Alexander Borodin ve Homo Universalis

198 okuma

Homo Universalis Nedir?

“Homo Universalis” (Evrensel İnsan) bireyin becerilerinin idealleştirilmesini, yetenek ve profesyonel yönelimlerinin bir alandan fazla olmasını, [bireyin] istediği sürece yapabileceklerinin bir sınırı olmadığını açıklayan bir kavramdır. Homo Universalis tabiri yerine “Polimat”, “Rönesans Adamı”, veya “Hezârfen” tabirlerini görmek de olasıdır. Polimatlık, (Yunanca: πολυμαθής, polymathēs) 1603 yılında Alman filolog Johann von Wowern’ın “De Polymathia Tractatio: Integri Operis de Studiis Veterum” isimli kitabında ilk kez kullanılmıştır.

Homo Universalis, Rönesans döneminin Hümanist düşüncelerine paralel olarak dönemin aydınları tarafından da benimsenmiştir. İtalyan Hümanist düşünür Leon Battista Alberti’nin popüler özetlemesi; “Bir kişi arzularsa isterse her şeyi yapabilir.” kavramın yaygınlaşması açısından önemli bir dönüm noktasıdır demek yanlış olmaz. Leonardo da Vinci arketip haline gelmiş bir Rönesans Adamı’dır. Bilim, teknoloji, mühendislik, matematik ve sanat gibi alanların neredeyse hepsinde ustalaşmayı başarmış, ölümünden yüzlerce yıl sonra bile isminden söz ettirebilmiş biri olarak Leonardo da Vinci, akıl almaz yaratıcılığı da işin içine katıldığında polimatizm gayesinde olan biri için gerçekten de bir ideal olarak görülebilir. Günümüzde bu terim birden fazla ilgi alanı veya uğraşı olan kimseler için de kullanılır. Bu alanlara profesyonel anlamda katkıda bulunma kisvesi benimsenmemiş de olabilir. Klasik müzik dünyasında, özellikle de romantik dönem Rus okulunda polimatlık sıklıkla görülen bir durumdur. Birden fazla alana, bununla beraber birden fazla parçaya da bölünmüş müzisyen hayatlarına en güzel örneklerden bir tanesi şüphesiz Aleksander Borodin’in hayatıdır.

Bir Kimyager ve Müzisyen Olarak Borodin

Aleksander Porfiriyeviç Borodin, 1833 yılında evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya geldi. Babası Prens Gedeanov’du fakat Çarlık Rusya’sında soyluların evlilik dışı çocuklarına yapılan bir yöntem olarak Aleksander Prens Gedeanov’un kölesi Porfiri Borodin’in nüfusuna kaydedildi. Aleksander’ın annesi Eudoksia Reinecke orta sınıftan 24 yaşında kültürlü bir hanımdı. Babası 1840’ta ölünce Aleksander annesi sayesinde iyi bir eğitim almaya başladı, hiç okula girmeden özel eğitimciler tarafından yetiştirildi. 9 yaşındayken bir polka besteledi ama müzik eğitiminin o dönemde profesyonel anlamda geliştiğini söyleyemeyiz. Askeri bandodan bir flütçüden ders aldı. Daha sonra obua, çello ve piyano dersleri de aldı. 14 yaşındayken flüt ve piyano için bir kohnçerto ile Meyerbeer’in “Robert le Diable” operasından aldığı bir tema üzerine iki keman ve bir çello için bir trio da bestelemişti. Aleksander’ın kimya bilimine karşı özel bir ilgisi vardı. Küçüklüğünde odasına ufak bir laboratuvar dahi kurmuş ve havai fişekler üzerine deneyler yapmaya koyulmuştu.

