Dinle, Dinlet ve İyi Hisset.

419 okuma

Ben çocukken, henüz okula bile gitmiyorken akşamları evde şöyle bir karmaşa olurdu. Hatırladığım kadarıyla size aktarmak istiyorum.

Annem elinde bir kaset çalar ile televizyonun yanında en sevdiği dizi ve filmlerin müziklerini kaydetmeye çalışıyordu ve bunu yapabilmek için de hepimizi susturması gerekiyordu, ne mümkün? O dönemde “Görevimiz Tehlike” “Küçük Ev” “Dallas” “Mavi Ay” “Köle Isaura” gibi diziler (Türkçe’ye bu şekilde çevirilmişti isimleri) izlenirdi bilirsiniz. İnsanlar henüz yabancı dizileri, filmleri pek bilmezken, annem film ve dizilerin müziklerini o yıllarda bulamadığından, gürültü içerisinde ses kaydı almaya çalışırdı. Bugün hala dinlerim o soundtrackleri, arkada bizim seslerimiz ve bir uğultu eşliğinde. Annem ve babam müzik, sanat ve sinema düşkünü bir çiftmiş, ama annem tekstil tasarımcısı, babam esnaf. Babam da bağlama çalar, türkü söyler, beste yapardı ama evimizin duvarında babamın hayran olduğu Tina Turner (ben de çok severim) posteri vardı.

Bununla bitmiyor, bir yandan da anneme eve mektuplar yağardı. Hayran olduğu oyunculara, sanatçılara, taa Amerika’ya mektup yazardı. Onlardan da inanmazsınız imzalı kartpostal gelirdi. O zamanlar ingilizceyi mektup yoluyla öğrenebiliyordunuz. Annem bir de “Fono” aracılığı ile dil öğrenmeye çalışırdı. Dans ederdi, spor yapardı, yoga yapardı…

Şimdi şöyle bir bakıyorum da, dünya görüşüm, ilgi alanlarım, yeteneklerim, arkadaş seçimlerim, sevdiğim filmler, bildiğim diller, kültürel ve bilişsel gelişimim, hepsi ama hepsi ailemin mirası bana.

Anne, baba, teşekkür ederim, bu konuya döneceğim.

İnsanın dünyaya henüz gelmeden anne karnında başlayan gelişim süreci, hepimizin ileride olacağı insanı şekillendiren bir süreç. Tıpkı bugün dünyaya olan davranış biçimimizin, yıllar sonra onu, iyi ya da kötü bir biçimde etkileyeceği gibi. Çok klişe olacak ama yani dünya bizim aynamız, çocuklar da anne babalarının.

İşte eğitim de en geniş anlamı ile toplumdaki kültürleme sürecinin bir parçasıdır. İnsanın kişilik yapısı, içinde doğduğu ve yetiştiği kültür tarafından belirlenir. Her toplum kendi kültürünün özelliklerini yeni kuşaklara aktarır. İnsanın çocuk, genç ve yetişkin olarak kendi toplumuyla bütünleşmesi, toplum içinde etkinlik kazanması ve yetişmesi sırasında karşılaştığı bilinçli ve bilinçdışı öğrenmeler, kültürel özelliklerin yeni kuşaklara aktarılmasıyla gerçekleşir. Kültürel özelliklerin yeni kuşaklara aktarılması kültürleme olarak da adlandırılabilir. Kültürleme, aile ve sokakta ve hemen her yerde bilinçli ya da bilinçdışı yaygın, kendiliğinden oluşan ve bireysel olan öğrenmeleri de kapsar. Kültürlemenin amaçlı olarak yapılan kısmı eğitimdir. Yine genel anlamda eğitim, bireyde davranış değiştirme süreci, geniş anlam da ise bireyin toplum standartlarını, inançlarını ve yaşam yollarını kazanmasında etkili olan, yetenek, tutum ve davranış biçimlerini geliştirdiği tüm sosyal süreçlerdir.

Yukarıda belirtildiği gibi kültürleme sürecine büyük katkı sağlayan araç olan müzik, evrensel olarak da tüm kültürlerin vazgeçilmez bir parçası, hatta toplumları giydiren bir kumaş ve bizler de terzi olarak harika kıyafetler dikiyoruz binlerce yıldır. Duygularımızı, düşüncelerimizi, korkularımızı, hayallerimizi, isteklerimizi ve hatta kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz müzikle.

