Düşünsel Bir Melodi: Romantizm

22 okuma

‘’Romantik’’ sözcüğü üzerine açıklamamı sana gönderemem, çünkü en az 125 sayfa tutar. ‘’

Friedrich Schlegel’in kardeşine 1973 tarihli bir mektupta yazdığı cümle bu. Friedrich’in aksine ben konuyu 1 sayfada toparlamaya çalışmalıyım.

Romantizm nedir?  Konusuna başladığımda gene umut verici bir başka yazarın yazısı ile karşılaşıyorum.1924 tarihli ‘’Romantizmlerin Ayrımı Üzerine’’ adlı makalesini yazana A.O. Lovejoy; ‘’ Romantizm sözcüğünün bir zamanlar, artık hiçbir şey ifade etmeyecek kadar çok anlama geldiğini idda etmiş ve sözcüğün kullanımının bırakılmasını ya da hiç değilse, kendisinin de makalesinin başlığında yaptığı gibi, sadece çoğul haliyle kullanılması gerektiğini ileri sürmüştür. Lobejoy’un kendisinin de üstü kapalı olarak kabul ettiği bir gerçek var, sayılamayan bir kelimeyi sayılabilen bir kelimeye dönüştürmek ‘’ Romantizm ’den’’  ‘’ Romantizmler’’ e geçmek ön kapıdan kovulan kavramın arka kapıdan içeri alınmasını benzemekte.

O yıllardan bu yıla entelektüel dünyada çok bir şey değişmedi. Romantizm o kadar sık tanımlandı ki, bir bütün olarak mesele ziyadesiyle karışık hale geldi.

İlerleyen okumalarımda, Romantik sözcüğünün Latincedeki Roma’dan, Roma şehrinden türetildiğin, görüyorum. Sözcüğün etimolojisindeki bu ilginç dönüşüm ortaçağda gerçekleşmiş. Romanus sıfatından Romanicus şeklinde ikincil bir sıfat, bu ikincil sıfattan da ‘’ Romalı tavrı’’ anlamına gelen Romanice zarfı türetilmiş.

Yeri gelmişken, Roma ve Romantik söz konusu olduğunda aklıma ilk gelen Joseph  Mallord  William Turner’in  Ay Işığında Kolezyum suluboya eksizidir. Roma’nın ya da herhangi bir antik yapının özellikle ay ışığındaki kalıntıları, Romantik yazar ve ressamların favori konusunu olmuştur.

Birçok dönemde birçok yazar, şair ve felsefeci tarafından tartışılan Romantik konusunu aşağıdaki tanım belki de en kapsayıcı halini verecek bize.

Romantizm, sembolik ve içselleştirilmiş romans kurgusunda, kişinin kendisini/ benini ve   başkalarıyla ve doğa ile olan ilişkisini keşfetmesini sağlayacak araçları bulan; akıldan  daha yüce ve kapsayıcı bir yeti olarak hayal gücüne  imtiyaz tanıyan; doğada bir teselli bulamanın ya da bizzat doğayla  uzlaşmanın peşinde olan; Tanrı’nın ya da kutsalları doğada veya ruhta içkin görerek, dini ‘’aşkınlıktan uzaklaştırılıp’’, teolojik doktrinlerin yerine metafor ile hisleri koyan; şiir sanatını ve insan yaratımlarının en yücesi olan tüm sanatları onurlandıran; neoklasik estetik anlayışın  kalıplaşmış yargılarına, hem aristokrasinin hem de burjuvanın toplumsal ve politik normlarına isyan eden; bireyi, içsek yanı ve duyguları öne çıkaran bir ya da birbirine benzer birkaç Avrupa kültür hareketiydi.

Belki bir gün bu tanım da havası sönmüş diğer tanımlar arasında yerini alacak olabilir ama şimdilik neden bahsettiğimizi anlatan en iyi tanımlar arasında.

Romantizm her şeyden önce bir sanat akımıydı. Edebiyat, müzik, resim mimari ve bale alanlarında harika eserler bu dönemin ürünü olarak kaldı bizlere. Bugün konser salonlarını düzenli olarak Romantik müzikle doldurmayan bir senfoni orkestrası düşünmek zor. Müzikologlar, örneğin Beethoven’ın Romantik mi klasik mi sayılması gerektiği konusunda tartışıyor olsalar da müzikte Romantik dönem onunla başlar ve 19.yy. boyunca da Schubert, Schumann, Mendelssohn, Chopin, Liszt, Belioz, Wagner, Rossini, Verdi, Dvorak, Brahms, Tchaikovsky ve Debussy ile muhteşem eserleri ile gelişir. Resim alanında ise, bu köklere bağlı olarak gelişen Sembolizm, İzlenimcilik, Dışavurumculuk ve Sürrealizm gibi ekoller Constanle , Turner, Friedcrich , Delacroix ve Gericault gibi sanatçılar ile tuvalde yer edinmiştir. Hayal dünyası sanatlara bağlı olan herhangi biri açısından Romantizmi kaybetmek, bir uzvu ya da beynin bir lobunu kaybetmek gibi olsa gerek.

