Clara Schumann

203 okuma

1837 yılında Berlin’de sahne alan Clara, Beethoven’ın Appassionata (Op.57) isimli piyano sonatını ilk defa seslendirmesinin yanı sıra, tüm eseri hafızasından ve notasız çalmasıyla da bir ilke imza atmıştı. Leschetizky’e göre bir konserde bunu yapan ilk piyanist oydu. 1840’lara kadar büyük bestecilerin eserlerini notasız çalmak ‘saygısızlık’ ile eşdeğer bir hareketti. Clara’nın bu davranışı belirli bir kesimin eleştiri oklarını üzerine çekmesi için yeterli olmuştu. Beethoven’ın arkadaşı Bettina von Arnim, Clara için ‘tanıştığı insanlar içinde katlanılması en zor kişi’ yorumunda bulunmuş, ‘Hangi maksat ile piyano başına notasız olarak geçiyor ve çalıyor! Önüne notaları koyarak çalan Döhler ona kıyasla ne kadar mütevazı kalıyor!’ diye eklemişti.

12 Eylül 1840’da Robert Schumann ile hayatını birleştiren Clara’nın bu evlilikten Marie, Elise, Julie, Emil (On dört aylıkken ölmüştür), Ludwig (Zihinsel engelli olarak doğmuştur), Eugenie, Ferdinand ve Felix isimlerinde toplam sekiz çocuğu olmuştur. Ailesi ile ilgilenmek zorunda olan Clara’nın konser sayısı da çocuk sayısı ile ters orantılı olarak azalmıştır! 1854 yılında başlayan kocasının psikolojik problemleri ile kariyerine geri dönmek zorunda kalmıştır. Literatürün en zorlu programlarından birisi olan Beethoven’ın Hammerklavier piyano sonatını çaldığında henüz otuz beş yaşında olan Clara, teknik ve gücünden hiçbir şey kaybetmediğini dinleyicilerini ispatlamıştır.

1878 yılında Frankfurt Konservatuarı Piyano Bölüm Başkanı olan atanmış, 1892 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür. Artan işitme kaybı ile birlikte son konserini 1890 yılında veren Clara, 1896 yılında Frankfurt’ta yaşamını yitirmiştir. Bu dev ismin öğrencisi olmuş ve konserine gitmiş canlı tanıkların hatıratları ile zamanda yolculuğa başlayalım.

Franklin Taylor (Öğrencisi): Onun ellerinden çıkan hiçbir şey sert veya çirkin gelmez kulağa; hatta, kaliteli bir eseri (iyi olmayan bir şeyi asla çalmaz) çalarken onu dinleyen kişi, eserde daha önce farkına varmadığı pek çok güzelliği de keşfetmiş olur. Bu özelliği şüphesiz ürettiği harika ton ile alakalıdır. Zengin ve coşkulu bir tondan söz ediyorum, en ufak sertlik içermeyen. Forte pasajlarda bile parmak kuvveti ile elde ettiği bir ton. Çalışı sert hareketlerden uzaktır; pasajlarda parmakları birbirine yakın tutar, tuşlara basmak yerine onları sıkar. Akorları ise bilekten kavrar, dirsek kullanmazdı.

Clara, anlamsız şekilde hızlı çalış ile içinde ruh ve virtüözlük olmayan boş icralardan nefret ederdi. Adelina de Lara’nın paylaştığı anekdota göre, böyle manasız bir icra ile karşılaştığında çaresiz bir form ile ellerini havaya kaldırarak ‘Keine passagen!’ diye bağırır ve eklerdi: ‘Güzel şeyleri neden aceleye getiriyorsunuz? Neden onların keyfini çıkarmıyorsunuz?’.

Schumann’ın karısı olarak, onun bestelerini icra konusundaki yorumları ve çalışı – özellikle İngiltere’de – kanun sayılırdı. İngiliz halkı, onun ölçülü ‘rubato’ tekniğine fazlasıyla alışmış olacak ki, Paderewski’nin konser turnesinde icra ettiği Schumann eserlerini soğuk karşılamıştı. Polonyalı usta icracıya göre Schumann’ın müziğini icra eden ‘o yaşlı kadın’ gelenek haline gelmiş, kendisi bu ‘geleneği’ rahatsız etmiş ve ‘fortissimo’ olan yeri ‘fortissimo’ çalmıştır. Ona göre ‘zavallı Bayan Schumann’ bunu yapamamaktadır.

