Cyprien Katsaris

257 okuma

Butik salonumuzda bir dünya devini ağırlamış olmanın gururunun yanı sıra, şahsen hayranı olduğum bu efsane isim ile geçirdiğimiz kısa üç günün sohbet ve enstantanelerini henüz hafızamda taze iken yazmak gerektiğini karar verdim.

Sanatın herhangi bir branşı ile ilgili olmasanız da bu kısa hikâyeyi okumanızın faydası olacağını düşünüyor ve umuyorum.

Cihan Barut
19.12.2017


15 Aralık – İlk Ankara Ziyareti

  1. Esenboğa

Katsaris’in saat 22:00 sularında Ankara Esenboğa havalimanına inmesi planlanıyordu ancak yoğun sis ve hava trafiği nedeniyle bir saat rötarlı geldi.

Uçak piste teker koyar koymaz şoför beni indirip turlarına başladı. İçeri girdiğim an meşhur ikileme bende düştüm: İç hatlardan mı yoksa dış hatlardan mı çıkacak?

İç hatlara geldiğimde camın arkasında hızlı adımlarla dolaştığını gördüm; daha sonra kendisinin de aynı ikilemin kurbanı olduğunu ve yanlış yönlendirme sonucu iç hat çıkışa geldiğini anladım.

Kapıdan hızlı adımlarla çıktığını görünce hemen yanına gidip “Hoşgeldiniz Bay Katsaris” ile ilk diyaloğu kurmuş oldum.

Gülümseyerek iki eliyle uzattığım tek elimi sıktı ve ekledi: “Merhaba Cihan, bana Cyprien de lütfen. Valizim dış hatlardan çıkacakmış, hadi gidip alalım” dedi.

Altmışaltı yaşında olmasına rağmen adımları benimkilerle aynı hızda yürüdü, daha sonra valizini aldık ve araca bindik.

  1. Otele Giderken

Yol boyunca sohbet ettik. Cyprien’in müthiş bir tarih bilgisi olduğunu söylemeliyim.

Atatürk Devrimlerinden mevcut Hükümete kadar hemen her konuda sohbet ettik. Türkiye’nin ekonomik güç sıralamasında ki yerinden bahsetti, sorularını sordu.

Gece karanlığında tespit ettiği hemen hemen tüm camileri göstererek mimarisi hakkında merak ettiklerini sordu; bir ara “ne buluyor bu camilerde sürekli çocuk gibi dönüp gösteriyor” dedim ancak daha sonra Roma’ya ilk gidişim aklıma geldi.

Her kilise için aynı hayranlıkla sonsuz resimler çeken de bendim. Daha sonra kendisine “Her yer cami oldu Ankara’da” dedim, o da alaycı bir tavırla “Paris’te de kilise” diyerek güldü.

Size konunun derinliğini daha iyi anlatmak için şöyle söylemeliyim; Soyadı Kanunu’na kadar konuştuk!

Resital süresi olarak elli dakikanın yeterli olup olmayacağını da sordu, Piyanonun markasını da.

Konserine İstanbul’dan gelen konuklar olması onu çok memnun etti, bir de Japon konuğumuz vardı. Üzerinde konuştuk. Ancak tüm bu soruların karşısındakini ölçüp tartmak için olmadığını, aksine samimi olarak meraktan ibaret olduğunu hissedebileceğiniz bir tavrı hep vardı.

Ertesi gün öğlen ve akşam yemekleri için ne tercih edeceğini sorduğumda yanıtı şöyle oldu “Bir Yunan olabilirim ancak balık sevmiyorum. Uluslararası mutfak da istemiyorum, gerçek Türk yemekleri olsun isterim. Acı ile aram iyi, kebap mesela?”

Zamanlama konusunda çok hassas birisi olduğu için konser sabahı sürpriz sanatçı olarak sahne alacak Rüya Taner ile prova saatini tekrar değerlendirdi, ertesi sabah için lobide buluşacağımız saati netleştirdi.

