Başlangıcın Saygınlığı

311 okuma

Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Tanrı ” Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.
Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
Işığa ” gündüz”, karanlığa ”gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
(Tekvin 1:1-5)

Karanlığın gizemi ve etkileyiciliği belki de bu satırlar arasında saklı duruyor. Biçim ve ağırlıktan, ses ya da anlamdan yoksun karanlık bir okyanustan bahsediyor Tekvin Kitabı(1:1-5) Yaratılış’ın ilk gününde kontrolü elinde tutan, dünyaya kaynaklık eden güç karanlıktır. Bu, durum çoğu kaynakta yokluk veya hiçlik olarak yorumlansa da; karanlık başlangıcın saygı duyulan gücüdür.

Yaratılış, doğada kaosla, karanlıkta başlar. Her şeyin potansiyeli bu karanlığın içinde gizlidir. Makro kozmos’un mikro kozmos olan atıfında insan yaratılışına yolculuğu da; bir kadın rahminin açılmasıyla, içerdeki karanlığın dış ışığı doğurmasına başlangıç alır.
Kaos’tan doğan Kozmos (kökeni ”düzen” anlamındaki Yunanca kosmos) kelimesi, her türlü ” yapma eylemi”nin örnek oluşturacak modelidir. Çünkü Kozmos, hem yaratıcı durumun hem de her yaratılışın ideal ana örneğidir, ve yine Kozmos tanrısal bir yapıttır; doğrudan doğruya kendi yapısı içinde kutsallaşmıştır. Anlam genişlemesiyle daha genel olarak, yetkin ”dolu”, uyumlu, verimli, tek sözcükle ” kozmoslaşmış” olan her şey, bir Kozmos’a benzeyen her şey kutsaldır.

Birçok dinsel ritüel karanlık ve ışık sembollerinden faydalanır. Musevilikte Sebt’i karşılamak üzere cuma gecesi iki mum yakılır; Katoliklikte dua için yakılan mumlar eşliğinde dua edilir,Hindu ışık şenliğin Diwali’de Tanrıça Lakşmi’yi içeriye kabul etmek için binalarını seramik lambalar ile süslerler. Kitabi Mukaddes’te ışıktan şöyle söz eder; ” Bir zamanlar karanlıktınız ama şimdi Rab’de ışıksınız.” der. Karanlık kutsaldır ve ışıkla taçlanmadığı sürece, sancılar çeken Gaia’dan da farksızdır.

Katolik Kilisesi’nde ilk başladığı 9.yüzyılda her gece yarısı, şimdi ise Kutsal Hafta’nın son üç gününde çarmıha gerilişi anmak üzere düzenlenen Tenebrae ( Gölgeler) ayini, mum ışığı ile düzenlenir. Bir üçgen mumluk üstünde duran ve her biri insan hayatı kadar kırılgan ve kısa ömürlü sayılan 15 mum teker teker söndürülür. Saklanan son mumun herkese gösterildikten sonra söndürülüşünü izleyen sessizlik ve karanlıkta, cemaatin dağılması için şiddetli gürültü; bazıları bunun aslında Mesih’in öldüğü sırada bastıran ani karanlığı ve kopan depremi temsil ettiği söylenir.

Öte yandan, İslamiyet’e baktığımızda birçok dinde olduğu gibi, karanlığın ibadeti teşvik eden fikrini benimser, bunun kaynağı belki de çöldeki gece huzurudur; katı, soğuk, sonsuz görünüşlü çöl üzerinde yeryüzü, gökyüzündeki karanlık, yıldızlı gökle birleşmiş görünür, her şeyin başlangıcına dönüş anını yineleme ritüelinin verdiği huzur buradan kaynaklanıyordur belki.

Karanlık kavramını hayatımızdaki uyumsuzluklar, yeterince açıklayamadığımız ve bizi tedirginlik eden duyguların mecazı olarak kullanırız, bilinirliğin hemen öncesindeki o ince sınırı çeker karanlık. Yunan mitolojisi bu sınırı Erebos üzerinden anlatır. Karanlık ve gecenin temsili Erebos aynı zamanda ölüler diyarına verilen addır. Dünya ile Hades arasında duran bulanık bir yerdedir; fizikselliği karanlıktan oluşur, yaşayanların bildiği şeylerin ötesindedir. Güneş Tanrısı Apollon’un oğlu Orpheus, eşi Eurydike’yi karanlık krallığına kaptırınca, Styx adlı siyah renkli nehri aşar ve eşinin geri verilmesi için yalvarır. Sonunda yeryüzüne, aydınlığa çıkıncaya kadar dönüp eşine bakmaması kaydıyla Erebos razı edilir fakat Orpheus sonunda tekrar görmek istediği Euridike’ye bakmaktan kendini alamaz; çünkü görmek yaşamakla eşanlamlıdır.

