Enstrümanların Kralı: Kilise Orgu

617 okuma

Bu ay ki sayımızda İstanbul Kilise Orgları Ekibi kurucusu Tarkan Şendal ile yaptığımız sohbette yer vereceğiz. İstanbul Kilise Orgları kuruluşu ile kendileri çok keyifli ve bir o kadar da perde arkasında kalan bir uğraş vermekteler. Gizli kalmış bir kültürün yeni nesil üyelerinden. Sevgili Tarkan, bu alanda yaptıkları çalışmaları siz değerli okuyucularımız ile paylaşacak.

Kilise Org Ekibi olarak, neler yapmaktasınız ?

  İstanbul Kilise Orgları Ekibi olarak bizler, 2019 senesi içinde 3 tarihi org restorasyonu gerçekleştirip takiben 3 org konseri düzenledik. Pandemi sürecindeki izolasyon zamanlarımızda bu zamanların hafiflemesiyle beraber ülkemizin org kültürünü nasıl daha canlı tutabileceğimiz üzerine çalıştık. Çalışmalarımızın meyvelerini de Temmuz 2020 itibariyle ayda bir olacak şekilde düzenlediğimiz kilise orgu atölyeleri ile aldık. Temmuz ayında St. Esprit Katedrali’nin Avusturya-Macaristan menşei orgu ve stilini, Ağustos ayında Kırım Kilisesi’nin İngiliz orgunu ve stilini, Eylül ayında ise St. Piyer kilisesinin nadide İtalyan orgunu ve stilini tanıttık. Tüm bu çalışmaların arasında, bu mirasımızı tanıtabilmek adına videolar ve fotoğraflar çekip sosyal hesaplarımızda meraklı müzikseverlere sunduk, uluslar arası alanda da ülkemizde bu kültürün varlığına dair fikri olmayan kişilere ne kadar zengin olduğumuzu sunabilmek adına arşivimizin bir kısmını bilgi bankası web sitelerine yüklettik.

Böyle bir ekibin varlığı, çalışmalarını nasıl sürdürecek ?

Ülkemizde kilise orgu enstrümanını tanıyan ve icra eden müzisyen yetişmesi adına org dersleri düzenlemeye başladık. Ayrıca org terminolojisini dilimize kazandırmaya da çalışmakta ve bu konuda kapsamlı bir kitap yazmaya dair çalışmalarımız sürmektedir. İstanbul Kilise Orgları Ekibi olarak yegane hedefimiz bu zengin mirasımızı hayata döndürmek, sürdürmek, tanıtmak ve dünya standartlarında hizmet vermektir.

Kilise orgları dediğimiz vakit, akıllara klasik isimler geliyor tabii ki, bu sanatçılar için org’un önemi ne idi? Org için neler söylediler ?

          En başta Mozart Kilise orgunu enstrümanların kralı olarak gördü, peki neden? İyi bestecilerin okul ve eğitim geçmişine baktığımızda da karşımıza kilise orgu neden çıkar? Mendelssohn “bir bestecinin hatalarını düzeltebilecek yegane enstrüman…” derken neden orgu kastetti de piyanoyu ya da klavseni, ya da bir kemanı, flütü saymadı? Chopin de konservatuvar zamanlarında kilisede org çalardı. Beethoven da çalardı, ama kendi çağındaki orgların yerine o çok enstrümanlı eserlerinde orkestra yazısını daha çok sevdi. Liszt de org çalardı. Hatta İstanbul ziyaretinde Sarıyer Yeniköy’de bir kilisede ayin için orgu çaldığı rivayet edilir. Mozart da org çalardı ve çok severdi, çünkü onun uhrevi güzellikteki müziğine çok uygundu bu enstrüman. Brahms da çalardı ve iyi org besteleri de vardır. Daha birçok örnek sayılabilir. Yani tanınmış iyi bestecilerin hayatlarında orgun bir süre yer aldığını gözlemliyoruz.

