Albert’in Anlamsızlığa Anlam Yükleme Çabası?

127 okuma

Tüm insanlar birer filozoftur. Felsefi problemlerle uğraştıklarının farkına varmasalar da hepsinin de en azından felsefi ön yargıları vardır. İnsanların, salt kendi çıkarları yönünde görüşlerini şekillendirdiği önyargısıdır. Bu kuramı insanlar, ilke olarak kendilerine değil, yalnızca karşısındakilere, özellikle de kendi görüşlerinde olmayanlara uyarlarlar. Ancak bu tutum, yeni görüşleri sabırla dinlemeyi ve ciddiye almayı engeller; tüm bu fikirler, diğerlerinin “kazançlarına” olduğu gerekçesiyle önem verilmez.

Bu biçimde akılcı bir tartışma yürütmek olanaksızdır. Doğuştan sahip olduğumuz öğrenme hırsımız, doğruyu bulma isteğimiz böylece yavaş yavaş keskinliğini yitirecektir. “Doğrusu aslında nedir?” gibi önemli bir soru, yerini başka, daha önemsiz, “Senin istediğin nedir? Görüşünü etkileyen nedenler nelerdir?” tarzındaki sorulara bırakacaktır. Böylelikle, görüşleri bizlerden farklı olan insanlardan bir şeyler öğrenmek artık olanaklı olmayacaktır. İnsan şuurunun evrensel bütünlüğü, hepimizin ortak akılcılığına dayanan birlik bozulacaktır.

Tüm insanlar birer filozoftur; çünkü tümünün, hayat ve ölüm hakkında şöyle ya da böyle bir görüşü vardır. Bazılarına göre yaşam naçizdir, çünkü bir sonu vardır. Ancak, onlar savlarının tersi düşünüldüğünde yaklaşımlarının aynı özellikte savunabileceğinin farkında değillerdir. Böyle bir son olmasaydı, yaşamın önemi de olmazdı. Ve onlar, günümüzde hayatın değerini kavramamıza yardımcı olduğunu da görmezden geliyorlar.

Tabii Albert Camus gibi yaşamın absürtlüğüne inananlarda var. İnsanların günlük yaşamlarında verdikleri mücadeleleri başlıca anlatan felsefi bir yazardır. Buna “Hayatın Saçmalığı” diyor. Hiçbir şeyde nesnel anlam yoktur, savunmasını yapıyor. Camus, hayattaki mücadelelerinizin farkında olmanın ve onları aşmaya devam etmenin kişiyi “galibiyete” götüren olduğuna inanır. En önemli meselelerin en ciddi sonuçlara sahip olması gerektiğini düşünür. Tersi de doğrudur: ciddi sonuçları olmayan fikirler yüksek düzeyde bir önemi hak etmez. Camus, en mühim şeyin kendi yaşamının olduğu sonucuna varır ve “…hayatın anlamı soruların en acilidir”. Ayrıca hayatın bir anlamı yoksa hiçbir ehemmiyeti olmayacağını da savunur. Önemi yoksa ölü olmak daha iyidir, çünkü ölüler acı çekemez.

Camus, anlamsızlığın, anlam erozyonun içinde doğmuştur. Adını duyduklarında hemen akıllarına gelen düşünceler bunlar. Absürt, mahiyette anlamsız ve kayıtsız bir kozmos da insan bilincinin -hayatta mütemadiyen bir düzen ve anlam talebiyle- mevcudiyetinden kaynaklanan metafizik bir gerilim ya da karşıtlık olarak tanımlanabilir. Camus, Absürtü modern insanlık durumunun temel ve hatta tanımlayıcı bir özelliği olarak görüyordu. İsyan kavramı hem çözümlenmiş bir eylem yolunu hem de bir dimağ durumunu ifade eder. Esasıyla ve basit bir ifadeyle, insanları ezen her şeye karşı kahramanca bir meydan okuma ya da mukavemet tutumundan oluşur.

O halde Absürt nosyonuyla ne kastedilmektedir? Popüler kültürün aktardığı görüşün tersine, Absürt (en azından Camus’un terimleriyle), modern yaşamın paradokslar, tutarsızlıklar ve entelektüel kafa karışıklığıyla dolu olduğuna dair belirsiz bir erişmeye gönderme yapmaz. Bunun yerine, vurguladığı ve netleştirmeye çalıştığı gibi, Absürt mevcudiyetimizdeki temel sakil davranışçılığı, trajik bir uyumsuzluğu ifade eder. Aslında Absürtün, yaşamdaki düzen, mana ve amaç için insani arzumuz ile boş, kayıtsız “evrenin sessizliği” arasındaki bir arbedenin veya yüzleşmenin ürünü olduğunu iddia eder. Bunun sadece saçma olanı görmezden gelmek anlamına gelmediğine dikkat edin, çünkü onu geri çevirmek için bir şeyin farkında olmamız gerekir. Camus, absürte başkaldırma niyetiyle yaptığımız her şeyin hayatımızın anlamı olarak düşünülebileceğini ifade eder.

Albert’in, yaşamanın kendisinin istenip istenmediğine verdiği yanıtın artık farkındayken, absürt insan nasıl yaşayacaktır? Camus, eğer nihai bir iyi varsa, bunun uzun ve tecrübelerle dolu bir yaşamda olacağını düşünür. Kısacası, saçmalığa başkaldırmak için, mümkün olduğu kadar yoğun yaşamak gerekir.

Kaynak: Karl R. Popper, Quest for a better world : Articles and Proceedings of the Sonot Thirty Years, 1984

4 Yorum

  1. Eline emeğine sağlık. Anlatımın çok güzel bayıldımm. Senin sayende Albert Camus’u tanıdım. Neler düşündüğünü öğrendim. En kısa sürede sizinle başka bir yazıda karşılaşmak dileğiyle
    Hoşçakalın…

    • ‘PARTER’ dergisine, gösterdiğiniz ilgiyi ve yazdığınız yorum için tüm samimiyetimle teşekkür ediyorum, Şükran Hanım.

YORUM YAP

Your email address will not be published.