Alexander Siloti ile Piyano Tekniği ve Eğitim

239 okuma

Rubinstein ve Liszt’in İzleri

Liszt’in favori öğrencisi ve arkadaşı, Rachmaninoff’un akrabası ünlü Rus piyanist Alexander Siloti caddelerimizde yürüyor, konser salonlarımızı ziyaret ediyor ve – umuyoruz ki – yeni kıta da evinde hissediyor!

İngilizce konuşmayı başaramadığını ısrarla dile getiren Siloti Almanca’da sorun yaşamıyor. Dil konusu büyük önem arz ediyor, zira anlatacakları altın kadar değerli.

“Öğrenciliğimin en keyifli ve yorucu zamanları Weimar’da usta Liszt ile geçti. Daha 19 yaşındaydım ve konservatuarı henüz bitirmiştim. Okulu bitirdiğim yıl Anton Rubinstein’dan ders almaya başladım. Bu dev isim, senfoni konserlerini yönetmek için her Moskova ziyaretinde bana vakit ayırırdı. En basit ifadeyle; dersler oldukça zorlayıcıydı.

İlk dersim için dört esere hazırlanmamı istedi. Bunlar: Schumann’ın Kreisleriana’sı, Beethoven’ın 5. Piyano konçertosu ve 110 opus numaralı sonatı ile Chopin’in Si minör sonatıydı!

Bu eserlerin hiçbirini bilmemek ile beraber hazırlanmak için sadece 6 haftam vardı. Günde 7 ila 8 saat çalışarak notalarını öğrendim, müzikalite adına ise hiçbir şeyim yoktu.

İlk dersimizi çok iyi hatırlıyorum. Usta Rubinstein yalnız değildi, cemiyetten birkaç hanımefendi ile beraberlerdi. Odaya girince “-Çal” dedi.

Heran durdurulma korkusu ile başladığım ilk eser Kreisleriana oldu. Tüm eseri Rubinstein’dan tek bir müdahale gelmeden çaldım. Eser bittiğinde yerinden kalkarak yanıma geldi ve “- Kreisler harika bir insandı. Şiirsel bir his uyandırırdı. Yapman gereken, tüm dinleyicilerde bu hissi uyandıracak şekilde çalman.” dedi.

Piyanonun başına geçerek bir kez de eseri kendi çaldı. Genç Siloti işte tam burada kaybolmuştu.

Buna benzer pek çok ders yaptık; şimdi geriye dönüp baktığımda her biri kâbus gibi geliyor. Piyano eğitimimi bırakmamamın tek sebebi olumlu yapım diyebilirim.

Daha ileri çalışmalar yapabilmem için yurtdışına çıkma imkânım oluşmuştu. Rubinstein bile Liszt’in öğrencisi olarak kabul edilmemin benim başıma gelebilecek en iyi şey olduğundan hemfikirdi.

Birkaç arkadaşım ile beraber Leipsiz’e Müzik Festivali için seyahat ettik. Liszt’de festivalde olacaktı. Kendisi ile tanıştım ve beni Weimar’a davet etti.

Festival biter bitez arkadaşlarım beni Weimar’a götürdü ve bir daire kiraladı. O dönem ükemi çok özlüyordum ve tek kelime Almanca bilmiyordum.

Usta Liszt ile ilk derslerimden itibaren bu duygu kaybolmuş, kendimi derslerin harika havasına kaptırmış şekilde buldum kendimi. Geçen üç yıl boyunca Liszt ile çalışıyor olmanın ayrıcalığını, öğrencisi ve arkadaşı olabilme şansını yakaladım.”

Liszt’in Çalışı Hakkında

“Bana oldukça sık sorulan bir soru var. O da Liszt’in nasıl çaldığı ve tuşesinin neden harika olduğu? Bu soruyu yanıtlamak nedense hiç de kolay değil. Liszt’in piyano tonu çok kocaman veya yüksek değildi. Hatta bir kısmımız ile oldukça yakındı denebilir. Ancak bize göre oldukça üstün olduğu nokta şöyle ifade edilebilir; insana olağanüstü derecede nüfuz eden ve dokunaklı. Hiç işitmediğim kadar diyebilirim.