Peki kilise orgunu bu kadar özel yapan nedir? Bazen filmlerde ya da konser videolarında dehşetvari sesi ile duyduğumuz ve büyüklüğüyle gözlerimizi dolduran bu kilise orgu aslında nedir?

           Bu konuya gelmeden önce kısaca ses nasıl işler doğada ve nasıl duyarız ondan biraz bahsedelim. Kulağımıza gelen titreşimler… Kimi düzenli, kimi düzensiz… Kimi müzikal ses, kimi gürültü…

            Bilimsel verilere göre, düzenli titreşimlere sahip sesler kulağa tatminkar gelir. Saniyede düzenli bir şekle sahip olarak 440 kere titreyen bir telin (440 Hz frekansa sahip bir sinüs dalgası) oluşturduğu ses dalgaları kulağımıza günümüzün la sesi olarak tınlar. Ama düzensiz bir şekilde salınan bir dalganın oluşturduğu ses kulağımıza tatminsiz gelir, karıncalı ekran sesi gibi. Düzenli bir sesin titreşimi yani frekansı arttıkça ses ince duyulur, titreşim azaldıkça ses kalın duyulur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 titreşim arasını duyabilir. Piyanonun en kalın teline sahip olan la tuşu günümüzde 27.5 Hz frekanstadır.

            Ancak bir enstrümanı enstrüman yapan bir fark vardır. Dijital bir ortamda, oscillator generator uygulamaları gibi, 440 Hz bir ses yaratıp dinlerseniz çok düz, kuru ve karaktersiz tınlar. Ama bir kemanda la telini titreştirirseniz, ya da piyanoda la4 tuşuna basarsanız, daha dolu ve karakterli bir ses duyarsınız. Bu zenginlik farkı doğanın güzelliğinde yatıyor. Titreşen bir tel, titreştirildiği bölüme de bağlı olarak, ana frekansa ek olarak onun katlarının da tınladığı bir yapı oluşturur. Yani, bir tel 440 Hz tınladığında, ek olarak ve  şiddeti çok düşük bir şekilde 880 Hz, 1320 Hz, 1760 Hz vb… sesleri de titreşir ve gerçekten eğitimli hassas kulaklar ya da kaliteli mikrofonlar tarafından duyulabilir, analiz edilebilir. Bu üst frekanslarda doğanın izni ile var olan seslere doğuşkan ya da armonik deriz. Armonik terimi İngilizcede “uyum” anlamına gelen Harmony kelimesinden gelir.

            Konservatuvar ya da güzel sanatlarda piyano bölümünde eğitim alan öğrencilere muhtemelen öğretmenleri bir kaç senaryo ile göstermişlerdir bu seslerin varlığını. Öncelikle şunu kabul edelim, armonik sesleri duymak ortalama ya da eğitimsiz kulaklar için pek mümkün olmayabilir, doğanın kanunları kadar beynin ve algıların da kanunları var. Beyin yüksek sinyal aldığı fenomene odaklanır. “La4 tuşuna basınca sadece la4 sesi duyuyorum” diyebilirsiniz ve bu durum ortada bir yanlışlık var anlamına gelmez. Bu fenomenin varlığını anlamanın en makbul senaryosu basitçe şu şekildedir:

            Bu durumda armoniklerin doğrudan duyurulamayacağını ya da dinleyen tarafından duyulamayacağını ama yine de varlıklarının ispatlanabileceğini söyleyebilir miyiz ?

Söyleye biliriz tabii ki, piyano bunun için gayet uygun bir enstrüman. Kalın bir tuşa basmadan önce onun üst oktavı olan tuşu yumuşacık içeri sokarak susturucu keçesini açarız. Yani do1 tuşuna sertçe basılacaksa do2 tuşunun susturucusunu açmış oluruz. Sonra do1’e güzelce dokunuruz ve bırakırız. Sonuç doğanın gizemini ve güzelliğini açığa vurur, do2 kendi kendine rezonansa girmiştir. Aynı sonuç sol2 ve do3 hatta mi4 seslerinde de alınabilir. Çünkü bu sesler do1’in üst armonik sesleridir ve onunla ses dalgası olarak tam uyumda olduğu için rezonansa girerler.

