Boulez’in Mallarmé’si

257 okuma

İkinci Dünya Savaşı ardından, dodekafonik müziğin önde gelen isimleri eserleriyle ve düşünceleriyle değil yalnızca bedenleriyle hayata veda ettiklerinde yeni gelen kuşak, dönemini bir öncekiyle bağlama niyetinde olmuştur. Post-Webernkuşağı olarak anılan besteciler seslerin özgürlüğünü savunmaya devam etmiştir. Bu özgürlüğün beraberinde geçmişin getirdiklerinden başka müzik alanındaki diğer birçok gelişme, modernizm döneminin ön sıralarından yerini almıştır. Gelişen dünya, müziği de gelişmelerine dahil etmiştir. Teknoloji ve bilim ilerledikçe müzik de var olduğu çevrenin ürünü olmayı sürdürmüştür. 

Filozof ve besteci Olivier Messiaen’in öğrencisi olan Pierre BoulezWebern’den süregelen dizisel yöntemi köprü olarak kullanan 20. yüzyıl bestecileri arasındadır. Fransız besteci ve orkestra şefi Boulez, Messiaen’in yalnızca müzik öğretilerinden yararlanmamış, aynı zamanda felsefi açıdan düşüncelerinden de etkilenmiştir. Boulez’in Messiaen‘in fikirlerini benimsemiş olmasının, “Livre pour quatuor”da ve “2. Piyano Sonatı”nda ritmik ve dinamik diziselliğin olanaklarını keşfetmesini sağladığı öngörülmektedir.

Boulez, “12 ses sisteminin gerekliliğini deneyimlememiş olan bir besteci işe yaramazdır.” şeklindeki keskin düşüncesi ile, Schönberg yerine Webern’in izinden gittiğini belirtmek istemiş ve Schönberg’i, gösterişli romantizmi ve klişeleri üzerinden eleştiriye tutmuştur. Bu dönemdeki diziselliğin ilk var olduğu şeklini sürdürmeyişinden, müzikoloji profesörü Jean-Jacques Nattiez ise şöyle bahsetmiştir: “Boulez ve Berio dizisel yöntemin kazandırdıklarını kabul etmekle birlikte, onun 50’lerdeki aşırılıklarından kurtulmuşlardır.”

Peki Boulez için dizisel yöntem o dönemde tam olarak ne ifade etmiştir? Boulez “yapı“nın, dönemin “anahtar kelimesi” olduğunu düşünmüştür. Dizisellik bestecileri, mimar veya ses mühendisleri gibi yapı ve organizasyonla ilgilenmiştir. Fikirlerini bilimsel bir titizlikle takip edip teknik kitaplarında araştırmalara ve matematiğe oldukça değinmişlerdir. Dizisellikte, Stravinsky’nin yıllar önce ifade ettiği “nesnel bir ses sanatı”na duyulan özlem yerine getirilmiş gibi görünebilir, ancak henüz öyle değildir.

Geçmişin izinden gidilen ancak içine yeni yolları alan ve bazı yolları da bünyesinden uzaklaştıran bu dönemde, Boulezmüziğin bilimle iç içe olduğu görüşündedir. Tüm bilimlerin genel teorisi müzik ve gelişen bilimin öncüsü de yine müziktir. Bu düşünceye ilişkin, ilk eğitimini mühendislik üzerine tamamlamış olan Boulez fikirlerini şu şekilde açıklamıştır: “Bizim devrimiz, birkaç nesil boyunca geleceğin şaheserlerini yaratacak yeni bir lisan oluşturmakla ve düzenlemekle meşgul olacaktır.” Oldukça belirgin görüşler ve iddialı sözleri ile Boulez, müzik alanında kendi yapacakları ve yaşanacak gelişmeler adına büyük bir heyecan yaratmayı başarmıştır. Bu yarattığı heyecanın altını doldurmakta da gecikmemiştir elbet. Farklı icracılar tarafından seslendirildiğinde, müziklerinin de kulağa farklı gelmesi yazdığı iskelet müziklerden anlaşılan Boulez, bir kompozisyonun herkes tarafından yapılamayan, aniden oluşamayan ve belirli bir bilgi birikimi sonucu var olabilen bir yapıya sahip olduğunu dile getirmiş ve eklemiştir:

            “Yazılmadan yapılan her yaratıyı yadsımak gerekir (…). Doğaçlama mümkün değildir (…). Örneğin Bach’ın doğaçlamalarından söz edilir. Zannediyorum ki Bach, doğaçladığını yazmıştır ve yazdığı en enteresan olanıdır. Çoğunlukla bu doğaçlamalar sadece yalın, tınısal örneklerdir, bazen merak uyandırmakla birlikte, hiçbir şekilde bir beste olarak adlandırılamaz. Bu, sürekli heyecan, yatışma yaratır ve benim için tahammül edilemez bir şeydir (…).” 

Boulez, kompozisyonun oluşturduğu bu “kişisel zevk”ten hoşnutsuzdur. Ne zaman ki müzik ve hazzı, çoğalan bir hal alırsa o zaman müzik kendi benliğine dönmüş olur. Bu da yaşamın ve gerçeğin bir yansımasıdır.  