Onun için ‘Piyano çalıyor’ demek doğru olmaz, ‘Müziği çalıyor’ denmeli.

Bizlerin, yanı öğrencilerin oturduğu ve çalışlarımızla mahvettiğimiz piyanonun başına geçer, bu güvenilmez piyanodan hayal bile edilemeyecek bir müzik üretirdi.

Liszt bir defasında Rubinstein ile ilgili bir hikayesini benimle paylaşmıştı, şimdi sırası gelmişken size anlatayım.

Rubinstein, Viyana’da verdiği tarihi konser dizisinin sonunda adına verilen bir ziyafete katılır. Liszt’de oradadır.

Kadehler Rubinstein için kalktığında, yorgun üstat ayağa kalkar ve şöyle söyler: “-Liszt aramızda otururken benim sağlığıma kadeh kaldırma da ne demek? Bizler onbaşı o ise generaldir!”

Anton Rubinstein’ı dinlemiş dinleme fırsatı yakalamış herkes muhteşem bir artist dinlemiş demektir. Ben onunla çalışmış birisi olarak ifade etmeliyim ki bizler pigme o ise dev’dir.

Ama birisi Liszt hakkında konuşmaya başlarsa, o zaman Rubinstein önem sırasında gölgeler arasında kaybolur. Rubinstein pigme, Liszt ise dev olur.

Rubinstein ton kalitesi ile bilinir, ancak Liszt’in tuşesi ise ömür boyu unutulamayacak cinstendir. Beethoven’ın ay ışığı sonatının birinci bölümünü nasıl tonladığını hayatım boyunca unutamayacağım.

Her çalışımda aynısını yaratmak için çabalıyorum.

Öğretmen Liszt

Diğer tüm hocalara göre oldukça farklı bir öğretiş şekli vardı. Öğrencinin arkasına veya piyanonun önünde ayakta – yani tam karşınızda! – dururdu. Çalışınız esnasında yüzünün aldığı ifadelerden hatalarınızı anlamanızı ve hemen düzeltmenizi beklerdi.

İlk birkaç ay sınıf ile derslere katıldım, daha sonra bire bir ders yapmaya başladık.

Müzikal ifadeleri ve duyguları, onun yüzüyle ve mimikleriyle ifade ettiği gibi ifade edebilecek başka hiçbir piyanist olduğunu düşünmüyorum. Liszt bir öğrenciye ilk seferinde olması gerekeni anlatamazsa, daha sonra asla anlatamayacağını düşünürdü.

Kendisi parça vermez, öğrencileri istediğini seçebilirdi. Fakat üç parçanın sınıfa girmedi yasaktı: “Beethoven’ın Ayışığı sonatı, kendine ait 2. Rapsodi ve Chopin’in si bemol minör Scherzo’su. Bu Scherzo ile “Dadı Scherzo’su” diye dalga geçtiğide olurdu.

Tüm bunların dışında her parça çalınabilirdi. Chopin’in prelude’larını duymaktan büyük keyif alırdı. Şiirsel icrada ısrarcı birisiydi. Gruplanmış haldeki ufak notaların çok hızlı çalınması onu irite ederdi.

Bach’ın Müziği

Liszt Bach’ın müziğine hayrandı. Hepimize de bu müziği sevmemiz gerektiğini nasihat ederdi. Kendi adıma konuşmam gerekirse, ben hala Bach’ın müziğinde bir öğrenciyim.

Şimdilerde piyanistler konser programlarına Bach’ı koyuyor. Ancak piyanist genç ise hayat tecrübesi bu eserleri çalması için yetersizdir. Otuzlarında da olmaz. Kırklı yaşlarda anlamaya başlar kırkbeşli yaşlarında ise hayatı anlamış olursunuz.