            Aynı olgu yaylı ve telli çalgılarda da mevcut mudur ?

Hepsi, aynı düzenin farklı uzuvları gibiler. Titreyen bir keman telini çok yavaş çekimde izlerseniz garip bir düzende titrediğini görürsünüz, aynı durum titreyen bir piyano teli için de aynıdır. Sonuç olarak, ses tek bir frekans halinde değil de yanında başka sesçiklerle gelir ve bu ek sesler ana frekansa karakter katar. Piyano, keman gibi enstrümanları çalarken zihnimiz ana sese yoğunlaşır ve armonikler fenomenini çok farketmeden de ortaya güzel bir icra çıkarırız.

            Peki kilise orgunu bu noktada diğer enstrümanlardan ne ayırır?
Önce enstrümanın adı ile başlayalım. Araştırdığımız kadarıyla adının Yunanca’da “organum” kelimesinden geldiğini görüyoruz. Organum kelimesi de basitçe alet demek. Yani bir tornavida da organumdur. Müzik yapma işine yarayan bu alet de bir organum sonuçta. İngilizce’ye “Pipe Organ” ya da “Church Organ” olarak Fransızca’ya “Orgue” olarak geçmiş. Türkçe’deki kullanımına en yakın hali kanımızca Fransızca’sının telaffuzu olmalı, “org”. Genelde de kiliselerde gördüğümüz için kilise orgu diyoruz.

            En genel çerçeve ile kilise orgları, basınçlı bir havayı seçilen bir ses grubunun kutusuna (göğüs) toplayıp bir klavye tuşu aracılığı ile bir borunun altına getirip üfletecek ve dolayısı ile ses çıkartacak şekilde çalışır. Sesin borulardan geliyor olmasının bir avantajı şudur ki, diğer klavyeli enstrümanların akordunda problem olacak telin fiziği gibi konular (inharmonicity) orgda yoktur. Bir sütun içinde saf olarak titreşen havanın sesi gelir kulaklarımıza. Bir tuşa bastığınızda bütün mekanizma orgun göğsündeki kapakların açılması için çalışır. Enstrümanı daha önce araştırdıysanız farketmişsinizdir orglarda bir kaç klavye olabiliyor. Bunun da sebeplerinden bahsedeceğim.

Hayali bir org yapmaya çalışsak diğer, enstrümanlardan farkını daha iyi göreceğiz sanırım ?

