süreksiz varlıkların birbirleri içinde eriyerek bir süreklilik bağı kurmaları ölümü çağrıştırır. Sürekliliğin kutsandığı kurban ayinlerini hatırlatır. Erotizm öylesine bir yaşamsallık duygusudur ki, kurban etmeye veya kurban olmaya çağırır; yani nihayetinde ölümü çağırır. Ancak erotizm sayesinde ölümün gözünün içine bakar ve sürekli bir hayatın ölümde saklı olan muammalarını hissederiz. 

Bataille Erotizm kitabında petit mort‘tan bahseder: “Cinsel haz o kadar tahrip edicidir ki, doruk noktasına ‘küçük ölüm’ (la petite mort) deriz.Eros’un Gözyaşları‘nda devam eder: “Nihai ölümün tadını almadan ‘küçük ölüm’ü tam anlamıyla nasıl yaşayabilirim ki?”En şiddetli haz, en şiddetli acıyla birleşir. “İnsan hayatının karmaşıklığı gerçekten de çılgınca atılan kahkahayla, hıçkırıklarla dökülen gözyaşlarıdır”.Trajedinin kaynağı ölüm-yaşam-erotizm diyalektiğinde yatar.

Erotizm ve Eros’un içiçe geçtiği ölüm anına yakın bu mistik bir deneyim, yaşamsal faaliyetlerimizi anlamlandırmak için çıktığımız yolculuklardır.İnsanın mutlak yapısından arındırıp, sonsuzluğu ve tanrısal parçasını keşfetmeye çıktığı bir yolculuk. Esrimenin Tanrısı Dionysos’a adanan orjiler ve Güneş Tanrısı Tonatiuh için düzenlenen kurban ayinleri, dinsel ritüeller, ibadet törenleri  hazzı ve acıyı en üst perdede yaşayarak kendini teşhir eden insanlardan böylesine şiddet dolu bir kutsallık atmosferinde kendini bir Tanrı gibi görür. Mistisizmin söyleyemediğini, erotizm söyler: ”Eğer Tanrı her anlamda Tanrı’nın aşılması değilse, hiçbir şeydir” Başka deyişle, tanrısallık, tanrısal olan her şeyin ihlal edilmesidir.

Duyguların rengi pembeden koyu bir siyaha dönmeye başladıysa, Bataille’nin içi rahat edebilir sanırım. Baudelaire, aslında yazılan tüm bu sözleri şu dörtlükte ifade etmiş, şiirin gücü bu olsa gerek…

İblisin elinde bizi oynatan iplerimiz!
Çekici bir yan buluruz, iğrenç nesnelerde;
Korkusuzca, pis kokan karanlıklar içinde,
Her gün bir adım daha Cehennem’e ineriz.
Charles Baudelaire

Kaynakça:

1 Ergüven A,R(1988). Sanat ve Erotizm. sy.154 Ankara:Yaba Yayınları
2 Turani,A(1993) Sanat Terimleri Sözlüğü sy. 41 İstanbul: Remzi Kitapevi
Byung-Chul Han Eros’un Istırabı Metis Yayınları 2020