Bachın müziğini seven kişilere tavsiyem daha derin şekilde çalışmaları. Toprak hazır olduğunda ağacınız doğru ve harika meyveler verecektir!

Çalışma Tarzı

“Evet, yavaş tempoda çalışırım. Genç piyanistlerin hızlı tempoda çalışmaları onların en büyük felaketi olacaktır. Yavaş ve orta kuvvet ile çalışın.

Ben artık gam veya parmak egzersizleri çalışmıyorum. Bunların yerine parçaların zor bölümlerini irdeliyorum. Örneğin Bach’ın do diyez majör prelude’u (Well Tempered Clavier) harika bir parmak egzersizidir.  Chopin’in preludelarının belirli kısımları, Tchaikovsky’in oktavları veya olabildiğince çok kası çalıştıran diğer tüm eserler.

Bir piyanist herzaman çalışmalıdır, bundan kaçış yoktur.”

Müzik Eğitimi Hakkında

“Müziğin öğretilmesine ilişkin oldukça kesin fikirlerim var. Size bu işi Rusya’da, o büyük konservatuarlarda, nasıl yaptığımızı anlatmama izin verin.

Her şey sisteme uygun ilerler. Öğrencileri iki kategoriye ayırırız; alt ve üst sınıf. Öğretmenler için de iki kategorimiz var.

Müzik eğitimine yeni başlayan öğrencilerin, bu işin temelini çok iyi öğrenmeleri gerekir. İlk başlangıçtan belirli bir seviyeye kadar öğrencinin gelmesi, üst sınıfa geçecek becerileri kazanmış olması beklenir.

Alt sınıf öğreticilerinin piyanist olması ya da olmaması fark etmez. Temel bilgileri kapsamlı şekilde öğretmesi yeterlidir, seyirci önünde konser vermiş bir piyanist olma şartı aranmaz.

Üst sınıf öğreticilerine ise Profesör deriz. Kariyerin de veya hali hazırda konserler vermiş/veren bir konser piyanisti olması gerekir.

Profesörün amacı, asistan öğretmen tarafından verilen temel üzerine artistik ve müzikal becerileri inşa etmektir… İleri seviye repertuvarda Profesör tarafından ele alınır.

Repertuvarda belli bir sistematiğin parçasıdır. Örneğin, iki yıllık müzik eğitimi almadan Chopin’in hiçbir eserini çalamazlar.”

Müzik Okulları

“Avrupa’daki müzik okulları maddi kar elde etmek için işletilmiyor. Her yıl sonunda mutlaka zarar ediyorlar. Okul ya devlet ya da varlıklı bireylerin bağışlarıyla ayakta kalıyor.

Rusya’da önce sanat gelir. Öğrencilerden ne kadar para kazanılabileceği sorusu ile yola çıkmayız.

Amerika’da durum farklı. Finansal temellerin önceliği aşikâr. Okulun gelir elde etmesi sağlanıyor.

Ülkenizde belli başlı okulların yöneticileri ile görüştüm. Hepsi okullarının sağlam finansal temeller üzerinde olduğunu söyledi. Ben de onlara ‘-Yüksek ideallere sahip bir okulu, profesörlerine ve öğrencilerine adaletli davranarak kar ettirmeniz mümkün değildir’ yanıtını verdim.

Orkestralar içinde durum aynı. Kar elde etmeleri mümkün değil, mutlaka arkalarında maddi bir destek olmalı. Bir örnek ile anlatayım:

Geniş çaplı bir orkestra temsili organize etmiştim. Müzisyen ücretleri, salon kirası, reklam ve prova maliyetleri 11.000 ruble tuttu. Gişe bilet gelirimiz 5.500 ruble oldu. Kalan kısmı kendi cebimden karşılamak durumunda kaldım.

Şimdi tekrar edeyim, varlıklı cemiyet bireylerine konser vererek veya idealleri olan müzik okulları işleterek para kazamazsınız.”

YORUM YAP

Your email address will not be published.