Amy Fay: Wieck’ler ile Buluşma

317 okuma

Benim için konu biraz farklı çünkü bu eseri Clara Schumann’dan üç defa dinlemiştim. Bayan Wieck’in icrası ise beni hiç memnun etmedi.

1869-1875 yılları arasında Almanya’da müzik eğitimini sürdüren Amerikalı piyanist Amy Fay’in ailesine yazdığı mektuplardan derlenen ‘Almanya’da Müzik Eğitimi’, abartısız doğal üslup ve zengin detayları ile döneme ışık tutan bir yayındır. Bu makale Fay’in kaleme aldığı mektubun çevirisidir.

Berlin, 10 Şubat 1872.

Geçtiğimiz hafta Pazartesi J.L. ile Dresden’e, B.H. ‘yi ziyarete gittim. Öğleden sonra beş sularında vardık, B.’nin hizmetçisi bizi karşıladı. H. ‘lerin evi harika! İki yıl boyunca kahve ve çörek yedikten sonra bir kez daha Amerikan kahvaltısının keyfini çıkardım!

Bayan H. bizimle tanışması için sürekli insanları evine davet etti. Kimsenin gelmediği zamanlar da ise tiyatro ve operaya gittik. Bir akşam Marie Wieck’i (Clara Schumann’ın kız kardeşi) çaya davet etti. Onunla tanıştığıma çok sevindim. Kendisi harika bir artist. Clara Schumann stilinde çalıyor ancak eser yorumları onun ki kadar muhteşem değil. Tuşesi hatasız. B. ‘nin ricası üzerine bize bir şeyler çalmak istedi ancak B’nin piyano mekanizması ona uymadığı için çalamadı. Ayağa kalktı ve kendi evlerine gelmemiz durumunda çalabileceğini söyledi. Bu teklif beni çok heyecanlandırdı. En sonunda bir jenerasyonu yetiştirmiş meşhur ‘baba’ Wieck’i görebilecektim!

Bayan Wieck ile cumartesi akşamı için randevulaştık. Yaşlı Wieck söz konusu olunca, evlerine gitmeden önceki akşam, B. nasıl davranmamız gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Hayatımız boyunca ailenin bir parçasıymış gibi içeri girmemiz gerektiğini, “İyi akşamlar baba Wieck” ile selam vermemizi istedi. Oturduktan sonra yanımızda dikiş veya örgü varsa bunun faydalı olacağını da ekledi. Durum ne olursa olsun saatlerce orada kalacağımız aşikardı. Baba Wieck, kısa oturmalar için gelenlere “Ne? Benim gibi ünlü birisini yarım saatte mi tanıyacağınızı sanıyorsunuz?” diye çıkışır, “Sanırım imza için geldiniz?” diye görüşmesini sonlandırırdı. İmza vermekten de nefret ederdi.

Bize tarif edilenleri dikkate alarak programımıza uyduk. Basit bir şekilde döşenmiş, her iki ucunda da kuyruklu birer piyanonun bulunduğu geniş bir odaya alındık. Bayan Wieck ve “baba” bizi içten karşıladı. Çay servis edildi. Kısa süre içerisinde yaşlı adam sabırsızlandı ve “Hadi! Genç bayanlar bana bir şeyler çalacakmış, şimdi başlamazsak hiçbir şey başarmış olamayacağız” diyerek çay keyfimizi yarıda kesti.

Tüm yaşamı müzik ile iç içe olan bu adamın ücretsiz olarak ders verdiği bir kız sınıfı mevcut. O akşam, bu sınıftan beş kız da bizimle beraberdi. Baba Wieck çok güç işitiyor olsa da müzikal tüm seslere oldukça hassastı – tıpkı kızı Clara Schumann gibi.

Bayan Wieck açılış için ayağa kalktı. İri yarı, henüz kırklı yaşlarında ve sakin birisiydi. Harika çaldı, tuşesi insanı kendine hayran bırakan cinstendi. Onu dinledikten sonra Wieck’lerin ‘dokunuşu’ kendilerinden başka kimsenin öğretemeyeceğini savunmasına şaşırmamak gerekir!