Yunanca ışık için kullanılan phos kelimesi aynı zamanda hayat anlamına gelir. Yaşamak bakmak ise ölmek, karanlığa kapılmaktır. Erebos ve Hades karanlık oldukları için görüşten yoksundular.

Bu mitten etkilenen Alman besteci Christoph Willibald Gluck ” Orphe ve Eurydice” operasını hazırlamıştır. Gluck, bu mitsel konuyu kullanmış hem de operada yeni bir dönem başlatmıştı. Konusu karışık ve karmaşık müzikler ile ihtiva edilmiş opera serileri yerine hem dram hem de müzik için ” soylu basitlik” kavramını geliştirmişti.

Karanlık fikrinin inançlar üzerindeki etkisi, sanat alanında da devam etmişti. Yaratılış mitoslarına ve evrendeki konumumuza ilişkin kavramlar hayal gücünden kaynaklanır, yazarlar, müzisyenler ve ressamlar karanlığın belirsizliğine dayandırdığı bir çok eser üretmiştir.

Dante’de cehennemin ortası ” som karanlığa bürünmüş” haldedir. İlahi Komedya giriş mısralarında okuyucuyu karanlığa atıp başlar.
Hayat yolculuğumuzun ortasında
Dolambaçsız patika kaybolduğunda
Kendimi karanlık bir ormanda buldum
( Dante Alighieri,İlahi Komedya,Cehennem.)

Shakespeare Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda karanlık ve aydınlık fikirlerini işler. Büyülü bir ormanda geçen konu, Benjamin Britten’in operasında tekrar canlandırılır, içeri giren seyirciler kendilerini dosdoğru karanlık sahnenin içinde bulurlar. Operada gelişen olayların yegane tanığı sadece aydır.

Caravaggio tablolarında karanlık önemlidir. Sanatcının etkileyici tablolarının bir sırrı da dramatik konrtastı yaratmak amacıyla stüdyosunu siyaha boyayıp çok ufak bir ışık kaynağı bırakmasında yatmaktadır.

Yaratılışa ve karanlığa dair bu kadar söz söyledikten sonra Joseph Haydn Yaratılış Oratoryosu’nu dinlemeden yazıyı tamamlayamazdım.  Düzen ve form aşığı Haydn, evrende oluşan gerilimi, yani hiçlik ile varoluş arasındaki gerilimi kaos bölümüyle çok güzel anlatmıştır bu eserinde. Bu bölüm oratoryonun giriş bölümüdür. İlerleyen bölümlerde evrenin yaradılışı günlere bölünerek anlatılır. Altıncı gün canlılar ve en son insan yaratılır. Eserin libretto kısmının uzun bir geçmişi var. Üç kaynak esas alınarak oluşturulmuş ;Genisis İncil’deki kitabı Mezmurlar ve John Milton ‘ın Kayıp Cennet . Dünya, Güneş ve Yıldızları konu alan bu eser Haydn ‘ın son oratoryosu olmuştur.

Joseph Haydn Yaratılış Oratoryosu

Karanlığı konu alan diğer bir klasik sanatçı ise Mehmet Aktuğ’un Fino Esilio ( Son Sürgün) eseri. Eser, yörüngesinden çıkıp, ışığını kaybeden ve boşluğun sonsuz karanlığında kaybolan eski bir yıldızın karanlıklar içinden gelen hüzünlü bir çığlığı olur.

Mehmet Aktuğ ” Son Sürgün”

Karanlığın ya da siyahın ya da gecenin… farketmez içine dalmak için gözlerinizi kapatmanız yeterli, çünkü hiç bir yaratım gün ışığının altında yapılamaz. Gerçeklik denilen şeyin gölgelerden ibaret olduğunu ve bütün şeylerin aslında tek şeyin, insanların insanla, insanlığın Tanrı’yla kaynaştığı bir merkezin veçheleri olduğunu… gönülden kavramamızın dileği ile…

YORUM YAP

Your email address will not be published.