1850 yılında Petersburg Tıp ve Cerrahi Akademisi’ne girdi. 1856 yılında aynı okulda patoloji ve terapi profesörünün asistanı oldu, aynı okulda iki sene sonra tıp doktorasını yaptı. 1859’da ise organik kimya üzerine çalışmak için yurtdışına gönderildi. Kışı Heidelberg’de geçirdi. Heidelberg Üniversitesi’nde okuyan gençler arasında Aleksander’ın yakın dostu ve periyodik sistemi ile ünlü Mendeleyev de vardı. Burada Aleksander gelecekteki eşi olan Ekaterina Sergeyevna Protopopova ile tanıştı. Ekaterina Chopin ve Schumann’a hayranlık besliyor, iyi derecede piyano çalıyordu. İkili iki yıl sonra Rusya’ya döner dönmez evlendi.

Borodin 1864 yılında St.Petersburg Tıp Akademisi’nde organik kimya profesörü oldu. Eşiyle birlikte Akademi binasındaki bir daireye yerleştiler. Kaos ile dolu ama mutlu bir ev yaşamını burada sürdürmeye başladılar. Yalnızca boş zamanlarında beste yapabilmeye fırsat bulduğu için Borodin kendisinden “Pazar Bestecisi” şeklinde söz ederdi. Bir söyleşisinde şunları söylemiştir:

            “Ancak kışın, öğrencilerime ders veremeyecek ölçüde hasta olduğum zaman beste yapabiliyorum. Bu yüzden dostlarım, alışılmış kuralı tersine çevirerek bana ‘Umarım sağlığın yerindedir.’ demek yerine “Umarım hastasındır.” derler.

Nikolay Rimski-Korsakov ise otobiyografisinde şöyle der:

            “Ziyaretlerimde onu sık sık dairesine bitişik laboratuvarında çlışırken bulurdum. İçi renksiz bir gazla dolu imbik şişesinin ödünde otururken vebir tüp aracılığıyla o gazı bir kaptan başka bir kaba damıtırken ‘Boşluğu yokluğa mı çeviriyorsun?’ diye sorardım. İşi biter bitmez benimle odasına dönerdi. Orada tam müzik üzerine konuşmaya dalmışken birdenbire ayağa fırlar, bir şeyin yanmadığını ya da kaynayan bir sıvının taşıp taşmadığını anlamak için laboratuvarına koşardı. Bu arada da koridoru yedili ve dokuzlu aralıkların inanılmaz yürüyüşleriyle doldururdu.”

Aleksander Borodin hayatını iki farklı alana yöneltmeyi başarmış çok özel bir bestecidir. Kimya kariyerinden en az müzik kariyeri kadar keyif almaktadır ve başarılıdır da. Organik kimya üzerine kırka yakın araştırma yapmış, sekiz kitap yazmıştır. Ayrıca kadınların yüksek öğrenime katılması için de önemli savaşlar vermiş, St. Petersburg’da Kadınlar İçin Tıp Okulu’nun da kurucularından biri olmuştu. Borodin öğrencilik yıllarında dahi beste yapmaya her zaman devam etti. Üstelik bunu hiçbir profesyonel eğitim almadan yapmayı başardı. Aynı zamanda amatör bir yaylı dörtlüsünde çellist olarak çalışıyordu. Borodin ancak 1862 yılında ilk profesyonel eğitimini almaya başladı, Mussorgsky tarafından tanıştırıldığı Mily Balakirev’den. Aldığı eğitim ile ilk senfonisini bestelemeye başladı. Hemen ardından o yıl Balakirev önderliğinde Beşler Okulu kuruldu.