İlk önce Chopin’in Fa-majör noktürn’nünü çaldı. Yaşlı adam ‘tahtta’ oturur bir eda ile sandalyesinde kurulu şekilde her parçayı anons etti. Cümlesinin sonunu şöyle bitirdi:

“Bundan kırk yıl önce Berlin’de kızım Clara’ya bu noktürn’ü çalması için izin vermiştim. Konser sonunda en yüksek tirajlı gazete ise ‘Bu genç kızın yeteneği var; yazık ki kafası tuhaf yeniliklerle dolu bir babanın ellerinde!’yazarak eleştirmişti. Chopin o yıllar da halk için çok yeniydi”

Harika bir Bach yorumcusu olduğunu duyduğum Bayan Wieck’ten noktürn’ü bitirdiğinde Bach çalmasını rica ettim. Şu an çalışmış olduğu bir Bach eseri olmadığını, aynı dönem bestecisi Haesler’den bir gigue çalabileceğini söyledi. Harika bir icra ile eseri bitirdi. Son olarak Beethoven’ın Mi-bemol majör sonatının son bölümünü çaldı ancak yorumundan etkilendiğimi söyleyemem.

Kısa bir aradan sonra Bayan Wieck benim çalmamı istedi. Bir haftadır Dresden’de olduğum ve piyano başına oturma fırsatı bulamadığım için çalmak istemedim.Tausig’in bana söylediği bir söz aklıma gelmişti (pek inandırıcı olmasa da); ‘on dört gün boyunca çalışmazsam hiçbir şey yapamam.’

Yaşlı adam ayağa kalkarak “Şimdi başka bir şey yapacağız” dedi ve piyanonun başına geçti. Sınıfından üç kız sırayla şarkı söyledi. İçlerinden birisine bir kadans ile doğaçlama yaptırdı, bir diğeri eşliksiz olarak alto söyledi. Onlarla gurur duyuyordu. Öğrencilerini her türlü yöntem ile eğitiyordu. Verilen her tonda şarkı söyleyebiliyorlardı. Usta’nın şarkı sınıfı bitirdiğinde Bayan Wieck üç eser daha çaldı. Bunlardan birisi Liszt’in aranjmanı olan Schumann’ın “Du meine Seele” şarkısıydı. Glück’ün bir gavotte’si ile bitirdi. Baba Wieck eseri şöyle anons etti:

“Glück’ün operalarından birisine ait olan bu gavotte, Brahms tarafından piyanoya uyarlanmıştır. Yüzeysel bakan bir gözlemci için ikinci kısım çok kolay gelebilir, ancak bana göre doğru zamanlama ile çalabilmek zor.”

Benim için konu biraz farklı çünkü bu eseri Clara Schumann’dan üç defa dinlemiştim. Bayan Wieck’in icrası ise beni hiç memnun etmedi. İkinci bölümü, ilk bölüme göre iki kat hızlı çalmıştı. “Kız kardeşiniz ikinci bölümü daha yavaş çalıyor” dedim. “Yani?” diye yanıtladı. “Ondan hiç dinlemedim” dedi. Tekrar, ama bu kez daha yavaş çalmaya başladı ve bana “Bu kadar yavaş mı?” diye sordu.

Başımı olumsuz ifade ile sallayınca üçüncü defa ve baştan, daha da yavaş çalmaya başladı “Hala mı yavaş?” diye sordu. Olumsuz yanıtını alınca babasına dönerek “Bayan Fay, Clara’nın ikinci bölümü çok yavaş çaldığını söylüyor.” dedi.
Bu düzeltmenin bir etkisi oldu mu bilmiyorum ancak benim bir şeyler çalmam konusunda ısrar etti.

Sürekli olarak geri çevirdiğim için “İki yıl boyunca Tausig ve Kullak ile çalışmış bir genç bayanın insanların önünde çalabileceği tek bir eserin olmamasının tuhaf” olduğunu söyledi. Bu iğneleme beni biraz tahrik etti, soluğu piyanonun başında aldım. Beethoven Op. 110 sonatının son bölümünde yer alan fügü çaldım. Çalarken belki elli defa durmam gerektiğini düşündüm; diğer fügler gibi, çalarken eserin ruhunun dışına çıkarsanız bir daha içeri girmeniz mümkün değildir.
Bülow bile önceki gece ki konserinde bu fügü çalarken karıştırmıştı. Umduğum gibi bir problem yaşamadan eseri bitirdim, baba Wieck icramı içten şekilde takdir etti.

Çok iyi ve yoğun çalışmış olduğumu söyledi, etüt çalıp çalmadığımı sordu. Kibar bir Almanca ile fazlasıyla çaldığımı söyledim. Eğer beni kabul ederlerse, bir sonraki yaz Wieckler ile çalışmayı isterdim. Belki de çalışmalıyım. Eski kafalı olarak değerlendiriliyor olsalar da çok tecrübeliler.

Baba Wieck, Liszt’e gitmeden önce Bülow’un hocasıydı!

YORUM YAP

Your email address will not be published.