Her gün bir önceki günden farklı yeniliklere tanıklık ederken insan, doğayı anlamada da o günün getirilerine göre hareket etmektedir. Her dönemde olduğu gibi sanatlar ve sanatçılar arası etkileşim daimidir. 19. yüzyılda yaşamış Fransız şair Stéphane Mallarmé diğer başka birçok sanatçıda olduğu gibi, büyük düşüncelere ve farklı bir vizyona sahip Boulez’de de büyük bir etki yaratmıştır.  

Yirminci yüzyıl ortalarında ve yaratıcılığının üzerine yöneldiği yıllarda Pierre BoulezMallarmé’ye yakınlaşmıştır. Debussy’nin de eserlerinden ilham aldığı sembolist şair Mallarmé’yi sorgulamaya ve üzerine düşünmeye başlamıştır Boulez. Bu sorgulama belki de kendisini onda bulmasından kaynaklıydı kim bilir. Keza, iki sanatçının da birçok ortak yönü bulunmaktaydı; nesnelerin kendilerinden çok aralarındaki ilişkiyle ilgilenmiş, şiirsel ya da müzikal fark etmeksizin kullandıkları dilin yalın olmasını arzulamışlardır sanatlarında.

1957 yılında Boulez ilk “rastgele” kompozisyonlarını icra etmiştir; tesadüftür ki(!) Mallarmé de yapıtları öncülüğünde, Latince “alea (kumar/oyun)” kökünden gelen “aléatoire (rastgele)” sanat unvanına sahip olmuştur. Boulez’in üçüncü sonatı bu soyut yakınlığa somut bir örnektir. Boulez bu sonatında, kullandığı tempo dışında bir sürü olasılık ve alternatif barındırmaktadır. Bu çalışma modeli, tıpkı Mallarmé’nin sayfalara düzensizce attığı kelimeler, ifadeler ve işaretlerden oluşan “Un Coup de Des” şiiri gibidir. Mallarmé de bu şiiri ve diğer çalışmaları ile, eskizlerinin okuyuculara sonsuz olanaklar sağlamak için oluşturulmuş bir estetik anlayışına sahip olduğunu göstermeyi amaçlamıştır.

Boulez ve Mallarmé ilişkisini başka bir boyuta taşıyan bir diğer unsur ise Boulez’in Mallarmé’nin portresini anlattığı aynı isimde bir kompozisyonudur. Mallarmé’nin üç sonesi ve iki şiirinden metinlerin bulunduğu bu çalışma Boulez’in en uzun eseri olmuştur. “Mallarmé’nin Portresi” alt başlığını taşıyan “Pli Selon Pli” eseri soprano ve orkestra için bestelenmiştir. “Kat kat” anlamını taşıyan bu eserin ismi, eserde sona yaklaştıkça ve aynı zamanda katmanlaştıkça oluşan Mallarmé’nin portresini temsil etmektedir. Boulez, kompozisyonun sürdüğü beş yıl boyunca, sesler aracılığıyla yavaş yavaş şairin etkileyici kişiliğini ve estetik teorilerini ortaya çıkarmıştır. Öyle ya, bu kadar ortak noktadan sonra eserin Boulez’in kendi portresini sunduğu da söylesek pek de yanlış olmaz.

Mallarmé’nin şiirlerinin yapısına her fırsatta atıfta bulunmaktan çekinmeyen, kendi döneminin önde gelen isimlerinden olduğunu eserleriyle, düşünceleriyle ve karakterinin gücüyle göstermeyi bilen ve en önemlisi de çağının ihtiyaçlarına daima ilgili olan Boulez şöyle seslenmiştir: “20. yüzyılı deneysel bir çağ olarak tanımlayınız; çünkü her çağ kendi içinde deneysel olmuştur. Mozart da, Bach da kendi zamanına göre deney yapıyordu! Her çağ gibi 20. yüzyıl da çok coşkulu, çok güzel müzikler sundu.” 

Kaynakça 

Attali, J., 2017, Gürültüden Müziğe, Ayrıntı Yayınları, sf.135, 171-172,176

Cook, N., 1999, Müziğin ABC’si, Kabalcı Yayınevi, sf.89

Griffiths, P., 1992, Breve Histoire de la Musique Moderne, de Debussy a Boulez, sf. 112-142

İlyasoğlu, E., 1994, Zaman İçinde Müzik, Yapı Kredi Yayınları, sf. 297

McCalla, J., Sea-Changes: Boulez’s Improvisations sur Mallarmé, The Journal of Musicology, Vol. 6, No. 1, (Winter, 1988), Published by: University of California Press, sf. 83-106

Ramaut-Chevassus, B., 2002, Müzikte Postmodernlik, Pan Yayıncılık, sf. 22-23

Say, A., 2008, Müzik Nedir, Nasıl Bir Sanattır?, Evrensel Basım Yayın, sf.147

YORUM YAP

Your email address will not be published.