Adorno ve Bugünün Müziği Üzerine Sesli Düşünmeler

1058 okuma
Adorno, Theodor W. - Philosoph, Soziolge, Deutschland - *11.09.1903-06.08.1969+ - 1967 Verfremdung-des-Bildmaterials-durch-Kolorierung-Collagierung-Montage-auszugsweise-Nutzung-oder-elektronische-Verfremdung-nur-nach-Rücksprache!

“Mozart’ın müziğini dinleriz. Bir teselli ve bir umut olarak içsel dünyamızın hengamesinde hoşça karşılanan bir teneffüstür ancak biz bunu başka çağlardan yankılanan ve temelden bize yabancı bir şey olarak dinleriz.” Kandinsky bu yargısı ile icra edilen her müziğin içinde bulunduğu zamanın ruhu olduğunu, bizim ise en fazla bir teneffüs yakınlığında özümseyebileceğimizi iletir.

Toplumun dinamiklerinde din, ahlak, otorite unsurları değiştiğinde, bu dönüşümün gözle görünür olduğu ilk alanlar edebiyat, sanat ve müziktir. Bu disiplinler içinde bulunduğumuz çağın resmini önümüze koyar. Bu bazen bir karanlık, bazen kaos, bazen yozlaşmanın resmidir. Son yüz yılda her şeyin ve hatta kültür ve sanatın bir tüketim malzemesi haline gelmesi, özgünlüğün yittiği, standardizasyonun makyajlanarak tekrar ve tekrar pazara sunulduğu bir dünya ile karşı karşıyayız.  Tam da bu nokta için Theodor W. Adorno’nun toplum ve müzik ilişkisine felsefi bir bakış açısı getirdiğini söyleyebiliriz. Frankfurt Okulu’nun süreli dergisinde 1932 yılında yayımlanan makalesinin konusu “Müziğin Toplumsal Konumu”dur.  Adorno ile artık kitle kültürü, yüksek/düşük sanat, kültür endüstrisi gibi kavramlar müzik sosyolojisinin de konusudur. Toplumun tüm tüketim alışkanlıkları müziği de etkiler. Kapitalist sisteme entegre her ürün gibi müzik de toplum tarafından talep edilen yine tüketicinin isteklerine göre şekillenen, üretilen, dağıtılan, pazarlanan bir meta olarak yerini alır. Adorno bunlara itiraz ederek müziğin harekete geçirme gücüne inanıyordu, Bir röportajında tam da şu cümlelerle popüler müziğe bakışını ve eleştirisini ortaya koyar;

Politik protestolar ile eğlencenin müziği olan popüler müziği bir tutmanın belli sebeplerden ötürü başlangıçtan beri sakat olduğuna inanıyorum popüler müziğin çapı, modernist kılığa büründüğü yerlerde bile bir bakıma ticari karakterden, tüketimden eğlencenin içine saplanıştan ayrılmaz bir hale gelmiş durumdadır ve yeni bir fonksiyon kazandırmaya yönelik girişimler sığlıktan ibarettir. Şunu da belirtmek zorundayım ki bir işe girişen birinin herhangi bir sebepten Vietnam hakkında duygusal müzikler söylemesini dayanılmaz buluyorum. Aslında korkunç bir şeyi alıp onu tüketilebilir hale getiren bu şarkı tamamen dayanılmaz oluyor. Eninde sonunda onu sıkarak tüketilebilirliğe sahip bir şey çıkarıyor.

Theodor Adorno

Canetti’nin “müziğin kendisi için çalmaya başlaması” yargısından çıkarabileceğimiz başka bir hal vardır. “Müzik kendisi için çalmaya başladığında ne demek,” sorusunun cevabı bizi “müzik endüstri için çalmaya başladığı zaman” ne demek sorusunun cevabına da götürecektir. Eğer müzik kendisi için çalmaya başlarsa, bu o zaman müziğin bir insanlık durumunun -tıpkı maddenin halleri gibi akışkanlık durumunun- doğal bir yansıması olacak. Güncel, politik, siyasal ya da sosyal olayların kültürel çıktısı verili bir dil inşa ederken yanında fon olabilecek bir araç -metot-  olarak müzik kullanılıyorsa -tıpkı Adorno’nun belirttiği gibi- temsil ettiği ya da yansıması olduğu hatta ve hatta -çok Baudelairecı bir yaklaşım ile- simülasyonu olduğu insanlık krizinin tüketilebilir bir paketi haline gelir. Bunu bilhassa 60’lı yıllardaki sosyal ve toplumsal hareketlerin müzikle kurduğu ilişkiye bakarak anlayabiliriz. Vietnam protestoları  sırasında Bob Dylan’ı Joan Baez’i düşündüğümüzde bunlar insana protest ve suni bir coşku imkânı vermesinin yanında serinkanlı baktığımızda 3 milyon insanın katledildiği Vietnam Savaşı ile geride bırakılan somut hakikate ilişkin elimizde hiçbir ipucu, bilgi ve bu bilginin dönüştürdüğü bir bilinç mevcut değildir. Geride sadece ve sadece melodi kalmıştır. Bilinç yoktur melodi vardır. Müzik kendi bilincine sahip olmalıdır. Buna sahip olmayan müzik sadece bir melodiden ibarettir. Gerçek müzik insanı değiştirir, dönüştürür.

Şimdi durduğumuz yerden bundan on yıllar öncesinde bir düşünür müziğin metalaştırılarak, sanattan, kültürden, felsefeden uzaklaşarak dinleyeni sadece uyuşturan, pasifleştiren bir araca dönüştürdüğünü söylüyor. Bugün dünyaya tek bir yerden servis edilen ve benzer türevlerinin/taklitlerinin iç pazarda üretilerek yan ürünleri ile pazara sunulduğu bir endüstriden bahsediyoruz. Adorno yeni müziğin felsefesi’ni ortaya koyarken müziğin diriltici gücüne dikkat çekmekteydi. Peki bu endüstrinin dayatmaları, sahte paketlenmiş duyguları bu yüzyılın zamanının ruhu mu? Mozart dinlerken gittiğimiz yüzyıldan sonra neler değişti, bir teselli ya da umut olmaktan uzaklaşan, toplumun çaresizliği üzerine dahi kayıtsızlığı güzelleyen müzik nasıl oldu da paketlenip satılan bir popüler kültür endüstrisinin aracılarından oldu?


YORUM YAP

Your email address will not be published.