Çeviri: Kovid-19 Salgını Sonrası Müzik Disiplinini Yeniden Şekillendirmek (I)

29 okuma

Her fırtınanın ardından güneş doğar. Bulutlar dağılıp bu Covid-19 pandemisinden kurtulduğumuzda, hiç şüphesiz yenilenmiş bir insanlık anlayışı ve bununla beraber müziği geri kazanma, olanı takip etmek yerine yeniye öncülük etme, sanatımıza yeni bir bakış açısı kazandırma ve 21. yüzyılda daha büyük dünyayla yeniden bağlantı kurma fırsatı olacak.

Küresel virüsün ortaya çıkmasından bu yana geçen kısa sürede bazı olumlu uygulamalarla karşılaştık. İlk olarak, çoğu yılını teknoloji ile etkileşimden kaçınarak geçiren müzik fakültesi, şimdi onunla yakın ilişkiler kurmak zorunda kalıyor. Sosyal mesafe uyguladığımız için profesörler ve eğitmenler derslerini en azından “sanal olarak” sunmak adına çevrimiçi metodoloji, platform ve uygulamalar öğreniyor ve giderek bunlara aşina oluyorlar. İkinci olarak, genel nüfus arasında insanlıkla bağlantı kurma arzusu, yenilenmiş bir yaratıcı enerji patlaması var. Müzik; evlerde giderek mahrem, kişisel bir düzeyde deneyimleniyor ve yalnızca duyguları ifade etmek, moralleri yükseltmek veya kişinin zekâsına ve yeteneğine meydan okumak amacıyla icra ediliyor. Bu performanslar genellikle kısıtlı prodüksiyonla sadeleştirilmiş ve sesler ve/veya akustik enstrümanlar ön plana çıkarılmıştır. Fransa Ulusal Orkestrası üyeleri gibi profesyoneller de karantinadayken kendilerini kaydediyordu ve video senkronizasyonu aracılığıyla bağımsız parçalar bir araya getirilerek izleyicilerin tüm orkestrayı deneyimleyebilmesi sağlanıyordu (France Musique 2020). Bundan da önce, ticari pop sanatçıları performanslarını paylaşıyorlardı. Fox’un çevrimiçi yayın yapan Amerika için iHeart Oturma Odası Konserinde, yardım fonu toplamak için Billie Eilish’ten Mariah Carey’e kadar yıldızlar samimi ortamlarda sahne aldılar (Blakemore 2020).

Sosyal medyada ya da Youtube’da paylaşılan bu performanslardan çoğunun amacı para kazanmak değil basit bir şekilde yaratıcılığı dışa vurmak, bağlantı kurmak, teselli sunmak ya da eğlence idi. Teknoloji (örneğin; canlı video yayını) bir iletişim aracı olarak önemlidir. Ancak yapay, eskiden yaygın olan müzik üretimi çoğunlukla bir kenara bırakılmıştır. Elektronik olandan ziyade insan unsuru odak noktasıdır. Ses işlemcilerini (Auto-Tune) ya da mühendislik ve miksajı benimsemenize gerek yoktur. Sürekli olarak sektörde rekabet edecek bir ses yaratmayı düşünmenize gerek yoktur. Virüs-kaynaklı izolasyon nedeniyle piyasanın dijital formülüne mola verildi ve böylece organik müzisyen için daracık bir nefes alma alanı oluştu. Yüksek öğretimde müzik bu fırsattan istifade etmeli ve daha büyük sosyal tasarımın  yeniden konumlandırılmasına destek olmalıdır.

Mevcut pandeminin ardından dünya şüphesiz sistematik değişim ve yeni teknolojilerle – yenilikler, ekonomik sistemi rahatsız ettiğinde ve köklü endüstriyel değişimler ortaya çıkardığında, politik ekonomist Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” olarak tanımlayabileceği şey – tanışacak. Yaklaşan yeniliği olumsuz bir çağrışımla (küçülme gibi) ilişkilendirmektense, bu değişikliğin olumlu sonuçlar doğurabileceği ve eski fikir ve kurumların yerini daha iyilerinin aldığı yeni bir çağı başlatabileceği düşünebilir. (Thornhill 2020). Böyle bir karmaşa; müziğin yaratım, pazarlama, dağıtım, tüketim biçiminde devrim yaratabilir, akademi ve disiplinle ilgili istihdam fırsatları yaratabilir (Vazquez 2017). Odaklanmış bir strateji ile yaklaşılırsa, sadece süreçte değil içeriğin ve müziğin kendi kalitesinde de bir iyileşme görülebilir.