Yaşı hayli ilerlemiş, işitme problemi artmış olan Clara Schumann, Chopin, Liszt, Mendelssohn ve Goethe gibi önemli isimler ile tanışma fırsatı yakalamış, Avrupa’yı fethetmiş, tarihteki en büyük kadın piyanistlerden birisi, belki de en iyisidir. Editör olarak Paderewski’nin bu yorumları için kullanabileceğim tek kelime küstahlıktır.

Yaşlı Clara’yı, yaşamının son döneminde eşi Robert Schumann’ın konçertosunu çalmak için sahnede izleyen bir izleyici anekdotu ile devam edelim. ‘…başında örtü (şapka?) olan kısa boylu ve yaşlı bir kadın. Uzun süren alkış ile karşılandı. Piyano başına oturduktan sonra anlaşılması zor bir düzine ayarlama yaptı, elbisesinin önünü düzeltti. Şef başlamak üzereydi ki ayağa kalkarak orkestraya doğru yürüdü. Birinci obua ’ya eliyle gösterdiği bölümde kendisini takip etmesi gerektiğini gösterdi. Daha sonra tekrar piyanonun başına geçti, aynı ayarlamaları tekrar yaptı. En sonunda hazırdı…’-

Amy Fay’in Berlin’de kaleme aldığı 12 Aralık 1869 tarihli mektubundan alıntı:

Pazar günü ve Salı akşamı Clara Schumann’ı dinledim. Harika bir sanatçı. İlk konserin de Schumann’a ait bir dörtlü (quartet) çaldı, ne kadar harika olabileceğini tahmin ediyorsunuzdur. Birinci keman da Joachim, ikinci de De Ahna, viyolonsel de ise Müller eşlik etti. Tek kelime ile mükemmeldi ve ben kendimden geçmiştim. Bayan Schumann’ın konserleri için seçtiği repertuvar oldukça geniş kapsamlı ve yeteneklerini fazlasıyla gösterebileceği eserlerden oluşuyordu. Schumann’ın Impromptusu (Op.90) nefes kesiciydi. Çok zor ancak tutku doluydu. İkinci eser ise Mendelssohn’un ‘Sözsüz Şarkılar’ bestesiydi, ki bu masal gibi bir performanstı.Mükemmel çaldı. Chopin’in olağanüstü Scherzo icrası da oldukça görkemliydi ancak bas bölümünde ki oktavları bağsız çaldı, benim zevkime göre fazla cesur ve tok değildi, ancak yine de aşırı artistikti. Clara Schumann’ın çalışı oldukça nesnel. Müzik onu değil, o müziği yönetiyor. Dokunduğu her notadan zevk almanızı sağlıyor. Tuşesi ise müthiş bir algılama ve çeşitliliğe sahip. İkinci konserin de ise ilkine göre çok daha iyiydi. Bach çalarken müthiş bir enerjiye sahip; mücevherler ve elmaslar ile donatılmış bir taç takılmalı! Daha önce hiç böyle soylu bir Bach icrası dinlememiştim. Gamlarını bir duyabilseniz! Harika bir sanatçıda olması gereken tüm vasıflara sahip. Çoğu insan Tausig’in ondan daha iyi olduğunu düşünüyor. Evet, belki daha iyi bir tekniği var ancak bunun dışında hiçbir şeyi fazla değil. Size Bayan Schumann’ın bir fotoğrafını gönderiyorum. Tam olarak resimdeki gibi. Kendisi fiziksel olarak geniş, fazlasıyla Alman’a benzeyen, siyah saçlı, harika boyun ve kollara sahip bir kadın. Son konserinde kısa kollu siyah kadife bir elbise giymişti. Oldukça kuvvetli çaldığı akorlar da, o büyük kolların yukarı aşağı hareketi oldukça ihtişamlıydı. Schumann’ın dörtlü’sünün  (quartet) ikinci bölümü, diğer performanslar kadar sıradışıydı. Çok hızlı, fazlasıyla staccato ve yumuşak tondaydı. Tek bir nota bile parmaklarından kaçmadı. Staccato’ları yumuşak çalabilmek ne kadar zordur bilirsiniz, bu konuda da harika bir icracı. Bayan Schumann ile Joachim’in çaldıkları keman ve piyano sonatlarının ikisi de – özellikle Beethoven’ın La minör sonatı – ilahi bir görkeme sahipti. Sadece bu iki sonatı dinlemek için Atlantiği geçip buraya gelmeye değer.

YORUM YAP

Your email address will not be published.