            Kilise orgunun temel amacı yaratanın insanoğluna mükemmel olarak bahşettiği müzik sanatını, yani temelde ses olgusunu mükemmel olarak yaratıcıya geri icra etmek üzerinedir, yani bir şükran ve şükür olarak. Kilise orgu her açıdan mükemmel olmak zorundadır. Şimdilik biz sadece 56 tuşlu tek klavyeli bir org hayal edeceğiz. Daha önce araştırma yapan müzikseverler görsellerde gördüler ki, orgların klavyelerinin yanında üstünde sağında solunda çeşitli butonlar vardır. Vidyolarda da çalan kişi bu yapıları iterek, çekerek ya da basarak değiştirir. Bu butonlar orgun sahip olduğu ses karakterleridir. Bu butonlara da terminolojide “register” ya da “stop” denir. İçerideki borunun geometrisine ve birçok faktöre daha göre şekillenen farklı tınılardır. Bu farklı tınılar 4 ana grupta toplanabilir. Esas tonlar ailesi, flüt tonları ailesi, yaylı tonları aileri ve kamışlı tonları ailesi. Bizim hayali orgumuzda da bunlara yer vereceğiz. Mesela, Principal ya da Diapason isminin olduğu bir register. Principal kelime anlamı olarak da “esas” anlamına gelir. Yani orgumuza karakterini verecek olan ana sestir. Bir tane Flauto ekleyelim. Bu da orgumuza flüt rengi verecek olan geniş gövdeli borulardan olsun. Bir tane Gamba bulunsun ki bu da orgumuza yaylı enstrüman karakteri verecek dar gövdeli boru takımıdır. Bir tane de obua registeri ekleyelim, bu da bizlere obua benzeri ses verecek kamışlı enstrüman rengi olsun. Sadece bu 4 register ile 24 kombinasyon yapabilirim ve farklı tınılar alabilir Yaratan’a elimdeki farklı tını çeşitlemeleri ile güzel müzik icra edebilirim
    Ama hayır yetmez! Yaratan’ın müziği ve doğanın kanunları daha mükemmelini hak ediyor.  O register isimlerine yakından bakarsanız bir de bazı sayılar yazdığını görürsünüz. Principal 8′, Flauto 4′, Quint 2 2/3 gibi. Bunu da şöyle açıklayalım: şimdi bu hayali orgumuza hayali ses ailelerimizden 4’er tane yerleştirelim.
Diyelim ki ilk 4 ana boru setlerimiz en uzun borusu 12m uzunluğunda olan setlerdi, şimdi ekleyeceklerimiz ise sırasıyla 6m, 4m ve 3m olsun. Bunlar da öyle güzel ayarlansın ki, 12m’lik setten 3m’lik sete doğru sesleri hafifçe kısılarak ayarlansınlar. Şimdi asıl etkileyici kıyaslamaya gelelim, piyanoda do3 tuşuna basarsam ortalama kulağım sadece do3 sesi duyacaktır. Hayali orgumuzda ise do3 tuşuna basarsam, do3 ile beraber do4 + sol4 + do5 sesleri de azalan volümler ile duyulacak ve hepsi do3 sesini karakterlendirmek, güçlendirmek üzere çalışacaktır. Üstelik bu farklı boruların sesleri ayarlanırken de mükemmel bir ses işçiliği yapılır ve her boru tınısının ve hizmet edeceği armonik sesin çeşidine göre kendi içinde ayarlanır, havanın boruya çarptığı ilk andaki atak bile hesaba katılır. Piyanoda çok basit bir akor bağlanışı bile ne kadar güzel tınlayabiliyorken, her sesin doğanın onlara bahşettiği üzere armonikleriyle beraber amplife edilmitir.

Farklı enstrüman tınılarıyla kombine olmuş şekilde duyuluşu yaratanın tüm kanunlarına ve yaratılmış her enstrümana büyük bir saygının ve emeğin sonucu olarak sunulmuş olduğunu anlatın bizlere, Peki bu heyecanlandırıcı org düzeneğinin mutlaka kendine has kanunları vardır, bunlardan bahseder misin ?

            Hayali orgumuz; 56 tuştan oluşan, tek klavyeli ve gerekli hesap yapılırsa 896 boru bulunduran basit bir enstrüman. Biz bu orgu yapım kanunlarından tamamen bağımsız düşünüp tasarladık ve ona rağmen sesin kendi doğasına sunduğu hizmetin hayali bile bizi heyecanlandırdı. Şimdi bu fikir üzerine org yapım kanunlarının da özet bir kısmını ekleyelim.

            Elimizde farklı tınılara ve armonik frekanslara sahip yüzlerce register tipi var. O halde bizim güzel orgumuz farklı karakterlere sahip birkaç klavyeye sahip olsun, ayaklarımla da çalabileceğim 30 notalık bir pedal klavyesi de olsun. Hatta bir klavyenin tüm borularını açılıp kapanan kapakları olan bir kutuya koyalım ki nüans da yapabilelim. Bir klavye ana klavye, diğer klavye nüans klavyesi, pedal klavyesi de bas frekansların ağırlıkta olduğu bas klavyesi olsun. Her bir bölüme de karakterine uygun farklı registerler konulsun. Yaratan’a, böyle bir enstrümanla, en zarif melodiye en zarif akor eşliği ve arka planda yapıyı dolduran en zarif bas sesleriyle konuşabilirsiniz. Org enstrümanı icracıya ve dinleyene cenneti de cehennemi de gösterir, eğer kalbiniz seslerin dünyasına açıksa. Böyle bir dünyaya bir kere girdiğinizde de; teknik, metronom, hız, eklemi kırılan parmak, el açma egzersizleri, teknik sıkıcı melodiler, saatler harcanan etütler ve bir grup dünyevi dertler size anlamsız gelmeye başlar. Org enstrümanı ahşabı kesilen ilk sütunundan yapılan ilk borusuna kadar uhreviyata ve ölümsüz güzelliğe hizmet eder, dünyevi dertlerinizi aşarak ya da kilisenin kapısında bırakarak konuşabilirsiniz ancak bu dünyada.