Kendisini havaalanından aldığımız aracı lüks bulduğunu, varsa yarın kendi arabamla gelmemi tembih etti. Kendisine odasına kadar eşlik ettim, daha sonra otelden ayrıldım.

16 Aralık – Konser Günü

  1. Sabah Provası

Otel lobisinde tekrar buluştuk. Bu sefer kendi aracım ile, eşi Zeynep ile beraber gelmiştik.

Arabama doğru yöneldik, eşim ile de samimi bir tanışma yaşandı.

Katsaris öne mi arkaya mı otursun derken, kapısını kendi elleriyle açarak eşimi arkaya oturttu.

Daha sonra yanımda ki koltuğa oturup kemerini bağladı. İlk sözü “Rüyayı arar mısın? Dört el için çalacağımız notaları getirsin mutlaka” oldu.

Gündüz gözü ile Ankara ve eşimin de ekibe dahil olmasıyla salona yolculuk bol sohbetli geçti.

Eskişehir yolunun nereye kadar uzandığını, mantar gibi biten rezidans ve konut projelerini tek tek değerlendirdik. Elbette burada bilir kişi mimar olan eşimdi.

Salona vardığımızda Rüya Taner ‘de yeni gelmişti. Kendisi ile ilk defa tanışıyorduk, ancak Katsaris ile aralarındaki samimiyet ve dostluk anında kendini belli etmişti.

Rüya Hoca, Katsaris’in sürpriz sanatçı önerisini geri çevirmemiş ve salonumuzda sahne alacaktı. Elbette bizim için heyecan ikiye katlamıştı.

Tüm bu özel anları fotoğraflayacak olan aile dostumuz Kayhan’da ekipmanları ile yerini almış, Katsaris’e prova esnasında çekimlerden rahatsız olup olmayacağını sormuştu.

Cyprien’in verdiği yanıt hepimizi güldürmüştü: “İstediğini yapabilirsin, bomba bile patlatsan rahatsız olmam”

Şimdi biraz durup, o anı hayal etmenizi istiyorum.

Kendi imkânlarınız ile bir klasik müzik konser salonu açıyorsunuz. Cumartesi güneşli bir kış sabahı, Cyprien Katsaris ile Rüya Taner piyanonuzun başında, oldukça keyifli bir atmosfer ve tempoda kahkahalar ile Dvorak ve Brahms çalıyor.

Elbette her elimizde bir kamera ile etraflarında dönüp durduk.

Cyprien piyanonun konumundan emin olamayınca salonun ortasından ucuna doğru yerini değiştirdik. Rüya Hocaya biraz akor çaldırıp salonu hızla adımlayarak akustik ölçümlerini yapınca, kapak açık şekilde resital verme yönünde karar verdi.

Bu sohbetler esnasında bizden de sır gibi sakladığı bir eseri var çalacak. Kendisine “umarım Chopin Op 66 ‘dır” dedim. Gülümseyerek “Fantaisie-Impromptu” ‘yu çok mu seviyorsun dedi. “Evet” yanıtını alınca kısa bir hikâye paylaştı.

Chopin bu eserin basımını istememiş ve elinde kopya olan dostlarından bu kopyaları yok etmelerini istemişti. Katsaris hikâyeyi şöyle bitirdi: “İyi ki onu dinlememişler”

Öğlenden sonra Rüya Hocamız yoğun programı sebebiyle akşam görüşmek üzere bizden ayrıldı.

Biz de hep beraber öğlen yemeğine…

  1. Hacı Arif Bey

Evet, mekân sizi güldürebilir ancak Cyprien şimdiye kadar yediği en güzel kebabı yediğini açıkça ifade etti.

Bu yemek esnasında kendisine pek çok konuda akıl sorduk, bize özel tavsiyeleri burada yazamayacak olsam da “sanatçıların desteği” konusunda “Ben Paris’ten kalkıp geliyorum, ücret talep etmiyorum. Onlara da bunu söyleyin” demesi önemli bir imaydı.

Düşününce tuhaf değil mi? Sadece destek olabilmek için, rahatınızı bozarak altı ila yedi saatlik uçuş ile Ankara’ya gelip çalıyor ve ertesi gün dönüyorsunuz.