Bana ayrılan bu köşede, sizlerle ilk yazımda, yukarıdaki bilgiler ışığında kültürleme ve eğitim sürecinin önemli bir parçası olan sanatın ve onun en önemli dallarından biri olan müziğin insan hayatındaki yerine ve önemine değinmek istiyorum. Dünyaya gelen her çocuk, gelecek için potansiyel bir umut, bir bilim insanı, bir sanatçı, doktor, yazılımcı, ve daha bir çok alanda başarılı insan adayı. Geleceğin cevaplanmamış sorularına cevap arayacak insanları onlar. Yapacağı kariyerden ve akademik başarıdan öte, 1980’li yıllardan bu yana bilim, insanların mutlu olma, iyi hissetme durumuyla daha çok ilgileniyor çünkü sanıldığı gibi sadece yüksek bir IQ (intelligence quotient) günümüzde her zaman başarı için yeterli olmuyor.

İnsanların çok iyi üniversitelerden mezun olup başarı öyküleri yazdığı ancak, bazılarının kendini ifade edememe, topluma uyum sağlayamama ya da mutlu olamama gibi sorunlarının olduğunu yapılan araştırmalarda okuyoruz. Bunun en büyük problemlerinden biri ise kişilerin duygusal zekalarının yeterli miktarda eğitilmemiş olması olarak gösteriliyor.Duygusal zeka kavramının gelişmesi, insanların bir konuyla ilgili başarılarını ölçmek için kullanılan genel ölçüm testlerinden (üniversite seçme sınavları, IQ testleri vs.) başarılı olanlar kişilerin bir çoğunun, gerçek hayatta başarısız olduklarının tespit edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Hatta Goleman’a göre başarının yüzde 80’i duygusal zekadan gelmektedir.

Burada Murat Yüksel’in “Duygusal Zeka ve Performans İlişkisi” isimli araştırmasından bir alıntı ile devam etmek istiyorum.

“New York Times Gazetesinin 23 Haziran1992 tarihli “Warning by a Valedictorian Who Faced Prison” (Sınıfın En Yüksek Not Ortalaması İle Mezun Olan Lise Öğrencisi, Öğretmenini Bıçaklayarak Hapse Atıldı) başlıklı haberinde Florida’nın Coral Springs kentindeki bir lisenin sürekli tam not alan 3. sınıf öğrencilerinden biri olan H. Jonson’ın, fizik öğretmeni kendisine 80 verdiği için okula bir et bıçağı getirerek, fizik laboratuarında, fizik öğretmenini köprücük kemiğinden bıçaklayarak etkisiz hale getirdiği belirtilmiştir. Derslerindeki üstün başarılarından dolayı Harvard Üniversitesi’nin tıp fakültesini hedefleyen bu genç, fizik öğretmeninin sınavda kendisine 80 vermesi ile bu hayallerini tehlikeye attığı düşüncesiyle, dört psikolog ve psikiyatrdan oluşan bir heyetin verdiği yeminli ifadede ile, ruhsal açıdan dengesiz ve kendisini kaybetmiş bir durumda bulunmuş ve bu suçu işlediği kanaatine varılmıştır.”

Bu örnekteki kişinin akademik zekasının yüksek olduğu ancak duygularını kontrol edemediği gibi örnekler daha birçok çalışmada gösterilmiştir.

Duygusal zekayı artırmanın önemi üzerine alanda sayısız çalışma bulunuyor. İnsanın hem mutlu, kendini ifade edebilen, uyum içerisinde yaşayan, evrene faydalı, hem de zekası ile yaşamını en verimli biçimde geçirmeyi sağlayan bilen bir beyin için denge çok önemli. Özellikle 0-3 yaş arası çocukların beyin gelişimleri bu dönemde oldukça hızlı bir büyüme gösteriyor. Bu nedenle müzik her yönüyle biz farkında olmasak bile insanların hayatlarına büyük katkı sağlıyor çünkü yapılan araştırmalar gösteriyor ki müzik duygusal zekayı özellikle okul öncesi dönemde artırıyor.

Peki ne zaman, nasıl tanışıyoruz müzikle? Anne karnındayken annemizin belki kalp ritmi ile, daha sonra dünyaya gelince ninnilerle ve anne babamızın ya da bizi büyüten kişinin bizimle konuşmasıyla, çevremizden duyduğumuz seslerle ya da doğadan duyduğumuz seslerle tanışıyoruz. Okula başladığımızda da ders olarak eğitim sürecimize dahil oluyor. Kimimiz özel bir öğretmenle özel bir zamanda çalışıyoruz müziği öğrenmek için. Yaşam boyu neredeyse her yerde yirmi dört saat, gece uykuda bile kapatamadığımız kulaklarımız isteyerek ya da istemeyerek müziği duyuyor, beynimize iletiyor ve hafızalarımıza işliyor.

Burada değinmek istediğim ve önemsediğim konu, insanın gelişim sürecinde işiteceği, severek dinleyeceği müziğin ya da müzik türlerinden birinin klasik müzik olması. Bunu isteyerek seçebilmesi, repertuarını çeşitlendirmesi, devamlılık ve arzu içerisinde müziği tüm yönüyle fark edebilmesi. Burada sözünü ettiğim klasik müzik henüz bebekken bizlerin beyninde bambaşka sinir hücrelerini harekete geçirdiği. Sevdiğimiz müzik türler arasına klasik müziğe de yer vermeniz, yukarıda sözü edilen duygusal zeka konusuna büyük katkı sağlayacaktır.