           Devasa büyüklükte, görkemli haliyle insanı büyüleyen org’un gizli bir yaşamı var, org gündüzden geceye ne yaşar ?

            Org bütün ihtişamıyla yüzlerce sene bekleyebilir. Ahşabı sağlam kaldığı, metali yer çekimine yenik düşmediği ve derileri açılmadığı süre boyunca, ciğerlerine hava verirseniz, sizinle konuşmaya çalışacaktır. Doğru konuşamadığında ise duyduklarınızın doğrultusunda onun sorunlarını anlar ve küçük bir ameliyata alabilirsiniz. Nazlı ve naif oluşu ahşap ve metalin doğasında da yatar ki o da sıcaklığa olan hassasiyettir. Bir gün içinde sıcaklık sürekli değişir, bir metal boruyu şu an 440 Hz ayarlarsak on dk içinde farklı bir frekansa bürünebilir. Org diğer enstrümanlar arasında en aktif yaşayanıdır. 100 yıl sonra ondan bir vida sökersiniz ve o vida artık ne ilk takılan vidadır, ne de ahşaptaki oyuk ilk oyuktur. Gece olur içine kapanır, gündüz ısınan gün ile beraber sesini yeniden kazanır, içindeki metal ve ahşap borular ile tüm aksam doğanın kanunlarına beraberce boyun eğerler. Eğer bir orgu hep aynı frekansta tutmak isteseydik ya sıcaklığı değişmeyen bir ortama koymamız gerekirdi, ya da durmadan akord etmemiz.

            Peki tüm bu anlatılanlardan sonra düşünelim şimdi, iyi besteciler neden org çalarmış?

            Bu besteciler bestelerini kendi öğretmenlerinden de öğrendikleri şekilde ve derin müzikal öğretilere göre yaparlardı. Bu öğretilerde de, dönemine de bağlı olarak, çeşitli kısıtlamalar vardır. Org çalan kişi aynı anda titreşen seslerin doğasını tamamı ile anlar ve duyar, armonide yapmaması gereken akor bağlanışlarının neden sakıncalı görüldüğünü anlamlandırır, kağıt üzerinde yaptığı bas armonizasyonunu pedalda ayakları ve klavyelerde elleriyle çalarken duyduğu tınının derinliğini hayranlıkla dinler. Org enstrümanı, org çalmaya başlayan kişi için zamanla öğretmen olur ve öğrenci sorularını ona sorar, cevabı direk tını ile alır. En güzel melodiler en güzel tınılarla icra edilebilir kıvama gelir.

            Peki ülkemiz bu enstrümanın mevcudiyeti ve yapılan faaliyetler hususunda ne noktada?

Türkiye ve Orgları

            Bir kilisenin orgu, her zaman o kilise için övgü kaynağı olmuştur. İtalya’da bir kilisede 1400’lerden kalma bir orgun sergilenmesi ve hatta belirli aralıklarla bakımının yapılıp çalınmasının değeri kelimelerle anlatılamaz. Orgun tarihi bu yazının konusu dışında olacaktır ancak yine de 7. ve 8. yy.’larda günümüzde İstanbul olan Bizans topraklarından Fransa’ya bir iki orgun yapılıp gönderildiğini ve Cafer isminde bir ustamızın da yapanlar arasında olduğunu biliyoruz. Bu sanat bu topraklardan Almanya, Fransa ve İtalya’ya geçtikten sonra mükemmel formlara büründü ve bir ekol kazandı. Günümüzde bir Fransız orgu ile Alman orgunu sadece dinleyerek ayırt edebilirsiniz. Sadece bakarak stiline ilişkin fikir edinebilir, klasik bir İtalyan orgunu sadece klavye bölgesinden tanıyabilirsiniz.

