Başka Bir Dünyadan: Horasan

207 okuma

Kendi halinde güzel olan her şeyi sevmiyoruz. Sevebilmemiz için başka dinamiklere de ihtiyacımız var. İlkçağ felsefesi ‘’sevme,hoşlanma’’ anlamına gelen philia kelimesini kullanır. Aynı zamanda dostluk anlamına da gelir yanlış kullanım olsa bile. Asıl gözden kaçan anlamı şudur; dostluğun başlangıcında yer alan hoşlanma, karşılaşma halindeki ilk temastır. Kendisine yakınlık duyduğumuz, sempati duyduğumuz, bize bu izlenimi verecek şeyde, yani kendisiyle dostluk kuracağımız her şeyde, ‘’bir başka dünyadan’’lık,hali arıyoruz. Bir tür beceriksiz hali, bir tür tuhaflık olmazsa asla dostluk kuramadığımızı yaşam tecrübesi olarak sizde fark etmişsinizdir. Bir tür beceriksizlik, bir tür afallama, yer -yön kaybı karşısında duyduğumuz belli bir duygu vardır ve bu doğrudan doğruya bizi o yöne doğru çeker. Çağdaş Türk resim sanatının başarılı temsilcilerinden Mustafa Horasan’nın resimlerinde yer alan figürlerin içinde yer aldığı durumda buna benziyor. Figürlerin hareketleri ile renkleri arasında yer alan tezatlık izleyicisinin önce afallatıyor. Figürlerin hareketi, birbiriyle girdikleri ilişki içerisinde, izleyici kendisini oyuna dahil edilmiş buluyor. Boyutları değişmiş uzuvlar, birbirinin içine geçmiş gövdelerde estetik bir kaosu oluşturuyor. ‘’bir dünyadan hali’’ diye tanımlayabiliriz bunu, sanki kendi dünyalarından kopup o anın görüntüsü eşliğinde bizlerin dünyasına düşmüş gibiler.  Teknik acıdan mükemmel olsa bile, içerisinde yatan imgenin; fizyolojik, biyolojik, anatomik özelliklerine bağlı eksiklikler ya da fazlalıklar barından halin içinde kayboluyoruz. Leibniz acısından baktığımızda ‘’ başka dünyadan’’ kavramı daha iyi anlatacak kendisini. Bu dünya için gerçeklik algımıza uymayan imgeler başka bir dünyaya ait. Bu dünyanın kendine özgür bir zarafeti, farklı bir hareket rejimi var, tümüyle farklı bir hareket düzeneği, akışkan bir yaşam… Hayal gücümüzü yararak geçen ya da hayal gücümüzün izin verdiği yerlere girerek, onların içiresinden geçerek var olan yaratıklar, varlıklar, gerçek dünyadakinden çok farklı bir aisthesis… Aisrhesis / Estetik kavramını da Ulus Baker’in dediği gibi çok derin anlamlı düşünmeye de gerek yok. Yunanca aisthesis basitçe bir tür sensation’dur ( duyumsama) bir tür hissediş.

Dışardaki insan için öznenin koşullarının kısıtlılığı karşısında, sanatçı kendi dürtülerini, kendiliğinden gerçekleştireceği bir alan buluyor. Bu alana / oyuna bizi de dahil ediyor. Horasan resimlerinde normal halin bozulduğu, ruhunda çatlakları olan özneden ve kendisinin öneriş olduğu, yersiz yurtsuz hale gelmiş ve arzu içinde bulan bir özne görüyoruz. Yaratım gücü de burada yatıyor, kodlanmamış ve düzenlenmemiş hal, tuvalde düzenli hale geliyor.

Sanatçının, hayal dünyası, olası olasılıkların aynı anda devam ettiği birçok kırılımın yaratıldığı yerdir. Ne zaman ki tuvalin başına geçilir o zaman tüm olasılıklar ressam tarafından yok edilir. Duyma – kavrama-yaratma sürecinden geçen sanatçı, olası olasılıkların kaosundan uzaklaşır ve vardığı noktanın sonucu artık tuvalin üzerinde, izleyicisinin karşısındadır.

Tedirginlik, Yalnızlık ve Karamsarlık

Artık bakılan dünya yuvarlak değil, 4 köşedir. Sanatçı resmini 1 kere yapmış olsa da ona bakan insan sayısı kadar yeniden yaratılmaya devam eder. Figür, izleyicinin ya da gelip geçen birinin varlığını bekler. Çünkü figürün bir parçasını oluşturan acının meşrutiyeti için bir tanığa ihtiyaç duyulur.