Rimski-Korsakov gibi Borodin’in ikiye bölünmüş yaşamının her iki kısmı hakkında fikirlere sahip başka önemli besteciler de vardır. Bu ikililik hali şüphesiz ki birçok bestecinin ilgisini çekmiş bir durumdur. Bu bestecilerden biri de Dimitri Şostakoviç’tir. Şostakoviç, Solomon Volkov’un “Tanıklık Tutanağı” kitabında yer alanlara göre Borodin hakkında şu cümleleri söyler:

            “Evet; müziğinin yanında, Borodin’in aynı zamanda kimyager olduğunu, katalizörler ve çökeltiler konuısubdaki buluşlarıyla isim yaptığını herkes bilir. Bunların gerçekten de değerli buluşlar olduğuna ısrar eden kimyagerler ile karşılaştım. Buna karşılık bir kimyacı da bunların baştan aşağı saçmalık olduğunu ve Borodin’in tüm bilimsel bulgularını ikinci bir Poloveç Dansları dizisine değişebileceğini söylemişti. Ben de bunun üzerine Borodin iyi ki kimya ile uğraşarak ikinci bir dans dizisi yazmaya kalkmadı diye düşündüm.”

Şostakoviç bu ikilik halinin Borodin’in besteciliini katlettiğine inanıyordu. Çünkü yaşamının son dönemlerinde ince yürekli Borodin, aynı zamanda, kendini özellikle kadın haklarına adamış bir aktivistti. Yetmezmiş gibi tıp eğitimi onu son dönemlerin kolera salgınında bizzat evinde hem de hastanelerde hasta bakmaya itiyordu.

Borodin ömrü boyunca herkesin yardımına koşan, durmadan çalışan bir adam olmuştu. Kimya ve tıp alanına katkılarının yanı sıra hayattayken besteleri Rusya dışında yoğun ilgi gören nadir Rus bestecilerindendir. Özellikle Franz Liszt ile hoş bir dostluk kurmuştu, Liszt’i kendine ikinci senfonisiyle hayran bırakmıştır. Ömrünün son yıllarında herkese yaptığı yardımlar Borodin’i çok yorgun düşürdü. Üstelik eşi de hastalığı sebebiyle Moskova’ya taşınmak zorunda kalmış, kalabalık evlerinin sorumluluğu yalnız Borodin’e kalmıştı. Bu zamanlarda ona iyi hissettiren yegâne şey bestelerinin popülerliği ve kendisine müzikal anlamda duyulan ilgi olmuştur. Eserleri Avrupa’da birçok ülkede yankı uyandırmasının yanında ünü Amerika’ya dahi yayılmıştır.

Borodin 1886 yılında Azot üzerine yazdığı son kimya makalesini yayımladı ve üçüncü senfonisinin üzerinde çalışmaya başladı. Son olarak Prens İgor eserinde eksik kalan bazı kısımları besteledi.

26 Şubat 1887’de gittiği bir baloda, son kez çok eğlenceli bir gece geçirdikten sonra kalbinin durmasıyla yaşamını yitirdi. Bu baloda kırmızı elbise ve uzun siyah çizmeleriyle geleneksel bir Rus kostümü giyiyordu. Aleksander Borodin, Aleksander Nevski Mezarlığı’na gömülmüştür. Sevgili dostları Modest Mussorgsky ve Nikolay Rimski-Korsakov ile yan yana yatmaktadırlar.

Yazarın notu: Gerçek bir “Homo Universalis” olan ve benim için ayrıca bir kıymet taşıyan Aleksander Borodin, her müzisyenin örnek alması gerekli olduğunu düşündüğüm bir idol. İyi bir müzisyenin yalnızca küçük resmi görmemesi, birçok alana yatkın olması ve ilgi duyması gerektiğine inanıyorum. Müzik yalnızca müzikten ibaret değildir. Büyük besteciler ve müzisyenler hayatlarının başka alanlarında da yetkin olmaya yatkındırlar. Müziğin iyi bir müzisyenin hayatına tamamen sahip olması gerektiği inanışına güçlü bir şekilde karşı duruyorum. Bu nedenle maalesef ki üstat Şostakoviç ile bir fikir ayrılığı yaşıyorum. Hayatın içinde başka şekillerde de yer alabilmek, hayata başka şekillerde de dokunabilmek iyi bir müzisyeni ancak daha iyi yapar.

Kaynak: Leonard, Richard Anthony, A History Of Russian Music, Macmillan Company, 1957.

YORUM YAP

Your email address will not be published.