            İslamî kültüre sahip coğrafyamızda aslında ilk bakışta zengin bir org mirası beklenmiyor. Ancak atlanan bir detay var. Bizim topraklarımız her zaman bir köprü görevi görmüş olup, birçok farklı Hristiyan mezhebin ve kültürün bu topraklara gelmesine vesile olmuştur. Peki bu Hristiyan çeşitliliği bize ne getirdi?

            Eğer İtalya’ya giderseniz, baskın olarak İtalyan menşeili org yapım firmaları vardır ve İtalya’da bir kilise doğal olarak bu firmalardan birine gider ve bu ekolde bir org sahibi olur. Aynı husus Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde de aynıdır. Her ülke öncelikle kendi topraklarında bulunan ve o ekolle org yapan firmalardan orgunu tedarik eder.

            Ama bizim topraklarımıza geçmişte bir İtalyan topluluk geldi ve kiliselerine İtalya’dan org sipariş ettiler. Fransız topluluk geldi, orglarını Fransa’dan sipariş verdiler, Alman topluluk geldi ve orglarını Almanya’dan sipariş verdiler. Bu cennet vatan, farklı org stillerine ve değişik müzikal kültürlerin sonuçlarının çeşitliliğine sahip olmasıyla da tam bir cennettir. İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da toplamda sayısı yaklaşık 26’yı bulan orglarımızın her biri tek tek değerli, farklı ve stilistik önemlere sahip. Bir bölümü kullanılır durumda, bir bölümü ise tekrar kullanıma döndürülebilir durumda.

            Org arşivimize baktığımızda, zamanında gelmiş ancak şu an mevcut olmayanlar dahil, günümüze gelmiş olanlar bizlere tam bir zenginlik abidesi gösteriyor. Her biri tanınmış yapımcılardan çıkmış, çoğu da 100 yılı aşkın süredir sapasağlam duran işçilik harikaları.

            Ülkemizde org kültürü adına neler yapılıyor ?

            İki senedir, sanat direktörlüğünü Mehmet Mestçi beyefendilerin üstlendiği Artisan Organizasyon İstanbul St. Esprit Katedrali’nin bakım ve akortları ekibimiz tarafından yapılmış olan orgunda Opus Amadeus Uluslararası Istanbul Org Festivali’ni düzenledi ve dünyaca tanınan sanatçılar bu nadide orgda zarif eserler icra etmek için geldiler. Devamının da gelmesini büyük bir heyecanla temenni etmekteyiz.

          

            Ülkemizin bu alandaki zenginliklerini gören ve kıymet bilen müzikseverlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bu kültür ve miras hepimizin ve umarız hepimizin emek ve destekleriyle bu enstrümanları, bu kültürü yaşatacağız. Sevgili Tarkan Şendal ve ekibinin kapıları onlara destek vermek isteyen her müziksevere sonuna kadar açık olduğunu hatırlatır, ne kısa zamanda güzel bir konserde buluşmayı dileriz. Ülkeminizin sayılı kilisesin de yer alan sayılı orglar üzerinden geçen emekleriniz içiniz Parter Dergi ekibi olarak teşekkür ederiz.

Eğer kilise orgları hakkında daha fazla bilgi almak ve etkinlikleri takipte kalmak istiyorsanız İstanbul Kilise Orgları ekibine, http://istanbulpipeorgan.com/ adresinden, instagram ve facebook sayfalarından ulaşabilirsiniz.


YORUM YAP

Your email address will not be published.