Sanatçının resimlerinde insana ait figürde bir bozulma ile karşılaşılıyor. Yüz ve beden tertiplerinin değiştirmesi ile insana ait olandan bir şeyleri söküp alıyor. Kafayı göstermek için yüzdeki fazlalıkları temizlemeye gidiyor. Deleuze’un ifadesiyle devam edecek olursak bu temizleme ile insana ait olanlar ayıklanarak hayvana ait olan (ilkel benliğimiz) ile gidiş-gelişler yaratılıyor. Hayvanla insan arasında bir ayırt edilemezlik, kaotik bölge yaratılıyor.

Horasan’ının figürlerinin girdiği hallerde, kendisini bekleyenler için psikanalizin yaptığına benzeyen bir etki bulunduruyor. Nasıl ki psikanaliz, bilinçdışını, buz dağının görünmeyen yüzeyini sakin bir halde görünmesine yardımcı oluyorsa, sanatçıda benzer bir şekilde toplumsal düzeydeki bilinçdışını izleyicisine sunuyor. Eserin, izleyicisine bakan ve ona yönelmesiyle kontak kuran potansiyelleri, içeride bir yerde olanları hareket geçirecek etkisi bunun altında yatıyor.

Resimlerdeki acı, umutsuzluk, şiddet, korku ve yalnızlık en çok hissedilen kavramlar arasında yer alıyor. Bütün bu kavramlar sakat bir beden, kan veya yarada, çoğu zamansa korkunç bir yalnızlıkla ortaya çıkar. Yapıtlarında görüntülediği figürler aslında ruhumuzun gizlerine tutulan bir aynadır .

Horasan’nın ‘’Bir Haremağasının Son Günü’’ tablosunda, figürler  bir daire içine hapsediliyor. Burası ayını zamanda sahne görevi de görüyor. Baktığımız gösterinin bir uzamı oluyor. Burası aynı zamanda seyirciye, bakışının  nereye odaklanacağını  işaret eden komutu da gizlemiş. Figür alıkonuşmuş, dönüşüme uğratılmak üzere seyircisine sunulmuştur. İşleme uğrayacağı kaide/platform, imgenin, görünmez kuvvetlerce  deformasyona uğratılacağı bir teşhir sahnesidir aynı zamanda. Sanatçının tecrit etme duygusunu diğer tablolarında görüyoruz.

.

Figürlerin, içinde kaldığı kapalı sistem, dış dünyadan uzak tecrit duygusunu vermeye devam eder. Yukarıdaki eserde örneğini gördüğümüz gibi bazen  figürü çizilmiş çizgiler içine yerleşir, bazen bir küpün içine bazen de dimdik bir çubuğun ya da ipin  üzerinde asılı bırakılır. Bu salt, fiziki bir tecrit değil aynı zamanda figürü doğal alanından söküp almak, onun bir anlam evreninden, bir geçmişten ve bir bağlamdan koparmak, tek ve biricik kılmak amacını da taşır. Figür artık figüraldir. Bu sayede seyircinin; karşılaştığı imgeyi zihniyle yorumlayıp klişelere ulaştırılmasına engel olur. Figür, seyircisinin zihninde artık özgürdür. Deleuze bu tarz figür kullanımı için, ‘’ kişisizleştirilmiş, yersiz-yurtsuzlaştırılmış’’ yorumunu yapar.  Resmin geri kalanında çoğunlukla düz bir zemin bırakan Sanatçı, hareketsiz düz alandan, hareketi figüre doğru taşır, figürün dört bir tarafını bu uzam ile kuşatır ve dokunulmaz kutsal bir alan oluşturur. Figür artık hareketin için hapsolmuştur. Deleuze bunu “figürlerin en uç noktadaki yalnızlığı, bedenlerin bütün izleyiciyi dışarıda bırakacak şekilde, en uç noktadaki kapatılışı” olarak tanımlıyor.

Söz konusu bu iki resimde de kontur-çizilen hatlar artık düz bir alan değildir,yeni bir işlev üstlenmiştir. Beden bizim ardını göremediğimiz karanlık bölgeye doğru gitmek, yani aslında yok olmak ister. Figür artık salt tecrit edilmiş değil, aynı zamanda biçimsizleşmiş bedendir. Maddi yapıya katılmak, onda dağılmak zorundadır. Figürün maddi yapıyla zorunlu bir ilişkisinin olması, bu biçimsizleşmeyi bir yazgı haline getirir.