Hayır, tuhaf değil. Uluslararası sanatçı olmak bu olsa gerek.

Sohbette Khatia Buniatishvili’yi bile çekiştirdik. Müthiş Paris dedikoduları ile pek çok ünlü ismi sorduk.

Yakın çevresi gereği her bir sanatçının ufak yaşlarda kimlerden eğitim aldığını, daha sonra neler yaptığını dinledik.

Bundan sonrası için bizi ilgilendiren birkaç konuda not aldık, kendisinin de yapacaklarını dinledik.

Yemekten sonra kısa da olsa şehir turu önermiş olsak ta, Cyprien “benim için her zaman öncelik konserdir. Şimdi dinlenmek isterim” dediği için oteline bıraktık.

Otelin kapısına yanaştığımızda “arabadan inmeyin, soğuk” diyerek kapısını açtı ve indi.

Eğilerek el salladı ve içeriye girerek gözden kayboldu.

  1. Konser: Öncesi ve Sonrası

Saat 18:30 sularında salondaydık. Oldukça şık bir kıyafet ile kulisten çıktı. Misafirlerin alınmasından önce özel olarak çalışmak istediğini söyledi, biz de salonu kendisine bırakıp fuaye alanına geçtik.

Konser boyunca hem çalacağı eserleri hem de kısa konuşmalarını ben çevirdim.

Sahne de kendisi ile beraber olmak inanılmaz bir duyguydu.

Bunun zirve yaptığı anı ise şöyle anlatabilirim; parçasını bitirip alkışlar içerisinde yerinden kalkmıştı. Bir sonraki parçayı anlatacak sanıp yine çeviri için yerimden kalkmış yanına doğru ilerliyordum ki eliyle “gelmene gerek yok” imasında bulunup beni yerime geri gönderdi.

Daha sonra konuklara beni işaret ederek “Şimdi onun çok sevdiği bir parçayı çalacağım, Chopin, Fantaisie-Impromptu” dedi.

Carnegie Hall’de konser vermiş bu dev isim, sırf sen laf arasında söyledin diye senin en sevdiğin parçayı yorumluyor. Üstelik bana göre bu parçanın da tartışmasız en iyi yorumcusu!

Bu anlar elbette ömür boyu anlatılacak tecrübeler, düşününce hala hayalmiş gibi gelen cinsten üstelik.

Konserin sonuna doğru kulisteki odasına giderek Cemal Reşit Rey notaları ile döndüğünde tüm izleyiciler şaşırmış ancak bir o kadar da duygulanmıştı.

Harika bir Zeybek yorumundan sonra Rüya Taner’i bizzat kendi anons etmiş, salondakilerin heyecan ve coşkusu artık anlatılamaz bir seviyeye çıkmıştı.

Salonun şaşkın ve coşkulu alkışları içerisinden ilerleyerek gelen Rüya Taner, Katsaris ile kucaklaştı.

Hayatımda ilk defa canlı olarak dört el piyano dinliyordum. Üstelik kendi salonumda ve muhteşem iki isimden!

Konser sonunda tüm akıllı telefon hafızaları fotoğraf ve video kayıtları ile dolmuştu.

Konuklar ile tek tek ilgilendi, klasik müzik ile ilgili pek çok anekdot ve hikâyeyi camiadan katılım gösteren konuklar ile paylaştı.

Fotoğraf çekinmenin bitip bitmediğinden emin olamayan Cyprien’in yanıma gelerek “Üzerimi çıkarabilir miyim artık, ne dersin?” diye sorduğunu da eklemeliyim yazıma.

Uzun ve hoş sohbetler sonunda önce konuklar, daha sonra da biz salondan ayrıldık.

  1. Akşam Yemeği

Yorgun olduğu için otele geçmeyi planlasa da yolda fikir değiştirince soluğu Uludağ Kebapçısında aldık!

Eşim, ben ve Katsaris.