Tarihte böylesi bir dönem hiç olmadı. Ancak yüz yıl önce gramofon, radyo, mikrofon ve amplifikasyonun icadıyla olağanüstü ses inovasyonu patlaması sırasında müzik disiplininin karşılaştığı durum bugün ile biraz karşılaştırılabilir. Akademik müzik dünyasından olanlar o zamanlar durumu akıllıca değerlendirmedi veya bir vizyon geliştirmedi. Sonuç olarak, güçlü “müzik endüstrisi” ortaya çıktı ve yıldan yıla akademi ile iş dünyası arasındaki uçurum o kadar arttı ki sonunda müzik endüstrisi tüm diğerlerini ele geçirdi ve toplumların sesini bağımsız olarak yönlendirmeye başladı. Geçmişteki hatalardan ders çıkarabiliriz.

1900’lerin başındaki ses teknolojisi, müziğin çehresini dünyanın daha önce hiç görmediği bir şekilde değiştirdi. Vatandaşlar aktif müzik icracılarından pasif ses alıcılarına dönüştüler. Teknolojiden önce, müzik dinlemek isteyenlerin ya kendilerinin çalması/söylemesi ya da canlı bir performansa katılması gerekiyordu. Ses; daha sonra kayıtlar veya hava dalgaları aracılığıyla kolayca erişilebilir hale geldi. Ve mikrofonların ve amplifikasyonun kullanılmasıyla canlı performanslar sunulduğunda bile, tıpkı rezonanslı konser salonlarına sahip olmanın gerekliliği gibi, şarkı söyleme ve performans stilleri de değişti. Bu yenilik, dinleyicilerin beklentilerinde ve zevklerinde büyük bir değişim yarattı. Bazı müzisyenler ve eğitmenler haklı olarak endişeliydi. Ünlü askeri marş bestecisi John Philip Sousa, 1906’da bu teknolojinin kültürün derinlerine sızacağını, etkisinin sadece profesyonellerde değil, aynı zamanda ABD’de müzik yapmakla uğraşan olağanüstü sayıda amatörde de görüleceği konusunda yakınmıştı.

…Amerika sanatı o kadar ilerletmiştir ki, bugün tüm ulusların sanatçılarının yolculuk ettiği Mekke’dir…. Amerika’nın işçi sınıfları arasında, tüm dünyanın geri kalanından daha fazla piyano, keman, gitar, mandolin ve banjo vardır.

[Yeni teknoloji ile] amatörün tamamen ortadan kalkması ve onunla birlikte uzmanlık alanı veya hevesi olmayacak bir dizi şan ve saz öğretmeninin ortadan kalkması sadece bir zaman meselesi olacak…. Bir anne, elektrik ışığına uyguladığı kolaylıkla gramafonu açtığında, bebeğini uyutmak için ona tatlı ninniler mırıldanacak mı yoksa bebek makineyle mi uyutulacak (Sousa 1906).

Ancak çoğu akademisyen bunun sonuçlarını dikkate almadı ve ses yeniliklerini çok endişe duymadan kabul etti ve teknolojiyi eğitmenin aracı olarak benimsedi: örneğin, öğrenciler artık “teknik olarak kendilerinden çok ileride ve tanımanın başka bir yolu olmadığı” değerli besteleri duyabildikleri için daha fazla ilham alabiliyorlardı. (Cooke 1916). Ayrıca kayıtlı müzik, müziği anlayışı kursları akımına teşvik etti. Çünkü öğrenciler artık bir sınıfta oturarak çeşitli türler ve şaheserler dinleyebiliyorlardı (Apel 1969). Böylece akademi, teknolojinin statükoyu genişletmek için bir araç olarak algılandığı “asimilasyon stratejileri” ile teknolojiyi bünyesine aldı (Hayles 2012; Ruthman 2017). Bu, müzisyenlerin dijital tabletlerini/iPad’lerini 300 yıllık notalar için yalnızca bir ekran olarak kullandıkları yakın zamanda görülene benzer bir yaklaşımdır. Etkileşim ne kadar faydalı olursa olsun, bu yaklaşım teknolojinin daha geniş toplumsal ve ekonomik bağlamını göz ardı etmektedir.

Yazar: Lisa A. Urkevich
Orijinal Başlık: Our Rebirth: Reshaping the Music Discipline after the Covid-19 Pandemic
Yayın: College Music Society, Cilt 60, No. 1, 2020.
Orijinal Makale

YORUM YAP

Your email address will not be published.