metin, eski içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Ludwig van Beethoven

Dönemin bir başka Romantik bestecisi Berlioz,  program notlarından betimlemen bir kurgu olarak oluşturduğu Symphonie Fantastique (1830) gibi Romantik eserlerin de temaların metinsiz müzikal yorumlarla oluşturmak bu dönemin geleneği olmuştu. Franz Liszt 1850’lerde Hugo, Lamartine, Schiller, Byron ve Shakespeare’den esinlenerek düzinelerce ‘’senfonik şiirler’’ bestelemişti. Bu eserleri Romantik Döneme özgü kılan yanı ise, herkesin uvertür yazdığı bir dönemde bu sanatçılar eserlerini uvertür olması beklenen eserlerden bağımsız olarak sergilemeleri idi. Berlioz, Shakespeare’in iki oyununa uvertür yazmıştı, yazarımızın oyunlarına uvertür yasan Mendelsshon’un  Fingal’s Cave olarak bilnen , Fingal’in oğlu Ossian’ın şarkılarında duyduğumuz türden, sırasıyla uzak bir savaş sahnesini gibi bir tını ile efsanevi bir noktayı ziyaret eden teknenin dalgalı hareketini anlatan Hebrides Overture (1829) eseri başlıca akıllara gelenler arasında.

Resim dünyasında ise Delacroix ; Shakespeare ve Milton’ı da ekleyebileceğimiz kimi Romantik yazarlara ait pek çok sahneyi resmeder bu dönemde. Turner’da birkaç edebi metni resmetti ancak büyük teması, Alp dağları ve fırtınalı deniz manzaralarında olduğu gibi, en yüce haliyle doğaldır; fakat burada da yine edebi yücelik ve bunun şiirsel tanımlamalarından ilham almıştır. Dağ ve sis manzaralı, deniz kıyısı ve ay ile doğanın geri almış olduğu Gotik kalıntılara olan saplantısıyla, pek çok dönem ressamı aynı şeylerden beslenmiştir.

Joseph Mallord William Turner Anibal ve Ordusu Alpleri Geçerken
Joseph Mallord William Turner Anibal ve Ordusu Alpleri Geçerken

Dönemin harika akşam ve gece resimlerini sunan ressamı Friedrich idi. O’da pek çok ressam da alacakaranlığın ya da ay ışığının inceliklerini yakalama gayretiyle coşuyordu. Müzikte ise aynı etkiler ‘’Serenat’’ ve ‘’ Nocturne’’ ile yansımalarını sürdürür. 18.yüzyılda geceleri çalınan yaygın parçalar Nocturne (Gece müziği) Romantiklerin icadıydı. Sol elde kırık akor ve arpejlerle çalınan dingin ve düşsel melodileriyle, geceyi andıran tınıları olan ilk piyano eserlerini ortaya koyan kişi İrlandalı besteci, John Field’di. Chopin bunları dinledikten sonra kendisi de 21 tane yazdı ve bunlarda günümüze Chopin’in en büyük solo piyano eserleri arasında sayılır. O yüzden Chopin dinlemek dönemin Romantik şairi, Lamartine’den bir dörtlük okumak gibidir.

‘’ Kardeş Sanatlar’’ geleneğine göre, şiirin en yakın kardeşi resimdir. Kealı Simonides resmin susan bir şiir, şiirinse konuşan bir resim olduğunu iddia eder. Müzik ile şiir arasındaki yakın ilişki, antikler açısından ifade edilmeyecek kadar aleniydi; ancak 18.yy gelindiğinde modern neoklasıkler resim ilgili söylemleri o kadar sık tekrar ettiler ki , müzikle olan bağlantı unutulmuş oldu.  Romantikler özellikle Almanya’da bu yakınlığı yeniden canlandırdılar ve resmi imtiyazlı yerinden ettiler.

Belki de aramızda Hoffman gibi müziğin en romantik sanat olduğunu hatta tek romantik sanat olduğunu düşünler vardır.

Tüm bu etkileşimleri bir takımyıldızı gibi sanatların oluşturduğu bir sistemin temeli. Edebiyat, resim, müzik ekolleri yüzyıllardır hep birbirini takip edip birbirinden beslendi. Kimileri Romantizmin bir başkaldırı olduğunu hatta kendinden önceki ne klasik sistemi sona erdirmekten ibaret sayıldı. Romantizm daha fazlasıydı, romantizm bir devrimdi ve bir süre boyunca istikrarsız ve kusurlu olmasına rağmen, teknik olarak getirdiği yenilikler ile yeni sistem olma eğilimi taşıyordu. Gerçekten de hiçbir sanat dalında, hiçbir akım o zamandan beri onun kadar uzun soluklu, derin etkileyici ve uyumlu olmadığı içindir ki, Romantizm bu anlamda yaşanan son devrimdi.


Kaynak:

Michael Ferber Romantizm Say Yayınları

YORUM YAP

Your email address will not be published.