Lucille M. Foran; “Müzik dinlemek, çocukların duygularını düzenlemelerine ve sınıfta öğrenmelerini geliştirmeye yardımcı olur” diyor. “The Effect of Mozart’s Music on Child Development in a Jordanian Kindergarten” isimli Jordan Üniversitesinden Dr.Jehan Mattar’ın yapmış olduğu araştırmada da, çocukların Ana sınıfı öğrencilerinin gelişiminde Mozart müziğinin etkileri açıklanmıştır.

Yapılan araştırmada çocukların akademik sanat ve spor derslerine fon olarak mozartın seçilmiş eserleri düzenli olarak dinletilmiştir. Düzenli olarak Mozart dinleyen çocukların, dinlemeyenlere göre derslerinde daha iyi gelişim gösterdikleri gözlemlenmiştir.

Yine Prof. Dr. Erol Belgin, müziğin estetik uyarıları beyine gönderdiğini, beyine giden seslerin olağanüstü hareketlilik sağladığını ve beynimizin doğal bir kimyasalı olan endorfin ve diğer bazı hormonların salgılanması ile damarların genişlediğini, tansiyonun düştüğünü, bunun da vücuda rahatlık, güzel duygular, zindelik ve heyecan verdiğini belirtiyor. Ayrıca, klasik müzik dinleyerek büyüyen bir bebeğin IQ’sunun diğerlerinden 5 puan daha fazla olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Müzik dinlerken bebekler hareket ederek kas gelişimlerini hızlandırmaktadırlar. Bebeklere periyodik olarak dinletilen özel olarak seçilmiş klasik müziklerin, onların daha çabuk büyümelerini sağladığı, olumlu duygularla stresten daha hızlı arındırdığı, ritim, müzik hafızası ve dil gelişimlerine pozitif yönde etki yaptığı saptanmıştır .

Yine çocukların duygusal zekalarının gelişimi açısında düzenli olarak müzik dinlemenin, bir enstrüman çalmanın önemi üzerine bir çok bilimsel araştırmaya ulaşabilirsiniz.

Ülkemiz, bulunduğu coğrafi konumu gereği iki kıtayı birbirine bağlıyor ve bu durum kültürel olarak ülkemizi üst seviyede besliyor. Bu durumda hem kendi kültürümüzden müzikler, hem de batı müziğinden örneklerle müzik repertuarımızı genişletmek, düzenli olarak iyi bir ses sistemi ile müzik dinlemek, insanın duygularını kontrol etmesinde, kendini iyi hissetmesinde, yaşamın güzelliklerinin, estetiğinin farkında olmasında çok faydalı olacaktır.

Çocukların küçük yaşlarda müzik eğitimine başladıklarında bir çoğunun yabancı olduğu melodileri çalmaya çalışması, onların enstruman çalmadaki gelişiminin önünde bir duvar olacaktır. Bol bol klasik müzik ya da çeşitli kültürlerin müziklerini dinlemeleri ise, o duvarı aşmalarını sağlayacak bir basamak inşa edecektir.

Bir müziği sadece notalara bakarak çalmak, bir insanın yüzüne bakmadan ruhsuzca “Seni seviyorum” demek gibidir. Bir müziği icra ederken dönem ile ilgili bilinecek en ufak bilgi, besteci hakkında bilinecek en önemsiz bilgi bile, çalmaya ya da söylemeye çalıştıkları müziğe anlam kazandıracaktır. Bu da dinleyerek geliştirilebilecek bir kazanım. Bu nedenle klasik müzik dinleme konusunu çok önemsiyor ve bu ilk yazımda, bu bilgileri hatırlatmış olmaktan mutluluk duyuyorum.

Tabi konu bu kadar basit değil, buraya yazmak istediklerim, gökyüzündeki yıldızları evimin tavanına sığdırmaya benziyor. Ancak bu küçük hatırlatmaların bile faydalı olacağı umudu ile esenlikler diliyorum.

Müzikle ve sevgiyle kalın..

Kaynakça:

Demirel, Özcan ve Kaya, Zeki, Eğitim Bilimine Giriş, Eğitimle İlgili Temel Kavramlar. Ankara: Pegem Akademi, 2012.

Yüksel, Murat. Duygusal Zeka ve Performans İlişkisi. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. YLT.

Yaner, Alkaya Yeşim. Müziğin Çocuklar ve Yaşlılar Üzerindeki Etkileri. Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 29 (Ocak 2011/I), ss. 119-124

YORUM YAP

Your email address will not be published.