Oldukça sevdiği ve sempatik şekilde telaffuz ettiği “Köfte” leri özenle hazırlanarak kendisine sunuldu.

İçmekten en keyif aldığı şey olan vişne suyu, hemen her yemekte kendisine eşlik etti.

Kendisine uzun vadede birkaç plandan bahsettik, memnun oldu.

17 Aralık – Veda

Cyprien, önce akşam Uludağ Kebapçısında garsona birkaç defa “Börek” sormuş, bu detay eşimden kaçmamıştı. Sabah kalktığımızda Zeynep kendisi için sigara böreği kızartmış ve bir kaba koymuştu.

Kahvaltının hemen ardından şoförlü araç ile otele yöneldik. Benim için buruk bir sabahtı.

Lobide karşılaştık, çıkış işlemlerinden sonra araca bindik. Yolculuk esnasında Zeynep kendisi için hazırladığı börek sürprizini gösterince çocuk gibi mutlu oldu. Valizine koyacağını ve Paris’te yiyeceğini söyledi. Isıtma konusunda da eşimden tavsiyeler aldı.

Yolculuk esnasında eski Meclisi gösterdik, zira geldiği gün ilk sorduğu yer orasıydı. Bilmeyenler için yazayım, Katsaris’in Ankara’ya ilk gelişi bizim vesilemiz ile gerçekleşti.

Havaalanına yaklaşırken kendisine hocası Madame Bruchollerie’yi sordum. Piyanoya geç başlamış birisi olarak asıl amacım tiyolar almaktı.

Katsaris onaltı yaşında Madame ile dersleri başlamıştı. Madame ise Emil von Sauer’in öğrencisiydi. O da Franz Liszt’in.

Yıllar boyu öğreti disiplininin değişmeyeceğini umut ederek dinledik.

Katsaris: “Hergün yarım saat gamları çalarak başlardım. Yorulunca durmak yasaktı ancak tempoyu düşürebilirdim. Daha sonra oktavlar. Yaklaşık yirmi dakika da o. Madame her zaman şöyle söylerdi; ‘bir sanatçı temelini iyi inşa etmeden sanatını da iyi icra edemez’.”

Katsaris bana kütüphanesinde Madame’ın el yazısı ile parmak numarası işlediği ve üzerine yazdığı uyarılardan dolayı okunmaz hale gelen notalarından bahsetti.

Fırsat bu ya! Herhangi bir sayfanın taramasını gönderip gönderemeyeceğini sordum. Gönderirse çerçeveletip salona asacağımı da ekledim.

Gülümsedi ve göndereceğini söyledi. O bizi, biz de onu çok iyi anlamıştık.

Havaalanına vardığımızda gözlerimiz biraz nemli kendisini son noktaya kadar uğurladık. Sırada arkasında olan bir bayana da ısrarla öncelik göstererek önüne aldı.

Gözden kaybolana kadar bize el salladı; geriye ise muazzam bir tecrübe ve anı bıraktı.

2 Yorum

  1. Cihan bey, yazınızı içten bir ah çekerek okudum, bu konseri bir Ankaralı olarak nasıl kaçırdığımı düşünerek. Ne kadar büyük bir keyifti anlatamam, her satırda bizzat hissettim siz ve sevgili eşinizin ne büyük bir şansa eriştiğini, kulaklarınızın ne büyük bir duyuş yaşadığını. Değerli Katsaris’in ne kadar memnun ayrıldığından da hiç şüphem yok. Ne mutlu 🙂 En yakın zamanda bugünlerin geride kalmasıyla, daha nice ünlü müzisyenleri bizlerle buluşturmanız dileğiyle…

    • Teşekkürler. Katsaris gerçek anlamda bir sanatçıydı. Bu konser için tek kuruş ücret talep etmedi. Müthiş bir tarih ve sanat bilgisine sahip. Sadece konser odaklı düşünmemek gerek; konservatuarların ona davet göndermesi ve öğrencilere konuşma yaptırması gerekir. Gerçek bir 19. yüzyıl ekolü.

YORUM YAP

Your email address will not be published.