Ritim, bedeni kateden bir titreşimdir. Duyumsama, sinir sisteminde, tende vuku bulduğuna göre, bu beden yeni bir algı içinde değerlendirilir. Deleuze’ün , Bacon’ın figürleri için kuşkusuz “organsız beden”lerdir, demiştir. Organsız beden, Antonin Artaud’dan ödünç alınmış bir kavramdır. Aynı ödünç almayı Horasan’nın resimleri içinde kullanmak yerinde olur.

“Oysa şimdi insanı sikip atmaya karar vermek gerekir. Onu bir kez daha –ama sonuncu kez- otopsi masasına yatırıp, anatomisini yeniden yaparak. Anatomisini yeniden yaparak diyorum. İnsan hastadır çünkü yanlış kurulmuştur. Onu soymaya karar vermek gerekir, onu ölesiye kaşındıran şu hayvancağızı kazımak için, tanrıyı ve tanrıyla beraber onun organlarını. Çünkü bağlayın beni isterseniz ama organdan daha değersiz bir şey yoktur. Onu organsız bir vücut yaptığınızda, onu tüm otomatizmlerden kurtarmış ve gerçek özgürlüğüne kavuşturmuş olacaksınız. O zaman yeniden öğreteceksiniz ona tersine dans etmeyi. Halk balolarının coşkusundaki gibi. Ve bu ters, onun düzü olacaktır.”

(Artaud, Antonin (1999) Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin)

Organsız bedenleri, varlığın uzam ve zaman tarafından sınırlandığı haliyle değil, bizzat varlığın kendisi olarak, var olmaktan başka hiçbir şey olmadığını algılayarak yorumlar sanatçı. Beynin komuta ettiği bir hiyerarşiden çıkan beden, tutkuya ve sonsuz eylem gücüne ulaşır. Deleuze’e göre organsız beden, genişliğinin varyasyonlarına göre, bedenin içerisinde düzeyler veya eşikler çizen bir dalga tarafından katedilir. Yani bedenin organı yoktur, düzeyi ya da eşikleri vardır. Organsız beden, yaşamsal bir güç olarak temsil edilir, sanatçının eserlerinde. Bedenlerimizi bazen yaşam alanımız bazen de hapishanemiz olarak kullanıyoruz. Bu durumun temsilinde, fgürlerin yüzleri siliniyor, organlar atılıyor. Geriye sadece ten ve sinirden oluşan sadece hisseden ve dışa vuran bedenler kalıyor. Artık figür duyumsayan bir etten ibaret. Et ise insan ile hayvanın ortak ayırt edilmezlik bölgesidir. Acı çeken insan bir hayvan, acı çeken hayvansa bir insandır. Oluşun gerçekliğidir bu. Sanatçı’nın resmettiği şey yüz değil, baştır. Yüz, organların organizasyonunun bir parçasıdır. Horasan, yüzü silmek ve onun altında yatanı keşfetmek, onu yüzeye çıkarmak niyetindedir. Bunun için organlar deforme etme, silinme, bozulma gibi bazı işlemlere maruz kalır. Tüm bunlar Horasan’nın sanatında, erek-dışı olanın, kendiliğindenliğin ve saf duyumsamanın ressamı olduğunu göstergesidir.

Son olarak;

‘’…kalp böyle düşünceler ile dolduğunda, acık bir gecede yıldızlarla dolu bir gökyüzüne bakıldığında ancak soylu ruhların hissedebileceği bir doyum türü vardır. Doğanın genel stilinde ve ruh dinginliğinde, ölümsüz ruhun kendine dönük bilgi yetisi, adlandırılamaz bir dil konuşur ve ancak hissedilen ama betimlenemeyen, çözümlenemez kavramlar vardır.’’

Sanatçı, Kant’ın ‘’ Evrensel Doğa Tarihi ve Gökyüzü Kuramı’’ eserinin bu bitiş cümlesine meydan okuyor. Hissedilen ama betimlenemeyen kavramlar tuvale aksediyor. Kavrana bilirliğin sınırlı olduğu gerçekliğe, ressam yeni pencere açarak izleyicisini davet ediyor.


KAYNAKÇA

Deleuze, Gilles (2009) Francis Bacon Duyumsamanın Mantığı (C. Batukan, E. Erbay, çev.) İstanbul: Norgunk.

Sauvagnargues, Anne (2010) Deleuze ve Sanat ( N. Sarıca, çev.) Ankara: De Ki

Artaud, Antonin (1999) Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin (A. Soysal, çev.) İstanbul: Nisan.

YORUM YAP

Your email address will not be published.